Jared Kushner bağlantılı 1,4 milyar avroluk lüks turizm projesine karşı Mayıs sonunda başlayan “Flamingo Devrimi”, 8 Eylül’de 101’inci gününde Arnavutluk Parlamentosu’nun önüne taşındı. Polis milletvekillerinin geçişini sağlamak için yolu kapatırken protestocular barikatları zorladı; yumurta ve domatesler çevik kuvvete, su şişeleri milletvekillerini taşıyan araçlara yöneldi. Sivil giyimli polislerin protestocuları yere yatırarak gözaltına aldığı görüntüler de kayda geçti. Bir kıyı ve ekoloji mücadelesi olarak başlayan hareket artık Edi Rama hükümetinin istifasını, tartışmalı yatırım düzenlemelerinin geri çekilmesini ve yeni seçimleri talep ediyor.
Arnavutluk’un başkenti Tiran’da üç ayı aşkın süredir her akşam devam eden protestolar, parlamentonun yaz tatilinden döndüğü 8 Eylül Salı günü yeniden polisle karşı karşıya geldi.
Gaste Avrupa’nın incelediği görüntülerde parlamentoya giden yolların kalkanlı çevik kuvvet tarafından kapatıldığı, protestocuların polis hattını ittiği ve daha sonra çok sayıda kişinin alandan zorla uzaklaştırıldığı görülüyor. Görüntülerdeki siyah tişörtlü sivil kişilerin kimliği ilk bakışta anlaşılmasa da Associated Press’in aynı eylemden yayımladığı fotoğraflar, bunların büyük bölümünün sivil kıyafetli polisler olduğunu ve bir protestocuyu gözaltına almaya çalıştıklarını doğruluyor.
Protestocular parlamentoya yaklaşmaya çalışırken çevik kuvvete yumurta ve domates attı. Milletvekillerini taşıyan araçların önünü kesmeye çalışan göstericiler araçlara plastik su şişeleri fırlattı; bazı protestocular ise parlamentodan çıkan araçları durdurmak amacıyla yola oturdu. Polis milletvekillerinin giriş ve çıkışını sağlamak için müdahale etti.
Yerel kaynaklar eylem sırasında yaklaşık 20 kişinin polis tarafından götürüldüğünü aktardı. Ancak Associated Press olayın hemen ardından yalnızca “birkaç protestocunun gözaltına alındığını” doğrulayabildi ve bunların kaçının resmen tutuklandığının henüz belli olmadığını bildirdi. Bu nedenle 20 sayısı, eylem organizatörlerinin açıkladığı sayı olarak değerlendirilmeli.
101 gün önce dikenli tellerle başladı
8 Eylül’deki çatışma bir günlük öfkenin sonucu değil.
Hareketin başlangıcında Arnavutluk’un güneybatısındaki Zvërnec kıyısı ve Vjosa-Narta bölgesi bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’la bağlantılı yatırımcıların bölgede büyük bir lüks turizm kompleksi geliştirme planı, aylardır yerel halkın ve çevre örgütlerinin tepkisini çekiyor.
Reuters’ın aktardığı plana göre yatırımın büyüklüğü yaklaşık 1,4 milyar avro. Proje, Arnavutluk açıklarındaki bir ada ile Vjosa-Narta korunan peyzajının yakınındaki henüz yapılaşmamış kıyı şeridini kapsıyor. Bölgedeki sulak alanlar binlerce flamingoya, deniz kaplumbağalarının yuvalama alanlarına ve başka hassas türlere ev sahipliği yapıyor.
Gerilim mayıs sonunda, yatırım alanına yüksek dikenli tel çitler çekilmesiyle büyüdü.
30 Mayıs’ta yüzlerce bölge sakini ve aktivist Zvërnec’te alana girmek istedi. Reuters muhabirlerinin de tanık olduğu olaylarda protestocularla özel güvenlik görevlileri arasında çatışma çıktı ve bazı kişiler yaralandı. Görüntülerde yerel halkın “Toprağımız, tapumuz, hakkımız” yazılı pankartlar taşıdığı görülüyordu.
Bunun ardından eylemler Tiran’a taşındı.
31 Mayıs’tan itibaren hemen her gün yapılan gösteriler, 7 Eylül’de 100’üncü gününe ulaştı. Hareket, flamingoları sembol olarak seçti ve kendisini “Flamingo Revolution – Flamingo Devrimi” olarak adlandırmaya başladı.
Mesele yalnız flamingolar değil: “Arnavutluk satılık değil”
Başlangıçtaki çatışma çevre mücadelesiydi; fakat çok geçmeden kıyının kime ait olduğu ve kimin karar verme hakkına sahip olduğu sorusuna dönüştü.
