fbpx

Cornell’de “Jane Doe” dosyası: Bir geceden fazlası, kampüste yapısal cinsel şiddet tartışması

Paylaş

Cornell University’de eski bir öğrencinin 2024 yılında Chi Phi kardeşlik evinde birden fazla öğrenci tarafından uyuşturularak cinsel saldırıya uğradığı iddiasıyla açtığı dava, ABD’nin en seçkin üniversitelerinden birinde cinsel şiddet, fraternity kültürü ve kurumsal sorumluluk tartışmasını yeniden büyüttü. “Jane Doe” takma adını kullanan öğrenci, Cornell’i ve yedi eski öğrenciyi de kapsayan hukuk davasını Eylül 2026’da açtı. New York eyaleti ceza soruşturmasını yeniden başlatırken Cornell’in kendi araştırmasında ankete katılan lisans öğrencisi kadınların yüzde 35’inin üniversitede bulundukları dönemde cinsel saldırı yaşadığını bildirmesi, tartışmanın tek bir dosyanın ötesine geçtiğini gösteriyor.

Cornell University’de 2024 sonbaharında yaşandığı iddia edilen olay, yaklaşık iki yıl sonra üniversite yönetimini, kampüs polisini, yerel savcılığı ve New York eyaletinin cinsel saldırı yasalarını aynı anda tartışmanın merkezine yerleştirdi.

Mahkeme belgelerinde kimliğini korumak için “Jane Doe” adını kullanan eski öğrenci, 14 Eylül 2026’da Cornell University, Chi Phi kardeşliği, yedi eski öğrenci ve başka kurum ve kişiler aleyhine hukuk davası açtı.

Jane Doe’nun dava dilekçesine göre olay 19 Ekim 2024 gecesi Cornell’in Ithaca kampüsündeki Chi Phi fraternity evinde yaşandı.

Doe, daha önce alkol aldıktan sonra bir arkadaşını görmek için eve gittiğini; burada kendisine alkol, esrar ve ketamin verildiğini ve giderek hareket ve karar verme kapasitesini kaybettiğini iddia ediyor.

Dava dilekçesinde, bu durumdayken birden fazla kişinin cinsel saldırısına uğradığını öne sürüyor.

Davada adı geçen eski öğrenciler ise suçlamaları reddediyor. Bazıları cinsel ilişkinin rızaya dayalı olduğunu savunurken bazıları olaylara katılmadığını söylüyor.

4 Ekim itibarıyla dosyadaki kişiler hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti bulunmuyor.

Polis ifadesindeki cümle savcılığa ulaşmadı

Dosyanın yeniden büyümesinin önemli nedenlerinden biri, 2024 yılındaki ilk polis ve savcılık sürecinde hangi bilgilerin kimlere ulaştığına ilişkin ortaya çıkan çelişkiler oldu.

Jane Doe olaydan birkaç hafta sonra Cornell University Police Department’a başvurdu.

Daha sonra ortaya çıkan polis görüşmesi tutanağına göre Doe, Kasım 2024’te soruşturmacılara cinsel saldırıya uğradığından emin olduğunu açık biçimde söyledi.

Ancak bu ayrıntılı görüşmede yer alan ifade, Tompkins County Savcılığına iletilen daha kısa yeminli ifadede bulunmuyordu.

Yerel Savcı Matthew Van Houten, ilk değerlendirme sırasında elindeki belgenin Doe’nun uyuşturucu kullanımı ile cinsel temasını gönüllü ve rızaya dayalı olarak tarif ettiğini söyledi.

Van Houten bu nedenle 2024’te ceza suçlaması yöneltmedi.

Jane Doe’nun avukatı ise savcılığın soruşturmayı burada bırakmak yerine Doe ile doğrudan görüşmesi ve daha kapsamlı delil toplaması gerektiğini savunuyor.

Cornell de üniversite polisinin savcılığa kapsamlı bir dosya ilettiğini belirtirken son günlerde üniversitenin kamuya açık açıklamalarında hangi soruşturma materyallerinin aktarıldığına ilişkin ifadelerin değiştirilmesi kampüsteki şeffaflık tartışmasını daha da büyüttü.

