Arnavutluk’un geleceği, Brüksel’de değil; Elbasan’daki bir fabrikada, Tiran’daki bir gecekondu mahallesinde, genç bir çiftçinin toprağında yazılacaktır. Bu gelecek, Edi Rama’nın neoliberal politikalarıyla ya da onların “genç versiyonlarıyla” değil; işçi sınıfının iktidarıyla, halk demokrasisiyle, planlı ekonomiyle, emekle kurulacaktır.
Geçtiğimiz günlerde uluslararası bir seçim gözlemcisi olan Austin Akers, gençliğin Arnavutluk’taki seçimlere katılım göstermemesini “demokratik bir kriz” ve “AB yolunda bir engel” olarak yorumladı. Gençliği sandığa çağıran, onlara mevcut düzen içerisinde “daha fazla söz sahibi” olma çağrısı yapan bu yaklaşım, aslında yüzeyde gençlerin umutsuzluğunu paylaşır gibi görünse de temelde sistemin çürümüşlüğünü örtme ve burjuva iktidarını yeniden üretme çabasından ibarettir.
Oysa biz Marksist-Leninistler için sorun gençliğin seçime katılmaması değil, bu sistemin ta kendisidir. Gençliğin sandıktan uzaklaşması bir zayıflık değil, doğru okunursa bir potansiyel uyanıştır. Zira gençlik artık mevcut düzenin vaatlerine, AB hayallerine, “şeffaflık” ve “reform” masallarına inanmıyor. Bu, umutsuzluk değil; sistemin gerçek doğasının sezgisel olarak reddedilmesidir.
Burjuva Demokrasisi: Seçimle Değişmeyen Bir Sömürü Mekanizması
Austin Akers’in yazısı, seçimlerin “teknik olarak düzgün ve profesyonelce yönetildiği” tespitiyle başlıyor. Ama kimin için düzgün? Kim için profesyonel? İşsiz gençliğin, güvencesiz çalışan emekçilerin, köylünün ve göç etmek zorunda kalan milyonların bu seçimden elde ettiği ne var? Seçim sistemleri, halkın iradesini yansıttığı ölçüde değil, burjuva sınıfın iktidarını meşrulaştırdığı ölçüde “başarılı” sayılır.
Arnavutluk’ta seçimler, sermaye sınıfının içindeki hiziplerin nöbet değişiminden başka bir anlam taşımamaktadır. Edi Rama iktidarı, kendinden önceki neo-liberal yönetimlerin izinden giderek kamu kaynaklarını sermayeye peşkeş çekmekte, yolsuzluğu kurumsallaştırmakta ve halkın taleplerini bastırmaktadır. Bugün gençliğin karşısında duran şey “katı siyasetçi figürleri” değil; sınıfsal karakteri gizlenen bir sermaye diktatörlüğüdür.
AB Hayali: Yeni Bir Sömürgecilik Biçimi
Makale boyunca “Avrupa Birliği’ne giden yol” idealize edilmekte, sanki AB üyeliği tüm sorunların çözüm anahtarıymış gibi sunulmaktadır. Oysa biz, AB’nin yoksul ülkeleri pazar ve ucuz iş gücü rezervi olarak gören emperyalist bir birlik olduğunu biliyoruz. Yunanistan’ın, Bulgaristan’ın, Romanya’nın AB üyeliği, onların halkları için refah mı getirdi, yoksa daha fazla borç, daha fazla özelleştirme ve gençliğe göçten başka seçenek bırakmayan bir yıkım mı?
Arnavut gençliğine düşen görev, bu yapının parçası olmayı hedeflemek değil; onu teşhir edip karşısında devrimci bir duruş geliştirmektir. AB’ye entegre olma süreci, üretim araçlarının emperyalist tekellere devridir. Bu bir kalkınma değil, bir teslimiyet projesidir.
Austin Akers, gençliğin daha fazla katılım göstermesiyle “sistemin değişebileceğini” ima ediyor. Hatta daha fazla genç aday, daha fazla diaspora koalisyonu, daha fazla dijital siyaset… Ancak biz bu söylemin gerisindeki gerçeği görüyoruz: Gençliği sistem içine entegre ederek radikalleşmesini önlemek. Bu, gençliğin düzeni sorgulayan öfkesini reformcu oylara dönüştürme stratejisidir.
Oysa gençliğin önünde sadece oy pusulası değil; sokak, fabrika, üniversite, köy ve işçi mahallesi vardır. Gerçek kurtuluş, burjuva düzenin sınırları içinde değil, onu aşan bir sınıf mücadelesinde mümkündür. Gençlik, sandıkta değil; örgütlenmede, direnişte, devrimde geleceğini kuracaktır.
Göç Değil, Direniş! Diaspora’dan Dayanışmaya
Makale, yurtdışında yaşayan Arnavut gençliğine oy kullanma çağrısı yapıyor. Oysa diaspora, sadece seçmen değil; emperyalist merkezlerde hayatını yeniden kurmaya zorlanmış işçilerdir. Onlara düşen görev, kapitalist merkezlerin sunduğu yanılsamalara kapılmak değil; ülkelerindeki yoldaşlarıyla dayanışma içinde yeni bir halk iktidarını örmektir. Transnasyonal koalisyonlar değil, enternasyonal dayanışma bu çağın ihtiyacıdır.
Arnavutluk’un geleceği, Brüksel’de değil; Elbasan’daki bir fabrikada, Tiran’daki bir gecekondu mahallesinde, genç bir çiftçinin toprağında yazılacaktır. Bu gelecek, Edi Rama’nın neoliberal politikalarıyla ya da onların “genç versiyonlarıyla” değil; işçi sınıfının iktidarıyla, halk demokrasisiyle, planlı ekonomiyle, emekle kurulacaktır.
18.05.2025



