Girne’den Taşucu’na giderken alabora olan Filo Jet’te can kaybı 9’a yükseldi, 19 kişi hâlâ aranıyor. Facianın ardından Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı görevden alındı. Ancak ortaya çıkan bilgiler sorumluluğun tek bir bakanın ya da kaptanın görevden alınmasıyla kapanamayacağını gösteriyor: Geminin geçmişi, denetim mekanizmaları, sefer izni ve tahliye süreci bütünüyle soruşturulmak zorunda.
Kuzey Kıbrıs’ın Girne Limanı’ndan Mersin’in Taşucu Limanı’na gitmek üzere 30 Ağustos’ta hareket eden Filo Jet isimli yüksek hızlı yolcu gemisi, limandan ayrıldıktan kısa süre sonra su almaya başladı ve Girne açıklarında alabora oldu.
Gemide 259 yolcu ve sekiz mürettebat olmak üzere 267 kişi bulunuyordu. Son açıklamalara göre 239 kişi kurtarıldı; 2 Eylül’de bir kişinin daha cansız bedenine ulaşılmasıyla yaşamını yitirenlerin sayısı 9’a yükseldi. 19 kişi ise hâlâ kayıp. Yaklaşık 550 metre derinlikte bulunan geminin enkazında arama çalışmaları sualtı robotları ve özel teknik sistemlerle devam ediyor.
Ancak facia artık yalnızca bir deniz kazası soruşturması değil.
Ortaya çıkan bilgiler, bu geminin nasıl sefere çıkabildiği ve onu denetlemekle yükümlü kurumların görevlerini yerine getirip getirmediği sorularını giderek daha fazla öne çıkarıyor.
“Gemileri denetleyen kurul yıllardır çalıştırılmıyor”
Filo Jet soruşturmasında bilirkişi olarak görevlendirilen kaptan Ulus Göker’in ilk incelemeleri ciddi iddialar içeriyor.
Göker, kaptanın geminin su almaya başlamasının ardından gemiyi yeterince yavaşlatmadığını, yolcuları zamanında bilgilendirmediğini ve yardım çağrısı yapmadığını söyledi. Geminin durdurulması halinde batışın geciktirilebileceğini ve yolcuların daha düzenli tahliye edilebileceğini belirtti.
Ancak bilirkişinin işaret ettiği sorun kaptanla sınırlı değil.
Göker’e göre gemileri denetlemekle görevli kurul yıllardır işletilmiyor. Ayrıca Filo Jet kaptanının yeterlilik belgelerinden geminin sigortasına, şirketin bakım ve onarım kayıtlarından daha önce bildirilen teknik sorunlara kadar çok sayıda konunun araştırılması gerekiyor. Göker açıkça, “bütün sorumluluğu kaptana yüklemek doğru olmaz” diyerek armatör şirketin sorumluluğunun da incelenmesi gerektiğini vurguladı.
Bu tespit facianın politik boyutunu açık hale getiriyor.
Bir geminin güvenliğini yalnız kaptanın son birkaç dakikadaki kararları belirlemez. Geminin hangi koşullarda sertifika aldığı, kim tarafından denetlendiği, bakımının yapılıp yapılmadığı, sefere çıkmasına kimin izin verdiği ve kamu kurumlarının bu süreçteki rolü aynı sorumluluk zincirinin parçalarıdır.
Geminin geçmişi de soru işaretleriyle dolu
Mahkemede polis tarafından verilen bilgilere göre Filo Jet, 12 yıl önce Türkiye’de bir kazada hasar gördü, daha sonra tamir edildi ve 2024 yılında Filo Denizcilik tarafından satın alındı. Polis, geminin Türk Loydu onayına ve Liman Başkanlığı tarafından verilmiş izinlere sahip olduğunu belirtti.
Ancak geminin geçmişine ilişkin başka kayıtlar çok daha ağır sorular doğuruyor.
Bugün Kıbrıs’ın aktardığı 2018 tarihli teknik incelemeye göre, o dönem Hatay Deniz Otobüsleri bünyesine alınması düşünülen geminin açık deniz koşullarına uygun olmadığı ve esas olarak göllerde yolcu taşımak amacıyla üretildiği tespit edildi. Bu raporun ardından satın alma işleminden vazgeçildiği belirtiliyor.
Bu rapor bugünkü kazanın nedenini tek başına açıklamaz. Geminin daha sonra hangi tadilatlardan geçtiği, hangi yeni sertifikaları aldığı ve sefer güvenliği koşullarının nasıl değiştiği teknik soruşturmayla belirlenmek zorunda.
Ama soru artık kaçınılmaz:
2018’de açık deniz koşulları açısından uygun bulunmayan bir gemi, yıllar sonra Girne-Taşucu hattında hangi teknik değerlendirmeler sonucunda yolcu taşımaya başladı?
Yolcuların uyarıları dikkate alınmadı mı?