Dolayısıyla eldeki bilgiler, “Cornell delilleri kasıtlı olarak gizledi” gibi kesin bir sonuca izin vermiyor. Ancak polis soruşturmasında bulunan bilgilerin savcılığa hangi kapsamda ulaştığı artık bağımsız incelemenin temel sorularından biri.

Cornell ayrı bir Title IX soruşturması yürüttü

Ceza soruşturması sonuçsuz kalırken Cornell kendi idari sürecini başlattı.

Üniversitenin Title IX mekanizması kapsamında aylar süren bir soruşturma yürütüldü. Associated Press’in incelediği kayıtlara göre yaklaşık 50 kişiyle görüşüldü ve süreç 12 günlük duruşmaları içerdi.

Cornell, soruşturmanın ardından öğrencilere yönelik uzaklaştırma ve okuldan çıkarma cezaları uygulandığını açıkladı.

Jane Doe’nun avukatı yedi davalıdan ikisinin okuldan atıldığını söylerken Cornell, öğrenci mahremiyeti yasaları nedeniyle kişi bazında hangi yaptırımın uygulandığını açıklamadı.

Davada, bazı öğrencilerin yaptırımlarının hafifletilmesi amacıyla davranışları üzerine yazılar hazırlamasına imkân verildiği ileri sürülüyor.

Cornell yönetimi ise medyada oluşan “yalnızca kompozisyon yazdırıldı” anlatısına itiraz ederek yazı yazmanın hiçbir öğrenci için tek yaptırım olmadığını ve süreç sonunda okuldan atma ile uzaklaştırma cezalarının da verildiğini açıkladı.

Chi Phi’nin Cornell şubesi 2024’te kapatıldı ve halen faaliyette değil.

Ulusal Chi Phi örgütü de olayla bağlantılı olduğu düşünülen bazı üyeleri kendi bünyesinden çıkardığını açıkladı.

New York yasasındaki “gönüllü sarhoşluk” tartışması

Jane Doe dosyası yalnızca Cornell’in nasıl hareket ettiğini değil, New York eyaletindeki cinsel saldırı hukukunu da yeniden gündeme getirdi.

Mevcut eyalet yasası, bir kişinin kendi isteğiyle alkol veya uyuşturucu kullanarak cinsel ilişkiye rıza gösteremeyecek kadar etkilenmesi ile maddelerin kişinin bilgisi veya iradesi dışında verilmesi arasında hukuki ayrım yapıyor.

“Zihinsel olarak etkisiz hale gelmiş” kabul edilme bakımından bu ayrım, bazı cinsel saldırı suçlamalarının yöneltilmesini zorlaştırabiliyor.

Tompkins County Savcısı Van Houten da ilk aşamada dava açmama kararını açıklarken mevcut yasanın sınırlarına işaret etti.

Kadın hakları ve cinsel şiddet alanında çalışan örgütler ise uzun süredir bu düzenlemeyi eleştiriyor.

Temel itiraz şu: Bir kişinin alkol veya uyuşturucuyu kendi isteğiyle kullanmış olması, daha sonra cinsel ilişkiye rıza verme kapasitesini kaybettiğinde bunun yok sayılmasına yol açmamalı.

Jane Doe dosyasının yeniden gündeme gelmesinin ardından New York eyaletindeki bazı milletvekilleri bu hukuki boşluğu kapatmayı amaçlayan yasa değişikliğini yeniden gündeme taşıdı.

Ceza soruşturması yeniden açıldı

Jane Doe’nun Eylül 2026’da hukuk davası açmasının ardından kamuoyu baskısı büyüdü.

Tompkins County Savcılığı önce dosyayı yeniden açacağını ve eldeki bilgileri büyük jüriye sunacağını açıkladı.

Ancak süreç bununla sınırlı kalmadı.

