12 Eylül faşizminin üzerinden tam 45 yıl geçti. 45 yıl önce, tekelci sermayenin ve özellikle ABD’nin bölge bekçiliğini yapan Türk ordusu, yükselen devrimci muhalefeti bastırmak ve Kürt halkının ulusal özgürlük mücadelesini ezmek için, varmış gibi gözüken burjuva demokrasisini de rafa kaldırdı. Yasama, yargı ve yürütme organlarını kendi ellerine alarak toplumun üstüne kara basan gibi çöktüler.
İşçi ve Emekçi Halklara Karşı Terör
12 Eylül, işçi-emekçi halklarımıza ve devrimcilere, ilericilere, aydınlara, kısaca kendileri gibi düşünmeyen tüm insanlar üzerinde açık bir terör estirdi. Yüzbinlerce insan işkence tezgahlarında geçirildi, yıllarca cezaevlerinde tutsak tutuldu; yüzlercesi ise idam sehpalarında ölümsüzleştirildi.
Buna ek olarak, emekçilerin kanları ve canlarıyla kazandıkları ekonomik, sosyal ve siyasal haklar gasp edildi. Sendikalar, dernekler, kültür merkezleri ve siyasal partiler kapatılarak toplumun apolitikleşmesi sağlandı. Her türlü baskı ve politik uygulama devreye sokuldu.
Faşist Darbeciler ve Sermaye Cenneti
12 Eylül faşist darbecileri, emperyalizmden aldıkları talimatla işçi-emekçi halklara ve devrimcilere işkence ve ölüm kusarken, tekelci sermayeye her türlü imkan ve olanakları sundular. Ülkeyi sermayenin cennetine çevirdiler.
Yürürlüğe koydukları anayasa ile bir yandan emekçilerin toplumsal muhalefetini bastırıp haklarını gasp ettiler, diğer yandan ideolojik ve politik saldırılarla toplumsal yaşamın ve değerlerin içini boşalttılar. Toplumsal çürüme ve yozlaşmayı derinleştirdiler; toplumun bir kuşağı adeta yok edildi.
12 Eylül Anayasası Bugün de Var
Bugün hâlâ yürürlükte olan ve derinleştirilen 12 Eylül faşist anayasası, küresel sermayeye hizmet ediyor. Sözde terörle mücadele kanunları adı altında yeni faşist yasalar çıkarılarak, yok edemedikleri devrimci direnişi boğmak ve Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmak istiyorlar.
Ama nafile! Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de devrimci mücadele ve direniş ruhu asla susturulmadı ve susturulamaz. Halkların baskı ve sömürüye karşı verdikleri özgürlük ve sosyalizm mücadelesi asla engellenemez. Hitler ve Mussolini artıkları faşist generaller, İspanya’da, Arjantin’de, Yunanistan’da, Portekiz’de ve Uruguay’da olduğu gibi, bir gün mutlaka ülkemizde de sanık sandalyesine oturtulacaktır.
Marksist Sola Düşen Görev
Bu faşist diktatörlerin halklarımıza ve devrimcilere yaptıklarının hesabını sormak için, marksist sola büyük görevler düşmektedir. Tüm devrimcilerin, komünistlerin, aydınların ve sosyalistlerin birleşik mücadele ve dayanışma ruhunu öne çıkarması zorunludur.
Mücadeleyi bir adım daha ileri taşımak için ciddi özveri ve fedakârlık gerekir. Marksist-Leninistler, zaman kaybetmeden adım adım Birleşik Devrimci Emek Cephesini oluşturmalıdır. Faşizmi sanık sandalyesine oturtmak, işçi ve emekçi halkların devrimci iktidarının kurulmasının yoludur.
Ve ancak 12 Eylül faşizminden kayıp ettiklerimize, böyle layık olabiliriz!
Kahrolsun Faşizm!
Yaşasın Sosyalizm!
Yaşasın Halkların Kardeşliği!
Yaşasın Kürt, Türk ve tüm dışlanan halkların faşizme karşı mücadele cephesi!
12.09.2025



