fbpx

Merz: “Türk işçiler Almanya’nın refahını inşa etti” — Göçmenlerin katkısını överken sınır politikalarını savundu

Paylaş

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Türkiye ile Almanya arasında imzalanan İşgücü Anlaşması’nın 65. yıl dönümünde Türk göçmenlerin ülkenin sanayisine, kültürüne ve bilimine katkılarını övdü. Aras Ören’den Fatih Akın’a, İlkay Gündoğan’dan BioNTech’in kurucularına kadar birçok ismi anan Merz, “Türk işçiler Almanya’nın refahının altyapısını oluşturdu” dedi. Ancak aynı konuşmada düzensiz göçün sınırlandırılması gerektiğini savundu.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, 20 Ekim 2026’da Berlin’de düzenlenen, 1961 tarihli Türkiye-Almanya İşgücü Anlaşması’nın 65. yıl dönümü töreninde konuştu.

Türkiyeli göçmenlerin Almanya’nın ekonomik ve toplumsal gelişimindeki rolünü vurgulayan Merz, ülkenin bugünkü refahının yalnız Alman işçilerinin değil, göçmen emekçilerin de çalışmasıyla kurulduğunu söyledi.

“Alman edebiyatı, sineması ve bilimi onlar olmadan ne olurdu?”

Merz, konuşmasında Almanya’nın kültürel ve bilimsel hayatına katkıda bulunan Türkiye kökenli isimleri sıraladı:

“Aras Ören ve Deniz Utlu olmadan bugün Alman edebiyatı ne olurdu? Fatih Akın ve Sibel Kekilli olmadan Alman sineması? İlkay Gündoğan olmadan Alman futbolu? BioNTech’in kurucuları Uğur Şahin ve Özlem Türeci olmadan Alman onkolojisi ve immünolojisi?”

Başbakan, bu isimlerin yalnızca en fazla tanınan örnekler olduğunu, Almanya’nın bütün eyaletlerinde, iş yerlerinde, sendikalarda ve toplumsal yaşamın farklı alanlarında sayısız göçmenin katkısının bulunduğunu belirtti.

Bugün Almanya’da Türkiye kökenli üç milyondan fazla insan yaşıyor.

Almanya’nın sanayisini göçmen işçiler de kurdu

30 Ekim 1961’de imzalanan İşgücü Anlaşması, Batı Almanya’nın büyüyen sanayisinin ihtiyaç duyduğu işgücünü Türkiye’den karşılamayı hedefliyordu.

1961–1973 yılları arasında yaklaşık 900 bin kişi çalışmak amacıyla Almanya’ya geldi.

İlk kuşak işçiler fabrikalarda, madenlerde, çelik üretiminde ve otomotiv sanayisinde çalıştı. Çoğu düşük standartlı işçi yurtlarında, kalabalık odalarda ve ağır çalışma koşullarında yaşadı.

Merz de konuşmasında ilk kuşağın yaşamını “Çalışmak, uyumak, çalışmak, uyumak” sözleriyle tarif etti.

Başbakan, özellikle Ruhr bölgesindeki sanayi ve refahın Türkiyeli işçilerin emeği olmadan bugünkü seviyesine ulaşamayacağını kabul etti.

Başlangıçta geçici işgücü olarak görülen bu insanlar zamanla ailelerini Almanya’ya getirdi, kalıcı yaşamlar kurdu ve ülkenin toplumsal yapısını değiştirdi.

Irkçılığı eleştirdi, “remigration” söylemine karşı çıktı

Merz konuşmasında Almanya’daki ırkçı şiddetin tarihine de değindi.

Mölln ve Solingen’deki ırkçı saldırıları, NSU cinayetlerini ve Hanau katliamını hatırlattı. Türkiye kökenli insanların ikinci ve üçüncü kuşakta bile dışlanma ve ayrımcılıkla karşılaşabildiğini söyledi.

Aşırı sağ çevrelerde kullanılan ve göçmenlerin kitlesel biçimde ülkeden çıkarılmasını savunabilen “remigration” kavramını da eleştirdi.

Merz’e göre bu söylem, göçmenlerle birlikte şekillenen modern Almanya’ya yönelik bir saldırı.

Göçmen emeğine övgü, göçe yeni sınırlar

Merz’in konuşmasındaki dikkat çekici çelişki ise göç politikasına ilişkin bölümde ortaya çıktı.

Başbakan, Türkiye’den gelen işçilerin Almanya’yı ekonomik ve kültürel bakımdan zenginleştirdiğini söylerken düzensiz göçün sınırlandırılmasını da hükümetinin öncelikleri arasında gösterdi.

Merz, okullarda ve diğer kamu hizmetlerinde uyum için yeterli kaynak bulunması gerektiğini savundu. Almanya’nın ve Avrupa’nın dışarıdan gelecek nitelikli işgücüne ihtiyaç duyduğunu belirterek yeni bir çalışma ve oturum platformu üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Böylece hükümetin göç yaklaşımındaki temel ayrım yeniden görünür oldu: Ekonominin ihtiyaç duyduğu işgücünün ülkeye gelişi teşvik edilirken düzensiz göç ve sığınma başvuruları üzerindeki denetimler sıkılaştırılıyor.

Bu durum, göçmenlerin ekonomik katkılarının takdir edilmesi ile ülkeye giriş ve kalış haklarının sınırlandırılması arasındaki siyasi tartışmayı gündemde tutuyor.

Almanya’nın refahının arkasında göçmenlerin emeği var

Merz’in konuşması, Almanya’nın göç tarihini yalnız uyum tartışmaları üzerinden değil, emek ve üretim ilişkileri üzerinden de ele alma fırsatı sundu.

Türkiye’den gelen işçiler yalnız fabrikaların işgücü ihtiyacını karşılamadı. Sendikalara katıldı, mahalleler kurdu, kültürel üretimde bulundu ve çocuklarıyla birlikte Almanya’nın toplumsal yaşamını dönüştürdü.

Bugün Almanya’nın ekonomi, bilim ve kültür alanlarında tanınan pek çok ismin göçmen ailelerden gelmesi de bu tarihsel dönüşümün sonuçlarından biri.

Ancak göçmenlerin toplumsal hakları yalnız ekonomik başarılarına veya işgücü piyasasındaki yararlarına bağlı değil.

65 yılın ardından asıl mesele, Almanya’nın inşasına katkıda bulunan göçmenlerin ve onların çocuklarının eşit yurttaşlık, ayrımcılıktan korunma, güvenceli çalışma ve toplumsal katılım haklarının ne ölçüde güvence altında olduğu.