Ortadoğu’da “istikrar” denilen her an, hayat biraz daha daralır. Rojava ise bu daralmaya karşı kadınların öncülüğünde kurulan bir toplumsal itiraz olarak hedefe konuyor; çünkü şeriat düzenine teslim olmayan, birlikte yaşamı ısrarla savunan canlı bir hafıza olarak hâlâ ayakta.
Ortadoğu’da bazı kelimeler vardır; çok kullanılır ama kimse onların ağırlığını taşımaya cesaret edemez. “İstikrar” bunlardan biridir. Ne zaman biri bu kelimeyi ağzına alsa, bir yerlerde hayatın daha da daralacağını bilirsin. Ülkeler bombalanır; köyler, mahalleler, şehirler boşaltılır; kadınlar ganimet olarak alınır; azınlıklar katledilir; halklar yok olur; insanlar yoksunlaşır, biraz daha suskunlaştırılır.
Bugün Suriye’de, özellikle Rojava’da olan biteni de bu kelimenin arkasından izliyoruz.
Ortadoğu’da halkların kendi kaderini tayin etmesi büyük laflarla savunulur ama küçük hesaplarla boğulur. Dünyayı yönetenlerin (psikopatların, istismarcıların, teröristlerin) bu tabloya bakışı ikiyüzlülük taşır. Haritalar, sınırlar, boru hatları, petrol yatakları, doğal gaz, silah ticareti ve askerî üsler üzerinden hesaplanır. İnsanlar, halklar bu resimde ayrıntıdır. Kadınlar ise neredeyse yok sayılır.
Rojava, adını kadınlardan alan bir devrim yarattı. Kadınlar burada “temsil” edilmedi; temsil eden, karar alan oldular. Öz savunmayı, adaleti, yaşamı birlikte örgütlediler. Bu yüzden Rojava, bir yönetim biçiminden çok bir toplumsal itiraz oldu.
İtirazlar bu coğrafyada bedelsiz kalmaz. Bu topraklarda yaşayan tüm azınlıklar, farklı inanç ve kimliklerden olsun, bunun ne demek olduğunu çok iyi bilir: Aleviler, Êzidiler, Kürtler, Hristiyanlar, Ermeniler, Dürziler ve diğer topluluklar.
Kadınların kaçırılması, köylerin boşaltılması, halkların yerinden edilmesi bu topraklarda yeni değil. Her seferinde başka bir gerekçe bulunur. Güvenlik denir, terör denir, düzen denir. Ama geriye hep aynı şey kalır: Daha fazla şiddet, daha çok korku ve baskı.
Radikal İslam ve şeriat şiddeti burada çok rahat hareket eder. İnsanlar öldürülürken gerçek fail görünmez kılınır. “Çatışma çıktı” denir, “mezhep gerilimi” denir, “kontrolden çıkan gruplar” denir. Oysa herkes bilir ki şeriat adına kurulan bu düzenler yalnızca inançla ilgili değildir. Asıl işlevleri, toplumu sürekli bir korku ve meşguliyet hâlinde tutmaktır. İnsanlar hayatta kalmaya çalışırken soru sormaya ve sorgulamaya vakit bulamasın diye. Herkes birbirine korkarak, güvensiz ve tekinsiz yaklaşır.
Radikal İslam burada yalnızca bir ideoloji değil; bir yönetme biçimi olarak kullanılır. Kadın bedeni üzerinden kurulur, farklı kimlikler üzerinden derinleştirilir, gündelik hayatın her alanına sızar. İnsanları birbirine düşürürken, yukarıdaki iktidar yapıları görünmezleşir. Kim kimin canını alıyor sorusu değil; kim kimi “kâfir” ilan etti sorusu öne çıkar.
Bu yüzden kimin terörist olduğu bu coğrafyada aslında çok nettir. Sivilleri hedef alan, kadınları köleleştiren, farklı olanı yok etmeyi meşru sayan yapılar teröristtir. Ama mesele burada bitmez. Bu yapıları besleyen, onlarla pazarlık yapan, gerektiğinde “iş görür” diye masaya oturtanlar da bu şiddetin ve terörün parçasıdır. Terör, onu görmezden gelen diplomasinin ve uluslararası konjonktürün, kendi çıkarlarına uygun şekilde yeniden üretmesidir.
“Kobani düşecek” lafı da yıllardır bu yüzden söylenip durur. Kobani’nin düşmesi, sadece bir askerî hesabın sonucu değil; bir hafızanın silinmesi anlamına gelir. Çünkü Kobani, bu coğrafyada kadınların, halkların geri adım atmadığı, ölümüne direndiği zamanlardır. Bu yüzden hâlâ birilerinin uykusunu kaçırıyor.
Ama Rojava hâlâ burada; canlı, yaşıyor ve yaşatıyor. Etrafı akbabalar tarafından kuşatılmış. Yine de ayakta. Bunun nedeni büyük güçlerin vicdanı değil; burada yaşayanların direnişi, birbirine tutunma biçimi. Kadınların ve halkların bu direnişi bırakmaması. Siyaseti yalnızca meydanlarda değil; evde, sokakta, mecliste, birlikte yaşama ısrarında kurmaları.
Bugün Avrupa’da, Türkiye’de, dünyanın başka yerlerinde insanlar sokağa çıkıyorsa, sınırları aşıyorsa, bunun nedeni bir “romantik devrim” hayali değil. İnsanlar şunu biliyor: Rojava kaybederse sadece bir yer kaybolmaz. Birlikte yaşama ihtimali biraz daha daralır; kadınların nefes alma alanları neredeyse kalmaz. Ortadoğu şeriata teslim olur.
Bu coğrafya bilinçli bir şekilde şeriatı savunanlara teslim ediliyor. Radikal İslam bir düzene kilitlenmiş durumda ve radikal İslam ile şeriat söylemleri günlük hayatın her alanına nüfuz ediyor. Rojava’nın asıl hedef olması burada yatar: Şeriat düzenine teslim olmamış olmasıdır. Kadını susturmamış olmasıdır. Herkesi aynı korkunun içine hapsetmemiş olmasıdır. Bu yüzden Rojava hâlâ hedefte.
Rojava’da yaşananlar bitmiş bir hikâye değil. Ortadoğu’da hikâyeler böyle bitmez zaten. Bastırılır, yarım bırakılır, başka bir yerden yeniden konuşur. Bazen bir kadının sesinde, bazen bir ağıtta, bazen bir stran’ın melodisinde, bazen bitmeyen bir direnişte…
Rojava, yaşayan bir canlı hafızadır; bugün dünyanın dört bir yanında halklar tarafından sahipleniliyor ve bir mücadele mirası olarak nefes almaya devam ediyor. Kobani düşmedi, düşmeyecek!



