Bazı acılar kelimelere sığmaz. Bazı acılar, insanın yüreğine kazınır. Her nefeste biraz daha derinleşir, her gecede biraz daha ağırlaşır. Erdal Uçar’ın hikayesi de tam olarak böyle bir hikaye. Zamanın bile saramadığı, coğrafyaların da dindiremediği büyük bir yıkımın öyküsü…
6 Şubat 2023 sabahı, saatler henüz karanlığı göstermekteyken, Türkiye’nin güneydoğusunda toprak çatladı, gökyüzü ağırlaştı. Adıyaman’daki Hasoğlu Apartmanı yerle bir oldu. Betonun altında kalan sadece bedenler değildi. Nice hayaller, nice mutluluklar ve nice hayatlar da o enkazın soğuk taşları arasında ezildi. Erdal’ın eşi Fatma, çocukları Özgür Utku, Yusuf Berzan ve Deniz Çağrı… Bir anda yok oldular. Bir ailenin sesi sustu.
Ama Erdal o sabah Adıyaman’da değildi. Erdal, binlerce kilometre ötede, İsviçre’deydi. Siyasi nedenlerle ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı. Umutlarını, özlemlerini ve hayallerini yanında taşıyarak İsviçre’ye sığınmıştı. O sabah, telefonunun öbür ucunda felaketin sesi yükseldiğinde ne bir mezara baş koyabildi ne de çocuklarının saçlarını son kez okşayabildi.
Sınırlar, yalnızca haritalarda çizilmez. Bazen yas da sınır tanımaz. Erdal için yas, kilometrelerce ötede, sessiz bir odada başladı. Gözyaşları Türkiye’den gelen savcılık tutanakları ve İsviçre Göç Sekreterliği’nin eline tutuşturduğu mavi renkli bir cüzdana sıkışıp kalmıştı.
İsviçre, Erdal’a kollarını açmak yerine kapılarını kapattı. İki buçuk yıldır dört duvar arasında sıkışmış hayatı, bir dosya numarasına indirgendi. Başvurusu reddedildi. Şimdi dosyası federal mahkemede, bir köşede bekletiliyor. Bazen en büyük adaletsizlik, bekletilmek olur. Erdal bekliyor. Bir kararın, bir onayın, bir “artık özgürsün” sözünün umuduyla bekliyor.
Ama geceler geçmek bilmiyor. Erdal’ın uykuları bölük pörçük. Çocuklarının kahkahaları artık sadece rüya ile gerçek arasındaki o ince çizgide yankılanıyor. Sabahlar eskisi gibi aydınlanmıyor. Çünkü Erdal’ın içinde hiç dinmeyen bir hasret var. Bir baba, evlatlarının mezar taşını bile okşayamadan, onların yokluğunu kilometreler ötesinden yüreğinde taşımaya çalışıyor.
Hayat dediğimiz şeyin en temel hakkı, onurlu bir şekilde nefes alabilmektir. Erdal’ın nefesi ise, bürokrasiye ve duyarsızlığa takılmış durumda. Bir ülkenin sadece kapılarını değil, vicdanını da açması gerekir. İsviçre devleti şu anda Erdal’ın sadece dosyasına değil, insanlığına da sırtını dönmüş durumda.
Bizim sesimiz, onun sessiz çığlığı olsun.
Erdal’ın hikayesi sadece bir insanın değil, adaletin ve insan haklarının da hikayesidir. Erdal’ın özgürlüğü sadece onun değil, hepimizin vicdanına düşen bir sınavdır. O yüzden sesleniyoruz; Erdal’ın dosyasını bir kenara koymayın. Onun acısını görmezden gelmeyin. Ona nefes alınacak bir hayat, tutunacak bir umut verin.
Çünkü bazen bir insanın yaşama tutunması için, sadece bir “evet” yeter.
07.05.2025



