Berlin’de 20 Eylül’de yapılan eyalet parlamentosu seçimlerinin geçici sonuçlarına göre Die Linke yüzde 25,7 oyla ilk sıraya yerleşti. Parti böylece 2023’e kıyasla oyunu 13,4 puan artırırken, Berlin’de ilk kez eyalet seçimlerinin en güçlü partisi oldu. Seçim kampanyasının merkezine kira ve konut krizini yerleştiren 45 yaşındaki hukukçu Elif Eralp ise Friedrichshain-Kreuzberg’de doğrudan milletvekilliğini yüzde 50,4 oyla kazandı. Ancak seçim zaferi tek başına Kızıl Belediye Sarayı’nın kapısını açmıyor: Berlin’de yeni hükümet için üç partili bir koalisyon gerekiyor.
Berlin seçimlerinin ardından gözler Die Linke’nin başbakan adayı Elif Eralp’a çevrildi.
Geçici sonuçlara göre Die Linke yüzde 25,7 ile birinci olurken CDU yüzde 18,8, AfD yüzde 16,3, Yeşiller yüzde 14,3 ve SPD yüzde 12,1 aldı. Katılım yüzde 74,2 olarak gerçekleşti. Sonuçların henüz kesinleşmediğini belirten Berlin seçim yönetimi, resmi nihai sonucun ilerleyen günlerde ilan edileceğini duyurdu.
Eralp seçim gecesi partisinin hükümeti kurmak istediğini açıkladı. Ancak Berlin parlamentosundaki sandalye dağılımı hiçbir iki partili formülün çoğunluk sağlamamasına yol açıyor. Yeni hükümetin hangi partiler arasında kurulacağı henüz belli değil.
Kampanyanın merkezinde kira krizi vardı
Eralp’ın seçim kampanyasının ana başlığı dış politika ya da kamu güvenliği değil, Berlin’de giderek ağırlaşan konut ve kira kriziydi.
Die Linke; büyük özel konut şirketlerinin belirli koşullarda kamulaştırılmasını, kamuya ait konut şirketlerinde kira artışlarının sınırlandırılmasını, fahiş kiraları denetleyecek özel bir kurum kurulmasını ve belediye eliyle sosyal konut üretiminin artırılmasını savundu.
Bu programın en tartışmalı ayağı, 2021’de Berlin’de yapılan “Deutsche Wohnen & Co enteignen” referandumunun uygulanması.
Referandumda seçmenlerin çoğunluğu, 3 binden fazla konuta sahip büyük şirketlerin konut stoklarının tazminat karşılığında kamusal mülkiyete geçirilmesi yönünde oy kullanmıştı. Ancak karar bağlayıcı bir yasa olarak uygulanmadı.
Eralp seçim kampanyasında bu talebin geri çekilmeyeceğini söyledi ve referandum sonucunun yalnız Die Linke’ye değil, Berlin’deki bütün demokratik partilere verilmiş bir siyasi görev olduğunu savundu.
Bu başlık olası koalisyon görüşmelerinin en zor konularından biri olmaya aday. SPD’nin başbakan adayı Steffen Krach seçimden önce büyük konut şirketlerinin kamulaştırılmasını olası bir kırmızı-kırmızı-yeşil hükümet açısından kabul edilemez gördüğünü açıklamıştı.
Üç avroluk mahalle yemekleri
Die Linke’nin kampanyası yalnız büyük yasal düzenlemeler üzerinden yürütülmedi.
RBB’nin seçim öncesi Eralp portresinde Kreuzberg’de kurulan “Kiezkantine” buna örnek gösteriliyor. Parti gönüllüleri mahallede patates püresi, sebze, ekmek ve meyveden oluşan öğünü üç avroya satarken Eralp, belediye başkanı olması durumunda benzer mahalle kantinlerini Berlin geneline yaymak istediğini söyledi.
Bu model, Die Linke’nin son dönemde Berlin’de izlediği mahalle temelli örgütlenme stratejisinin bir parçası.
Parti seçim kampanyasında kapı kapı çalışmaya, kiracı sorunlarına ve günlük yaşam maliyetlerine yoğunlaştı. RBB’nin seçim sonrası araştırmasına göre “sosyal güvenlik” seçmenlerin yüzde 22’si için, “konut” ise yüzde 18’i için oy kararında belirleyici başlıklardan biri oldu.