Zvërnec’te Reuters’a konuşan bazı köylüler, projenin kapsadığı arazilerin kendilerine ait olduğunu ve başka bir hak iddia eden kişi tarafından yatırımcılara hukuka aykırı biçimde satıldığını söylüyor.
Reuters’a tapu ve vergi belgeleri gösteren köylüler, denize ve yıllardır kullandıkları araziye erişimlerinin dikenli tellerle kesildiğini anlattı. Arazi mülkiyeti hâlen hukuki ihtilaf konusu. Reuters, Kushner’ın bu mülkiyet anlaşmazlığında herhangi bir usulsüzlük yaptığına ilişkin kanıt bulmadığını da özellikle belirtiyor.
Fakat protestocular açısından tartışma yalnız belirli tapuların kime ait olduğuyla sınırlı değil.
Gösterilerde tekrar tekrar yükselen sloganlardan biri:
“Albania is not for sale” — “Arnavutluk satılık değil.”
Haziran ayında Reuters’a konuşan göstericiler, yabancı yatırıma kategorik olarak karşı olmadıklarını; itirazlarının doğal mirasın, kamusal kıyıların ve yerel halkın söz hakkının büyük yatırım projeleri karşısında geri plana itilmesine olduğunu anlattı.
Bu nedenle flamingo yalnız çevreci bir logo olmaktan çıktı.
Kıyının şirketlere açılmasına, kararların yukarıdan verilmesine ve “yatırım” gerekçesiyle kamusal olanın özel sermayeye devredilmesine karşı hareketin sembolüne dönüştü.
Rama: “Ben burada olduğum sürece proje durmayacak”
Başbakan Edi Rama ise projeyi açık biçimde savunuyor.
Rama, haziran başında yaptığı açıklamada kendisi başbakan olduğu sürece yatırımın durdurulmasının söz konusu olmadığını söyledi. Hükümet, projenin Arnavutluk’a yatırım ve istihdam getireceğini, doğal alanların korunacağını ve büyük turizm yatırımlarının ülkenin modernleşmesine katkıda bulunacağını savunuyor. Geliştiriciler de projeyi “sorumlu biçimde” ilerleteceklerini belirtiyor.
Ancak tam da bu “modernleşme” söylemi protestocuların hedefinde.
Çünkü mesele, sahile otel yapılmasının ötesinde hangi kalkınma modelinin uygulanacağı meselesine dönüşmüş durumda:
Doğal alanları koruyan, kıyıyı halkın ortak kullanımında tutan ve yerel halkın karar süreçlerine katıldığı bir model mi?
Yoksa uluslararası sermayenin ihtiyaçlarına göre kıyıları turizm ve gayrimenkul yatırım alanlarına açan bir model mi?
Üstelik Avrupa Komisyonu daha 2025 Arnavutluk raporunda ülkenin korunan alan mevzuatındaki 2024 değişikliklerinin doğa korumasını zayıflattığını belirtmişti. Komisyon ayrıca “stratejik yatırımlar” yasasının tekrar tekrar uzatılmasının özellikle korunan alanlarda çevresel sonuçlar yaratabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.
Dolayısıyla Tiran sokaklarındaki çatışmanın arkasında yalnız flamingolar yok.
Toprak, kamu mülkiyeti, ekoloji, sermaye ve karar yetkisi aynı dosyanın içerisinde bulunuyor.
Polis müdahaleleri üç aydır devam ediyor
8 Eylül de protestoların polisle ilk karşılaşması değildi.
23 Temmuz’da parlamento önündeki başka bir gösteride polis protestoculara TOMA ve göz yaşartıcı gazla müdahale etmişti. Reuters o gün yüzlerce kişinin parlamento çevresindeki bariyerleri sarstığını ve polisin gösteriyi dağıtmak için tazyikli su kullandığını bildirdi.
Dün yaşanan müdahalede ise yüklediğimiz görüntülerde özellikle sivil polislerin göstericilere müdahalesi öne çıkıyor.
AP’nin olay yerinden yayımladığı fotoğraflar bu sahneleri başka açılardan da doğruluyor: çok sayıda sivil kıyafetli polis bir protestocuyu yere yatırıp gözaltına almaya çalışırken, başka bir karede çevik kuvvet göstericilerle fiziksel olarak karşı karşıya geliyor.
Gösterici Vasjon Done, 8 Eylül’deki müdahalenin ardından polisin baskısının insanları korkutmak yerine daha fazla kişiyi harekete geçirdiğini söyledi ve eylemlerin devam edeceğini belirtti.
