Fransa’da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri için kampanyasını sürdüren La France insoumise lideri Jean-Luc Mélenchon, Clermont-Ferrand’daki mitinginde neoliberalizmin kırk yıllık egemenliğinin sona erdiğini savundu. Pinochet diktatörlüğü dönemindeki Şili’yi neoliberal politikaların tarihsel “laboratuvarı” olarak gösteren Mélenchon, öğrenci hareketinden sosyal haklara, ekolojik planlamadan dış politikaya uzanan bir “kopuş” programı savundu.
Jean-Luc Mélenchon, 11 Ekim’de Clermont-Ferrand yakınlarındaki Zénith salonunda yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı seçim mitinginde 2027 seçimlerini yalnızca Fransa’da iktidarın el değiştireceği bir yarış olarak değil, daha geniş bir ekonomik ve siyasal dönemin kırılma noktası olarak tanımladı.
Konuşmasının merkezine son kırk yıldır dünyaya yön verdiğini söylediği neoliberal düzeni yerleştiren Mélenchon, “Bir dünya sona eriyor” dedi.
Mélenchon’a göre sona yaklaşan bu dünya, özelleştirmelerden sosyal hakların geriletilmesine, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasından sermayenin küresel ölçekte serbestleşmesine uzanan neoliberal model.
“Laboratuvarı Pinochet diktatörlüğüydü”
Mélenchon konuşmasında neoliberalizmin tarihine doğrudan Şili üzerinden değindi:
“40 yıldır yasayı koyan neoliberalizm, Pinochet diktatörlüğü altında araştırma laboratuvarını kurduktan sonra bütün gezegene yayıldı.”
Bu tarihsel gönderme yalnızca siyasi bir slogan değil. Augusto Pinochet’nin 1973 darbesi sonrasında Şili’de iktidara gelen askeri diktatörlük döneminde, büyük bölümü Chicago Üniversitesi’nde eğitim görmüş ve “Chicago Boys” olarak bilinen ekonomistler kapsamlı piyasa reformları uyguladı.
Özelleştirmeler, piyasaların serbestleştirilmesi, sendikal hakların sınırlandırılması ve devletin ekonomik rolünün azaltılması Şili’deki dönüşümün temel unsurları oldu.
Dünya Bankası’nın da yakın dönem tarih çalışmalarında Pinochet Şili’si, neoliberal modelin en erken ve en kapsamlı uygulama alanlarından biri olarak tanımlanıyor.
Ancak neoliberal düşüncenin kendisi Pinochet rejimiyle başlamadı. Friedrich Hayek, Milton Friedman ve başka iktisatçıların geliştirdiği fikirler daha önce de mevcut ve uluslararası ağlar üzerinden yayılıyordu. Şili’yi farklılaştıran, bu politikaların bir askeri diktatörlük altında geniş çaplı biçimde uygulanmasıydı.
Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle küreselleşti
Mélenchon, neoliberalizmin dünya çapında yayılmasında Sovyetler Birliği’nin çöküşünü de dönüm noktası olarak gösterdi.
Ona göre sosyalist blokun ortadan kalkmasının ardından sermayenin serbest dolaşımı, özelleştirme, deregülasyon ve kamu hizmetlerinin piyasaya açılması çok daha hızlı biçimde küresel norm haline geldi.
Mélenchon, bu süreçte daha önce işçi sınıfının ve toplumsal mücadelelerin elde ettiği kazanımların parça parça geri alındığını savundu.
Ancak bugün aynı düzenin kendi çelişkileri nedeniyle krize girdiğini söyledi.
Konuşmasında ABD’de Donald Trump’ın yükselişini, Arjantin’de Javier Milei’nin iktidarını ve Avrupa’da aşırı sağın güçlenmesini de bu krizin siyasal sonuçları arasında değerlendirdi.
Mélenchon’un argümanına göre neoliberal merkez siyasetin sosyal eşitsizliklere yanıt üretememesi, giderek daha geniş kesimleri radikal sağ seçeneklere yöneltti.
Öğrenci hareketi konuşmanın merkezindeydi
Miting yalnız neoliberalizmin tarihine ilişkin bir konuşma değildi.