Die Linke geçmişte kamu konutlarının satışında yer almıştı
Konut meselesi aynı zamanda partinin kendi geçmişiyle hesaplaşmasını da içeriyor.
2000’li yılların başında Berlin’de SPD ile birlikte hükümette bulunan dönemin PDS’si, kentin mali krizinin ortasında kamuya ait konut stoklarının özelleştirilmesine destek vermişti.
RBB’nin aktardığı bir seçim buluşmasında Eralp bu geçmişle doğrudan karşı karşıya kaldı. Bir seçmen, 25 yıl önce PDS’ye oy veren bir arkadaşının bugünkü kamulaştırma vaatlerine neden inanması gerektiğini sordu.
Eralp, kamu konutlarının satışını “büyük bir hata” olarak nitelendirdi ve partisinin bundan ders çıkardığını söyledi.
Berlin’in bugünkü konut tartışmasının ironilerinden biri de burada yatıyor:
Die Linke bir dönem kamu konutlarının özelleştirildiği hükümetin ortağıydı; bugün ise büyük özel konut stoklarının yeniden kamuya geçirilmesini savunan başlıca parti konumunda.
Türkiye’den Almanya’ya göç eden bir sendikacı ailenin çocuğu
Elif Eralp 1981 doğumlu bir hukukçu.
Berlin Eyalet Parlamentosu’nun resmi biyografisine göre 2001–2007 arasında Hamburg Üniversitesi’nde hukuk okudu ve eğitiminde kriminolojiye ağırlık verdi. 2010’dan itibaren Die Linke’nin Federal Meclis grubunda hukuk politikası danışmanı olarak çalıştı; aynı dönemde işyeri temsilciliği yaptı.
Eralp’ın kendi parti biyografisine göre anne ve babası 1980’de sendikal ve sosyalist faaliyetleri nedeniyle Türkiye’den Almanya’ya göç etti. Eralp, ailesinin göç deneyiminin kendi siyasal yönelimi üzerinde belirleyici olduğunu söylüyor. 2017’de Die Linke’ye katılmadan önce Berlin’de ırkçılık ve soylulaştırmaya karşı çalışan parlamento dışı gruplarda faaliyet yürüttüğünü belirtiyor.
2021’den beri Berlin Eyalet Parlamentosu üyesi olan Eralp, burada göç ve ayrımcılıkla mücadele politikaları üzerine çalıştı. 2024’ten itibaren Die Linke parlamento grubunun başkan yardımcılığına, 2025’te ise Berlin eyalet örgütünün başkan yardımcılığına geldi.
Göç ve ayrımcılık politikasını ekonomik meselelerle birlikte ele alıyor
Eralp’ın siyasi profilinde göç politikası da önemli bir yer tutuyor.
Kendi açıklamalarında göç ve ayrımcılık karşıtı siyasetin ekonomik meselelerden ayrı bir “yan başlık” olarak görülmesine karşı çıkıyor. Güvencesiz oturum statüsünün işçileri daha kolay sömürülebilir hale getirebildiğini savunarak göçmen haklarını çalışma ve sosyal haklarla birlikte ele alıyor.
Die Linke’nin Berlin programı güvenlik politikalarında da diğer büyük partilerden ayrılıyor.
Parti polisin yetkilerinin genişletilmesine karşı çıkıyor; belirli bölgelerin “suçla yoğunlaşmış alan” ilan edilmesini, gerekçesiz kontrolleri ve geniş video gözetimini kaldırmak istiyor. Polis bütçesindeki bazı kaynakların gençlik hizmetleri ve sokak sosyal çalışmasına aktarılmasını savunuyor.
Bunlar Die Linke’nin programatik talepleri; diğer partiler özellikle kamu güvenliği ve suçla mücadele konusunda farklı yaklaşımlar savunuyor.
Antisemitizm ve Filistin tartışması parti içinde de gündemde
Berlin’de Die Linke’nin karşı karşıya olduğu en tartışmalı başlıklardan biri İsrail-Filistin meselesi ve antisemitizm tartışmaları.
