Sivas Katliamı’nın 33. yılında, aradan geçen onca zamana rağmen adaletin sağlanamamış olmasının acısını hissediyoruz. 37 insan; aydınlar, sanatçılar ve bu ülkenin aydınlık geleceğine katkı sunacak hayatlar katledildi. Unutmuyoruz.
Öte yandan, başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere, uzun yıllardır tutuklu bulunan seçilmiş siyasetçilerin; milletvekillerinin ve belediye başkanlarının durumu da Türkiye’de demokrasi ve hukuk tartışmalarının en önemli başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.
Benzer şekilde, CHP’de yaşanan süreci de fiilî bir kayyum müdahalesi olarak değerlendirebiliriz . Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu’nun böyle bir görevi kabul etmesini demokratik meşruiyet açısından doğru bulmuyorum. Kılıçdaroğlu’na yalnızca Alevi kimliği üzerinden destek verilmesini de doğru bulmayanlardanım. Kimlikler, demokratik ilkelerin yerine geçemez. Aleviliğin özünde hak, adalet ve rızalık anlayışı vardır; bu nedenle bir siyasetçi, kimliğiyle değil, ortaya koyduğu siyasal tutum ve demokrasiye bağlılığıyla değerlendirilmelidir.
Bugün ise mizah yaptığı, insanları güldürdüğü için hedef gösterilen ve gözaltına alınan ve olasın tutuklanacak olan Deniz Göktaş’ın yaşadıkları, ifade özgürlüğü ve sanat üzerindeki baskıları yeniden düşündürüyor. Mizahı suç gibi göstermeye çalışan zihniyet, aslında gülmeye ve eleştiriye tahammülsüzlüğünü ortaya koyuyor.
Deniz Göktaş’ın gösterisinin ardından yürütülen linç kampanyaları ve “değerlere hakaret” suçlamaları eşliğinde gösteriyi küçümseyen söylemler de aslında mizaha duyulan tahammülsüzlüğün göstergesi oldu. Oysa biz gülmeye, düşündüren mizahı sahiplenmeye devam edeceğiz. “Hahihuhu” demeye, kahkaha atmaya devam edeceğiz.
Boğaziçi Üniversitesi mezuniyet töreninde ise bir öğrencinin, atamayla göreve gelen rektörle fotoğraf çektirmeyi reddetmesi üzerine diplomasının verilmemesi yönündeki tavır kamuoyuna yansıdı. Kendi iradesinden vazgeçmeyen , fotoğraf çektirmeyi red eden o öğrenciye de selam olsun.
Umut veren gelişmeler de yok değil. İsviçre Millî Takımı’nın Dünya Kupası’nda son 16’ya kalması bunun güzel örneklerinden biri. İşin trajikomik yanı ise şu: İsviçre nüfusunu 10 milyonla sınırlandırmayı savunan, her fırsatta göçmen karşıtı söylemleriyle bilinen SVP’nin siyaset yaptığı bir ülkede, millî takımın başarısında göçmen kökenli ve siyahi futbolcuların büyük pay sahibi olması. Sporun, önyargılara verilmiş en güzel yanıtlardan biri olduğunu bir kez daha görüyoruz. Umarım bu başarı, yabancı düşmanlığını besleyen anlayışların sorgulanmasına da katkı sunar.
Bu duygularla kahvemi ve gipfelimi (Curvasan ) yudumluyorum.
Unutmayanlara, adaleti savunanlara, gülenlere, düşündürenlere, mizah yapanlara, özgürlüğü ve demokratik iradeyi savunmaktan vazgeçmeyen herkese selam olsun.