Fransa’da haftalardır liseleri ve üniversiteleri etkileyen öğrenci hareketi, Clermont-Ferrand buluşmasının temel gündemlerinden biriydi.
Öğrenciler kötü durumdaki okul binaları, öğretmen ve personel eksikliği, kalabalık sınıflar ve yükseköğretime geçiş sistemi Parcoursup’a karşı ülke çapında blokajlar ve gösteriler düzenliyor.
Mélenchon öğrenci hareketinin “yüksek bir siyasi ve sendikal olgunluk” gösterdiğini söyledi.
LFI lideri Parcoursup’un kaldırılmasını ve üniversiteye girişte seçici sistemden vazgeçilmesini savunurken, oy kullanma yaşının 16’ya indirilmesi çağrısını da yineledi.
Öğrenci örgütleri ise liseler için yaklaşık 10 milyar avroluk acil yatırım programı talep ediyor.
Mélenchon bu hareketi yalnız okulların maddi koşullarına ilişkin bir protesto değil, kendi deyimiyle sona ermekte olan neoliberal döneme karşı daha geniş bir toplumsal itirazın parçası olarak konumlandırdı.
“Bilgi bir meta değildir”
Mélenchon’un eğitim alanındaki temel eleştirilerinden biri de eğitimin piyasa mantığıyla örgütlenmesi.
LFI liderine göre kamu eğitiminin zayıflatılması, üniversiteye girişin giderek daha seçici hale getirilmesi ve öğrenciler arasındaki eşitsizliklerin büyümesi, eğitimin kamusal bir hak olmaktan çıkarılarak bir “piyasa” gibi ele alınmasının sonucu.
Konuşmasında bilginin “meta” haline getirilemeyeceğini savundu.
Bu çerçevede Parcoursup’un kaldırılmasını, eğitim kurumlarına daha fazla kamu yatırımı yapılmasını ve öğretmen açığının kapatılmasını 2027 programının önemli başlıkları arasında sıraladı.
Altıncı Cumhuriyet, emeklilik ve ekolojik planlama
Mélenchon neoliberalizmin yerine ne önerdiğini de konuşmasında ortaya koydu.
Programının sosyal adalet, hak eşitliği ve ekolojik planlama üzerine kurulacağını belirten Mélenchon; Fransa’da Altıncı Cumhuriyet’e geçişi, yurttaş girişimi referandumunu ve seçilmiş yöneticilerin geri çağrılabilmesini savunuyor.
Emeklilik yaşının yeniden 60’a indirilmesi de LFI programındaki temel sosyal politika başlıklarından biri.
Dış politikada ise NATO’dan daha bağımsız bir Fransa ve “bağlantısızlık” çizgisini savundu; ABD Başkanı Donald Trump’ı uyguladığı ekonomik ve dış politika nedeniyle “hasım” olarak nitelendirdi.
“Bir dünya bitiyor” tartışması
Mélenchon’un Clermont-Ferrand konuşmasının esas siyasi iddiası ise tek tek seçim vaatlerinden daha genişti.
LFI lideri, neoliberalizmin yalnızca kötü yönetilen bir ekonomik model olmadığını; dünya çapında yaklaşık kırk yıl boyunca sınıfsal güç dengelerini sermaye lehine yeniden şekillendiren bir dönem olduğunu savunuyor.
Fransa’da büyüyen öğrenci hareketini de bu nedenle yalnızca öğretmen sayısı, okul bütçesi ya da Parcoursup tartışması üzerinden okumuyor.
Mélenchon’un Clermont-Ferrand’da kurduğu çerçevede asıl mücadele, sona erdiğini söylediği neoliberal düzenin ardından neyin kurulacağı üzerine.
Bu iddia ise önümüzdeki 2027 seçimlerinde Fransa solundaki temel tartışmalardan birini oluşturacak: ekonomik ve sosyal kriz mevcut sistem içinde düzenlemelerle mi karşılanacak, yoksa neoliberal modelden daha kapsamlı bir kopuş mu hedeflenecek?



