Sinek-böcek ilaçlamasını doğaya zarar verir diye yasaklayan, plastik torbaya-şişeye savaş açan bir ülke, neden her yıl bu kadar gürültülü ve zehirli bir “kutlamaya” göz yumar? Neden devlet eliyle bu duyarsızlık organize edilir?
İki yıldır buradayım. İsviçre’de. Güvenli, düzenli, medeni olduğu söylenen bir ülkede. Öyle mi? Biraz öyle, biraz değil. Bazen dışardan göründüğü kadar adil, bazen hiç değil. Mülteciler için değil, göçmen işçiler için değil, bazen kadınlar için de değil, bazen çocuklar için bile. Dışarıdan bakan için parmakla gösterilen bir ülke olabilir ama içerde yaşayanlar bilir ki adalet, çevre, eşitlik gibi kavramlar burada da çatlak sesler çıkarır.
1 Ağustos geliyor mesela. İsviçre’nin kuruluş günü. Kutlamalar olacak, törenler, konuşmalar, alkışlar… Ve elbette, havai fişekler. Her yanda, her evde, her köyde, her dağ yamacında patlayacak. Gökyüzü kıpkırmızıya boyanacak, çocuklar sevinecek, bazıları korkacak. Kuşlar panikle havalanacak, kimisi yere çakılacak, orman hayvanları ürkecek. Havai fişekler gürültüyle göğe yükselirken, göğe ait olanlar yerle bir olacak.
Şimdi soruyorum; bu nasıl bir çevre duyarlılığı?
Sinek-böcek ilaçlamasını doğaya zarar verir diye yasaklayan, plastik torbaya-şişeye savaş açan bir ülke, neden her yıl bu kadar gürültülü ve zehirli bir “kutlamaya” göz yumar? Neden devlet eliyle bu duyarsızlık organize edilir? Bir gün boyunca sadece gökyüzü değil, vicdan da kirlenir. İnce partiküller solunur, ağır metaller toprağa iner. Suyuna karışır. Gecenin sessizliğine sığınan canlılar için o gece bir kâbustur.
Evet, İsviçre gelişmiş bir ülke olabilir. Ama gelişmiş olmak, sadece teknolojide değil, çelişkilerle yüzleşmekte de kendini gösterir. Bu kutlama, doğa dostu olduğunu iddia eden bir ülkenin kendi değerlerini inkâr ettiği bir gecedir. Çünkü doğayı korumak sadece ormanlara çit çekmekle, yürüyüş rotalarına uyarı tabelaları asmakla olmaz. Kuşu da, göğü de, sessizliği de koruyacaksın.
Bir mülteci olarak söylüyorum;
Bu ülkenin sessizliği bazen çok gürültülü. O gece havai fişeklerin sesiyle değil, çelişkilerin yankısıyla uyanıyorum.
Yine de susmayacağım.
Bu yazıyı bir soru cümlesiyle bitirmek istiyorum;
Eğer bir kutlama, bir ölümle, bir yıkımla, bir sessiz çığlıkla gölgeleniyorsa, ona hâlâ “kutlama” diyebilir miyiz?