Faciadan kurtulanların anlatımları da tahliye ve kriz yönetiminin ayrıca soruşturulması gerektiğini gösteriyor.
Bazı yolcular geminin su almaya başladığını fark ederek mürettebatı uyardıklarını, ancak kendilerine başlangıçta ciddi bir sorun olmadığı yönünde yanıt verildiğini söyledi. Tahliye sırasında büyük bir kargaşa yaşandığı, can yeleklerine ulaşmakta sorun yaşayan yolcular bulunduğu yönünde anlatımlar da basına yansıdı.
Bunlar şu aşamada yolcu tanıklıkları ve soruşturmanın sonuçları henüz açıklanmadı.
Fakat güvenli yolcu taşımacılığında tahliye planı, can yeleklerine erişim ve mürettebatın acil durum eğitimi tali ayrıntılar değildir.
Denizde kriz çıktığı anda yolcuların hayatta kalıp kalmamasını belirleyen şey tam olarak bu hazırlıklardır.
Bakan görevden alındı, YDP hükümetten çekildi
Facianın ardından siyasal kriz de büyüdü.
Başbakan Ünal Üstel, soruşturmanın sağlıklı biçimde yürütülmesi ve “kamu vicdanının rahatlatılması” gerekçesiyle Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’yı görevden aldı. Arıklı görevden alınmadan önce olası hukuki süreçlerin önünün açılması için dokunulmazlığının kaldırılmasını talep edeceğini söylemişti.
Arıklı’nın genel başkanı olduğu Yeniden Doğuş Partisi (YDP) ise kararın ardından hükümetten çekileceğini açıkladı. Böylece dokuz kişinin yaşamını yitirdiği facia, Kuzey Kıbrıs’taki koalisyon hükümetini de doğrudan etkileyen bir siyasal krize dönüştü.
Ancak bir bakanın görevden alınması, siyasi sorumluluğun yerine getirildiği anlamına gelmiyor.
Tam tersine, şimdi hesap verilmesi gereken alan daha geniş.
Sorulması gereken, “kaptan hata yaptı mı?”dan fazlası
Facianın ardından kaptan, yedi mürettebat ve bir şirket yetkilisi hakkında soruşturma başlatıldı. Mahkeme ayrıca şirket hissedarları ve Liman Başkanlığı görevlilerinin de bulunduğu başka kişiler hakkında tahkikat yürütülmesini istedi. 3 Eylül itibarıyla dokuz şüphelinin gözaltı süreleri uzatıldı.
Bu gerekli.
Ama soruşturma yalnız son halkaya sıkıştırılırsa yeterli olmayacak.
Geminin sefer iznini kim verdi?
2018’deki teknik rapor daha sonraki denetimlerde nasıl değerlendirildi?
Gemileri denetleyen kurul gerçekten yıllardır çalışmıyorsa bunun siyasi sorumlusu kim?
Bakım ve onarım kayıtları ne gösteriyor?
Şirket hangi güvenlik yükümlülüklerini yerine getirdi?
Liman makamları geminin sefere çıkmasına hangi verilere dayanarak izin verdi?
Yolcular neden düzenli biçimde tahliye edilemedi?
Bu soruların her biri, dokuz insanın yaşamını kaybettiği facianın parçası.
İnsan hayatı şirketlerin ve denetimsizliğin maliyet kalemi olamaz
Gaste Avrupa açısından Filo Jet faciası, yalnızca denizde meydana gelmiş trajik bir kaza olarak ele alınamaz.
Ulaşım bir kamusal güvenlik meselesidir.
Yüzlerce insanı taşıyan bir şirketin faaliyet gösterebilmesi için yalnızca kâğıt üzerinde izinlere sahip olması yetmez. Devletin görevi şirketlerin ticaret yapmasının önünü açmak değil; insanların yaşamını şirketlerin maliyet hesaplarının önüne koyacak sürekli ve bağımsız denetimi sağlamaktır.
Eğer bilirkişinin söylediği gibi gemileri denetleyen bir kamu mekanizması yıllardır işletilmiyorsa, mesele artık yalnız bireysel hata değildir.
Bu bir kamusal denetim sorunudur.
Eğer geçmişte açık deniz koşullarına uygun olmadığına ilişkin rapor bulunan bir gemi yıllar sonra aynı denizlerde yüzlerce insan taşımaya başladıysa, “izinleri vardı” cevabı da tek başına yeterli değildir.
Çünkü kâğıt üzerindeki uygunluk, insan hayatının gerçek güvenliğinin yerine geçemez.
Bugün hâlâ 19 insan aranıyor. Aileler Girne Limanı önünde haber bekliyor.
Öncelik kayıplara ulaşmak.
Ama arama çalışmaları bittikten sonra bu facia yalnız birkaç personele kesilecek cezalarla kapatılamaz.
Şirketten liman yönetimine, denetim mekanizmalarından bakanlığa kadar bütün sorumluluk zinciri ortaya çıkarılmalı.
Dokuz insan öldü.



