fbpx

ABD Büyükelçisi Tom Barrack’tan Osmanlı ve İngiltere benzetmesi: “Biz buradayız, gitmiyoruz!”

Paylaş

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, Orta Doğu’daki Amerikan varlığını Osmanlı İmparatorluğu ve İngiltere’nin tarihsel rolleriyle karşılaştırdı. Washington’un bölgeden ayrılmayacağını vurgulayan Barrack, ABD’nin artık bölgenin güvenliğinden tek başına sorumlu olmak istemediğini söyledi.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, 29 Ekim Perşembe günü Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen CNN Global Perspectives etkinliğinde, Washington’un Orta Doğu’daki askerî ve siyasi varlığının geleceğine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bölgenin tarihsel olarak farklı güçlerin hâkimiyeti altında kaldığını belirten Barrack, Osmanlı İmparatorluğu ve İngiltere’yi örnek göstererek ABD’nin bölgeden çekilme niyetinde olmadığını vurguladı.

“Osmanlı İmparatorluğu bir güvenlik garantörüydü, sonra ayrıldı. İngilizler geldi, güvenlik garantörü oldular, onlar da ayrıldı” diyen Barrack, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz buradayız. Ayrılmıyoruz. Yalnızca artık bölgenin sahibi olmayacağımızı söylüyoruz. Bölge ülkelerinin de sürece katılması gerekiyor ve Başkan bunu yapıyor.”

Barrack’ın açıklaması, ABD’nin Orta Doğu’daki askerî varlığını sürdürürken bölgesel güvenliğin sorumluluğunu müttefikleriyle paylaşmaya yöneldiğini ortaya koyuyor.

Osmanlı’dan İngiliz sömürgeciliğine, oradan ABD’nin bölgesel hâkimiyetine

Barrack’ın Osmanlı ve İngiltere üzerinden yaptığı tarihsel karşılaştırma, Orta Doğu’nun dış güçlerin güvenlik ve nüfuz politikalarıyla şekillenen geçmişini yeniden gündeme getirdi.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgedeki egemenliğinin sona ermesiyle İngiltere ve Fransa, manda yönetimleri ve sömürgeci düzenlemeler aracılığıyla geniş bir coğrafyada siyasi hâkimiyet kurdu.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise ABD, özellikle Körfez ülkeleriyle kurduğu askerî, ekonomik ve diplomatik ilişkiler üzerinden bölgedeki başlıca dış güçlerden biri hâline geldi.

Washington’un bölgesel stratejisinde petrol ve doğal gaz kaynakları, enerji ticaretinin güvenliği, askerî üsler ve silah satışları belirleyici rol oynadı.

Barrack’ın açıklamaları, bu tarihsel düzenin sona ermesinden çok ABD’nin bölgedeki sorumluluklarını ve müdahale yöntemlerini yeniden tanımlama arayışına işaret ediyor.

“Petrol karşılığı güvenlik” modelinde değişim

Barrack, 20 Ekim’de yine Doha’da düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda da ABD’nin Orta Doğu politikasındaki değişime ilişkin benzer açıklamalar yapmıştı.

ABD’nin yaklaşık 80 yıldır üstlendiği küresel güvenlik garantörlüğü rolünün artık eski biçimiyle sürdürülemeyeceğini belirten Barrack, Washington’un Körfez ülkeleriyle kurduğu geleneksel “petrol karşılığı güvenlik” modelinin dönüşüm geçirdiğini söylemişti.

Barrack, ABD’nin geçmişte Irak, Afganistan ve Libya gibi ülkelerde gerçekleştirdiği müdahalelerin sonuçlarını da eleştirerek bölge ülkelerinin kendi güvenlikleri konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini savunmuştu.

Ancak bu yaklaşım, ABD’nin askerî üslerini kapatacağı veya bölgesel ittifaklarından vazgeçeceği anlamına gelmiyor.

Washington, askerî ve diplomatik varlığını sürdürürken doğrudan müdahalelerin maliyetini azaltmayı ve bölgesel ortakların güvenlik yükünü artırmayı hedefliyor.

Bölgesel güvenlik kimin çıkarları doğrultusunda şekillenecek?

Trump yönetiminin bu yaklaşımı, özellikle İran’la yaşanan çatışmalar ve Körfez ülkelerinin güvenlik kaygıları nedeniyle önem taşıyor.

ABD, bölgedeki ortaklarından daha fazla askerî ve siyasi sorumluluk üstlenmelerini isterken kendi stratejik çıkarlarını korumayı sürdürüyor.

Bu çıkarlar arasında enerji kaynaklarına erişim, uluslararası ticaret yollarının güvenliği, silah ticareti ve bölgesel ittifaklar bulunuyor.

Bununla birlikte bölgesel güvenlik düzeninin yalnızca devletler arasındaki askerî anlaşmalarla şekillenmesi, savaşlardan ve siyasi müdahalelerden etkilenen halkların taleplerinin karar süreçlerinde ne ölçüde yer bulacağı sorusunu da gündeme getiriyor.

Barrack’ın Osmanlı, İngiltere ve ABD arasında kurduğu tarihsel benzetme, Orta Doğu’da güvenliğin uzun süredir dış güçlerin stratejik hesaplarıyla ilişkilendirildiğini gösteren bir siyasi yaklaşımı yansıtıyor.

ABD’nin yeni politikasında değişen unsur, Washington’un bölgedeki varlığından çok bu varlığın maliyetini ve sorumluluğunu nasıl paylaşacağı.

Barrack’ın “Biz buradayız, gitmiyoruz” sözleri ise Trump yönetiminin Orta Doğu’dan bütünüyle çekilmek yerine bölgedeki Amerikan varlığını farklı bir güvenlik düzeni içinde sürdürmek istediğini açıkça ortaya koyuyor.