New York Valisi Kathy Hochul, soruşturmanın ilk aşamada ele alınışını sert biçimde eleştirdi ve yerel savcılığı dosyadan çekerek New York Başsavcısı Letitia James’i özel savcı olarak görevlendirdi.

Böylece ceza soruşturmasının kontrolü eyalet Başsavcılığına geçti.

Cornell de Hochul’un talebi üzerine üniversitenin dosyayı nasıl ele aldığının dışarıdan bir hukuk firması tarafından bağımsız biçimde incelenmesini kabul etti.

Cornell Başkanı Michael Kotlikoff, 4 Ekim’de yaptığı açıklamada olayın üniversite açısından “derinden rahatsız edici” olduğunu söyledi; kurumun bütün cevaplara sahip olmadığını kabul ederek daha fazla şeffaflık sözü verdi.

Kotlikoff ayrıca fraternity ve sorority sisteminin Cornell kampüsündeki rolünün yeniden ciddi biçimde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Cornell’in kendi verisi: Yüzde 35

Jane Doe dosyasını tekil bir olay olarak ele almayı zorlaştıran en önemli verilerden biri Cornell’in kendi araştırmasından geliyor.

Üniversitenin 2025 Sexual Assault and Related Misconduct araştırmasına göre ankete yanıt veren lisans öğrencisi kadınların yüzde 35’i Cornell’de bulundukları dönemde cinsel saldırı yaşadığını bildirdi.

2023 araştırmasında aynı oran yüzde 23’tü.

Greek-life olarak tanımlanan fraternity ve sorority sistemine bağlı lisans öğrencisi kadınlar arasında oran yüzde 52’ye ulaştı.

Greek-life bağlantısı olmayan kadın öğrencilerde ise yüzde 29 olarak kaydedildi.

Cinsel saldırının gerçekleştiğinin bildirildiği en yaygın mekân yüzde 29 ile öğrenci yurtlarıydı. Bunu yüzde 23 ile kampüs dışındaki konutlar ve yüzde 17 ile fraternity evleri izledi.

Ancak bu sayıların önemli bir metodolojik sınırı bulunuyor.

2025 araştırmasına lisans öğrencilerinin yalnızca yüzde 13’ü yanıt verdi. 2023’te katılım oranı yüzde 34’tü.

Cornell’in Mart 2026’da yayımlanan Cinsel Saldırı Görev Gücü raporu da düşük yanıt oranının sonuçların bütün öğrenci nüfusuna genellenmesini güçleştirdiğini açıkça belirtiyor.

Bu nedenle yüzde 35 rakamı “Cornell’deki bütün kadınların yüzde 35’i” biçiminde okunamaz.

Yine de üniversitenin kendi araştırmasına yanıt veren öğrenciler arasındaki oranlar, cinsel şiddetin kampüsteki münferit olaylarla açıklanamayacak büyüklükte bir sorun olduğunu gösteriyor.

Fraternity sistemi yeniden tartışmanın merkezinde

Cornell’de Greek-life sistemi yıllardır taciz, zorbalık, aşırı alkol ve uyuşturucu kullanımı ile öğrenci güvenliği tartışmalarının merkezinde bulunuyor.

Jane Doe dosyasıyla birlikte tartışmanın cinsel şiddet boyutu yeniden öne çıktı.

Cornell Daily Sun’ın ulaştığı kayıtlara göre kampüs polisi, Jane Doe’nun saldırıya uğradığını söylediği geceden yalnızca yaklaşık 22 saat önce aynı Chi Phi evinde uyuşturucuyla bağlantılı bir işlem yapmıştı.

Bu bilgi, üniversitenin fraternity evlerindeki risklere ilişkin ne bildiği ve hangi önlemleri aldığı sorusunu daha da büyüttü.

Cornell’deki 22 Interfraternity Council fraternity’sinin başkanları da tartışmanın ardından 2–4 Ekim hafta sonundaki bütün sosyal etkinlikleri iptal etme kararı aldı.

Kotlikoff ise fraternity ve sorority yapılarının üniversite yaşamındaki yerinin daha geniş bir değerlendirmeye tabi tutulacağını söyledi.