Bir çevre protestosundan hükümet karşıtı harekete
Üç ay içerisinde hareketin talepleri de genişledi.
Flamingo Devrimi’nin kendi platformunda bugün dört temel siyasi talep sıralanıyor:
Edi Rama hükümetinin istifası; geçici bir teknik hükümet kurulması; Zvërnec projesinin, korunan alanlara ilişkin tartışmalı değişikliklerin ve stratejik yatırım düzenlemelerinin iptal edilmesi; ardından özgür ve adil seçimlerin yapılması.
Bu dönüşümü protestocular da açıkça anlatıyor.
Haziranda Reuters’a konuşan eylemcilerden bazıları, hareketin Zvërnec’teki proje yüzünden başladığını ancak çok geçmeden yolsuzluk, ücretler, sağlık, eğitim, gençlerin ülkeden göçü ve siyasal sistem gibi daha geniş sorunları kapsadığını söylemişti.
Dolayısıyla bugünkü hareketi yalnız “çevrecilerin bir otel projesine karşı protestosu” diye tanımlamak artık gerçeği karşılamıyor.
Aynı şekilde onu yalnız hükümeti değiştirmeyi amaçlayan geleneksel bir muhalefet mitingine indirgemek de eksik.
100 günü aşan süreçte farklı talepler taşıyan insanlar aynı kamusal alanda süreklilik sağlayan bir toplumsal hareket yarattı. Citizens.al’ın değerlendirmesine göre hareketin tek bir merkezi liderlik yapısı bulunmuyor ve eylemlere katılanların gerekçeleri de birbirinden farklı.
Bu durum hareketi çelişkisiz veya otomatik olarak sol bir siyasal hareket haline getirmiyor.
Ancak onu Gaste Avrupa açısından önemli yapan nokta başka:
İnsanlar doğal alanlarının, kıyılarının ve kentlerinin nasıl kullanılacağına yalnız hükümetin ve yatırımcıların karar vermesini kabul etmiyor.
Parlamento açıldı, halk kapıya geldi
8 Eylül’deki eylemin sembolik ağırlığı da burada.
Milletvekilleri yaz tatilinden dönerek yeni parlamento dönemine başlarken polis saatler öncesinden parlamento çevresini metal bariyerlerle kapattı; George W. Bush Caddesi ve çevredeki yaya geçişleri dahi kısıtlandı.
Fakat protestocular parlamentoya yürüdü.
Milletvekillerinin araçlarını durdurmaya çalıştı.
Polis bariyerinin karşısına geçti.
Ve aylardır tekrarladıkları talebi bu kez doğrudan yasama organının kapısına taşıdı:
Kararlar halkın üstünden alınamaz.
Bu mücadele 8 Eylül gecesiyle de sona ermedi.
9 Eylül’de, yani 102’nci günde, protestocular yeniden Tiran’da toplandı. Skanderbeg Meydanı’ndan Başbakanlık binasına yürüdüler, hükümetin istifasını istediler ve kentin ana yollarından birinin bir bölümünü trafiğe kapattılar.
Hafta sonu için diasporanın da Tiran’daki eylemlere katılacağı yeni bir yürüyüş hazırlanıyor.
Flamingoların arkasındaki asıl kavga
Bir yanda hükümetin “yatırım, iş ve modernleşme” dediği milyarlarca avroluk turizm projesi.
Diğer yanda “toprak bizim, kıyı bizim, karar hakkı bizim” diyen insanlar.
Flamingo Devrimi’nin üç ay içerisinde büyümesinin nedeni yalnız nadir kuşların korunması değil.
Çünkü hareketin merkezinde çok daha maddi bir soru bulunuyor:
Bir ülkenin kıyısının değeri, oraya kurulacak lüks otellerin yaratacağı yatırım miktarıyla mı ölçülecek; yoksa orada yaşayan insanların, doğanın ve kamunun o toprak üzerindeki hakkıyla mı?
Zvërnec’te dikenli tellerin önünde başlayan kavga dün Tiran’daki parlamentonun önüne ulaştı.
Polis bariyer kurdu.
Sivil polisler insanları gözaltına aldı.
Milletvekillerinin araçlarına yol açıldı.
Ama yüz günü geçen hareket dağılmadı.
Bugün yeniden sokaktalar.
Flamingolar artık yalnız bir sulak alanı temsil etmiyor. Arnavutluk’ta toprağın, kıyının ve geleceğin kimin için kullanılacağı üzerine büyüyen bir mücadelenin sembolüne dönüşmüş durumda.