CDU seçim kampanyasında Die Linke’yi kendi içinde antisemitik görüşlere yeterince sert tepki vermemekle suçladı.
Eralp ise bu suçlamayı reddetti ve antisemitizme karşı hazırladığı beş maddelik plana işaret etti. RBB’ye yaptığı açıklamada Yahudi yaşamının güvenliği ile Müslüman ve Filistinli insanların güvenliğinin birlikte savunulması gerektiğini söyledi.
Die Linke içindeki bir adayın “devletlerin var olma hakkı olmadığı” yönündeki sözleri sorulduğunda ise Eralp, partisinin İsrail’in var olma hakkını tanıdığını ve üyelerden de bu karara uymalarını beklediklerini belirtti.
Bu tartışma Berlin’de özellikle Gazze savaşı sonrasında hem sol içindeki görüş ayrılıkları hem de antisemitizm ve Filistin dayanışması arasındaki sınırların nasıl çizileceği üzerinden devam ediyor.
Ukrayna konusunda parti içindeki farklılıklar görünür
Eralp’ın tutumu Die Linke’nin bazı geleneksel dış politika pozisyonlarıyla da bütünüyle örtüşmüyor.
RBB’nin seçim kampanyası sırasında izlediği bir buluşmada bir seçmen Ukrayna’ya silah yardımının durdurulmasını ve Rusya ile müzakere edilmesini istedi.
Eralp ise herhangi bir anlaşmanın Ukrayna’nın egemenliğini kabul etmesi gereken Rusya’nın tutumuna da bağlı olduğunu söyledi ve Ukrayna’nın toprak bırakmaya zorlanmasına karşı çıktı.
Bu, Die Linke tabanı ve parti içindeki farklı kanatlar arasında Rusya-Ukrayna savaşı konusunda devam eden görüş ayrılıklarının da bir göstergesi.
Genç seçmenlerde güçlü sonuç
Die Linke’nin seçim başarısında genç seçmenlerin ağırlığı dikkat çekti.
Infratest dimap’ın seçim sonrası analizine göre 25 yaş altı seçmenlerin yüzde 43’ü Die Linke’ye oy verdi. 25–34 yaş grubunda bu oran yüzde 49’a ulaştı. İlk kez oy kullananlar arasında parti yüzde 39 ile en yüksek desteği alan parti oldu.
Özellikle 25 yaş altındaki kadın seçmenlerde Die Linke’nin oy oranı yüzde 51 olarak ölçüldü. Bunlar resmi seçim sonuçları değil, seçim sonrası örneklem araştırmasına dayanan seçmen profili verileri.
Eralp kendi seçim bölgesi Friedrichshain-Kreuzberg 1’de ise doğrudan milletvekilliğini yüzde 50,4 oyla kazandı. 2023’te aynı bölgede yüzde 27,1 oy almıştı.
Seçimi kazandı, hükümet henüz belli değil
Die Linke’nin yüzde 25,7 ile birinci olması Berlin’de siyasi dengeleri önemli ölçüde değiştirdi.
Ancak seçimde ilk sıraya çıkmak, Eralp’ın otomatik olarak Berlin Belediye Başkanı olacağı anlamına gelmiyor.
Berlin’de hükümet başkanı doğrudan halk tarafından değil, yeni seçilen Eyalet Parlamentosu tarafından seçiliyor. Geçici sonuçlara göre çoğunluk için üç partinin anlaşması gerekiyor. Die Linke-Yeşiller-SPD ve CDU-Yeşiller-SPD kombinasyonları matematiksel olarak mümkün seçenekler arasında.
Dolayısıyla seçimden sonraki mücadelenin merkezinde artık kampanya sloganlarından çok koalisyon pazarlıkları bulunacak.
Özellikle büyük konut şirketlerinin kamulaştırılması, kira politikası, güvenlik politikaları ve Berlin’in bütçe tercihleri, olası ortaklar arasındaki temel anlaşmazlık alanları.
Eralp’ın seçim kampanyasının merkezine koyduğu soru ise hükümet görüşmelerinin de merkezinde kalacak:
Berlin’de büyüyen konut ve yaşam maliyetlerinin yükünü kim taşıyacak ve kentin konut politikasında özel şirketler ile kamunun ağırlığı nasıl belirlenecek?