Öğrenciler: Şeffaflık ve hesap verebilirlik

Kampüste tepki yalnız yönetim açıklamalarıyla sınırlı değil.

Cornell Öğrenci Meclisi 2 Ekim’de cinsel şiddet üzerine kamuya açık bir oturum düzenledi.

Öğrenciler toplantıda üniversitenin hesap verebilirliği, cinsel saldırıların önlenmesi, hayatta kalanlara sağlanan destek ve disiplin süreçlerinin şeffaflığı hakkında sorular yöneltti.

Meclis aynı zamanda Jane Doe dosyası ve kampüsteki cinsel şiddete ilişkin üç karar kabul etti.

Öğrenci örgütlenmesi 5 Ekim’de daha görünür bir aşamaya geçecek.

Cornell’de en az 20 öğrenci örgütü, Ho Plaza’da “Justice for Survivors” adıyla ortak eylem düzenleme çağrısı yaptı.

Organizatörler cinsel şiddetin önlenmesi, hayatta kalanlara daha güçlü destek verilmesi ve Cornell yönetiminin daha fazla hesap vermesi taleplerini öne çıkarıyor.

Eylem bu haberin hazırlandığı 4 Ekim itibarıyla henüz gerçekleşmedi.

“I am Jane Doe”

Dosyanın büyümesiyle birlikte başka bir dayanışma hareketi de sosyal medyada ortaya çıktı.

Jane Doe’nun gerçek kimliğini ortaya çıkarmaya yönelik girişimler üzerine çok sayıda kadın “I am Jane Doe” mesajları paylaşmaya başladı.

Amaç yalnızca dayanışma göstermek değil; aynı zamanda Jane Doe’nun kimliğini arayan ve internette yaymaya çalışan hesapların işini zorlaştırmak.

Jane Doe’nun avukatı Thomas Giuffra, müvekkilinin davadan vazgeçmesi için tehditler aldığını açıkladı.

Böylece dava etrafındaki mücadele mahkeme ve üniversite sınırlarının dışına taşarak cinsel şiddete uğrayan kadınların anonimlik, güvenlik ve kamuoyu önünde konuşabilme hakkına ilişkin daha geniş bir tartışmaya dönüştü.

Bir dosyadan daha fazlası

Jane Doe’nun iddialarının ceza hukuku açısından nasıl sonuçlanacağı artık New York Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmayla belirlenecek.

Suçlamaların yargıda kanıtlanıp kanıtlanmadığı henüz belli değil.

Ancak dosyanın ortaya çıkardığı kurumsal sorular bugünden ortada.

Polisin elindeki bilgilerin savcılığa nasıl aktarıldığı, savcılığın ilk incelemeyi neden daha ileri taşımadığı, Cornell’in disiplin sürecinin yeterli olup olmadığı, fraternity sisteminin yarattığı riskler ve New York yasalarının rıza veremeyecek ölçüde sarhoş kişileri ne ölçüde koruduğu artık ayrı ayrı inceleniyor.

Cornell’in kendi araştırmasında ortaya çıkan cinsel şiddet oranları ise tartışmayı yalnızca yedi eski öğrencinin davranışına indirgemeyi imkânsızlaştırıyor.

5 Ekim’de sokağa çıkmaya hazırlanan Cornell öğrencilerinin talebi bu nedenle yalnız Jane Doe için adalet değil.

Üniversitenin cinsel şiddeti münferit olaylardan oluşan bir kriz olarak değil, önleme, barınma, fraternity kültürü, disiplin, güvenlik ve kurumsal hesap verebilirlik meselesi olarak ele alması isteniyor.

Jane Doe dosyası artık yalnızca 19 Ekim 2024 gecesi Chi Phi evinde ne yaşandığı sorusundan ibaret değil.

Asıl soru, Cornell’in kendi verilerinin de ciddi bir cinsel şiddet sorununa işaret ettiği bir kampüste öğrencileri koruması gereken kurumların nasıl çalıştığı ve bundan sonra neyin değişeceği.