Birleşmiş Milletler (BM) özel raportörleri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Mart ayında gözaltına alınmasının ardından düzenlenen protestolarda polisin orantısız güç kullanımı ve işkence iddialarına ilişkin ciddi endişelerini dile getirdi.
19 Haziran tarihli ve Türkiye’nin 8 Ağustos’taki yanıtından sonra yayımlanan mektupta, sekiz BM raportörü, güvenlik güçlerinin protestolar sırasında ve gözaltındaki kişilere yönelik eylemlerinin “işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele yasağının ihlali anlamına gelebileceğini” vurguladı.
Mektuba, işkence, keyfi gözaltı, ifade ve toplanma özgürlüğü, insan hakları savunucuları ve terörle mücadele alanlarında görev yapan raportörler imza attı.
“Sistematik şiddet” iddiaları
Raportörler, Türkiye’de güvenlik güçlerinin “sistematik şiddet” uyguladığına dair bir tablo çizerek, coplarla ağır darp, tekme ve yumruk atma, gözlere yönelik kimyasal sprey kullanımı, plastik mermilerin doğrudan vücuda ateşlenmesi ve TOMA’ların yakın mesafeden kullanılması gibi yöntemlere dikkat çekti.
İmamoğlu, 19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik geniş kapsamlı polis operasyonunun ardından 23 Mart’ta gözaltına alınmıştı. Bu gelişme, 2013 Gezi Parkı protestolarından bu yana Türkiye’de görülen en kitlesel gösterilere yol açtı.
Gösterilerde ülke genelinde yaklaşık 2 bin kişi, aralarında lise öğrencileri, üniversiteliler, avukatlar, gazeteciler, sendika temsilcileri ve insan hakları savunucularının da bulunduğu kişiler gözaltına alındı. Yaklaşık 300 kişi ise tutuklandı.
İşkence, kötü muamele ve cinsel şiddet iddiaları
BM raportörleri, baş ve yüz bölgesini hedef alan yaralanmalar, farklı aşamalarda işkence ve kötü muamele, tehdit, hakaret, cinsiyetçi küfürler, kadınlara yönelik cinsel şiddet, sağlık hizmetine erişim engeli, dört güne kadar avukatsız gözaltı ve internet erişiminin kısıtlanması gibi ihlallere ilişkin çok sayıda rapor aldıklarını bildirdi.
Raportörler, Türk hükümetine bu iddiaları süratle soruşturma, keyfi şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılanları serbest bırakma ve tıbbi yardıma ihtiyacı olanlara gerekli hizmeti sağlama çağrısı yaptı.
Hükümetin yanıtı
Türk hükümeti ise 8 Ağustos tarihli yanıtında, gösterilerin önceden bildirim yapılmadığı gerekçesiyle “kanunsuz” olduğunu savundu. Anayasa’nın 34. maddesi toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını önceden izin şartına bağlamazken, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 10. maddesi, gösteriler için 48 saat önceden bildirim yapılmasını zorunlu kılıyor. Bu uygulama, insan hakları örgütleri tarafından “fiili izin sistemi” olarak eleştiriliyor.
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) 2024 tarihli ortak raporu da söz konusu bildirim şartının barışçıl toplanma hakkının önündeki en büyük engellerden biri olduğunu belirtmişti.
Hükümet ayrıca güvenlik güçleri hakkındaki tüm ihlal iddialarının ilgili makamlara iletildiğini ve soruşturulduğunu savundu. Ancak raportörlerin talebine rağmen herhangi bir disiplin veya yargı süreci hakkında bilgi paylaşmadı. Açıklamada ayrıca, “gaz ve benzeri ekipmanların diğer ülkelerde de kullanıldığı” belirtilirken, bu araçların aşırı ve tehlikeli kullanımına ilişkin uluslararası standartlara değinilmedi.
Kaynak: Turkish Minute



