İsveç’te 13 Eylül seçimlerinin geçici sonuçları, dört yıldır iktidarda olan sağ Tidö blokunun hükümeti kaybedebileceğine işaret ediyor. Oyların yüzde 95’i sayılmışken Sosyal Demokratlar, Sol Parti, Yeşiller ve Merkez Parti’den oluşan muhalefet 176; Moderatlar, İsveç Demokratları, Hristiyan Demokratlar ve Liberallerden oluşan sağ blok ise 173 milletvekilliğinde görünüyor. Kesin sonuç henüz açıklanmadı. Ancak seçim bir yandan aşırı sağ İsveç Demokratlarının gerilemesini gösterirken, diğer yandan son yıllarda göç, NATO ve silahlanma başlıklarında oluşan geniş siyasal mutabakatın kolay kolay ortadan kalkmayacağını da ortaya koyuyor. Valresultat
İsveç’te 13 Eylül seçimlerinin ardından hükümet değişikliği ihtimali güçlendi.
SVT’nin 14 Eylül akşamı yayımladığı geçici sonuçlara göre muhalefet bloku 176, mevcut Tidö bloku ise 173 sandalyede bulunuyor. Sosyal Demokratlar 100, Sol Parti 29, Yeşiller 22 ve Merkez Parti 25 milletvekilliği kazanmış görünüyor. Sağ blokta ise Moderatlar 70, İsveç Demokratları 62, Hristiyan Demokratlar 22 ve Liberaller 19 sandalyede. Valresultat
İsveç Seçim Kurumu sonuçların henüz kesinleşmediğini, nihai milletvekili dağılımının seçimden sonraki hafta sonuna doğru netleşmesinin beklendiğini belirtiyor. Valcentralen
Dolayısıyla Magdalena Andersson’ın yeniden başbakan olması ihtimali güçlü olsa da hükümet değişikliği henüz kesin değil.
Ama seçim sonucunun asıl politik anlamı yalnız kimin hükümet kuracağı sorusunda değil.
İsveç Demokratları geriledi, etkileri kaybolmadı
Seçimin en dikkat çekici sonuçlarından biri aşırı sağ İsveç Demokratlarının oy kaybı oldu.
Parti 2022’de yüzde 20,6 oyla ülkenin ikinci büyük partisi olmuştu. Geçici sonuçlarda ise yaklaşık yüzde 17,5’e geriledi ve 11 civarında sandalye kaybetti. Reuters’a göre bu, partinin parlamentoya girdiği 2010’dan bu yana ilk ciddi gerilemesi. Valresultat
Ancak bu gerileme, İsveç Demokratlarının son dört yılda siyaset üzerindeki etkisinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Parti hükümete doğrudan girmeden Tidö anlaşması üzerinden Ulf Kristersson hükümetini destekledi ve özellikle göç, vatandaşlık, sınır dışı, suç ve güvenlik politikalarında sağa kayışın başlıca itici güçlerinden biri oldu.
Reuters’ın seçim sonrası analizine göre İsveç’in daha sert göç politikalarının önemli bir bölümü yeni bir merkez-sol hükümet kurulsa bile tamamen geri çevrilmeyebilir. Sosyal Demokratlar da 2010’lu yıllardaki daha açık göç politikalarından uzaklaşmış durumda. Reuters
Son dört yılda kalıcı oturum hakkı daraltıldı, sosyal yardım koşulları sertleştirildi, deportasyonlar artırıldı ve sığınma başvuruları yaklaşık 40 yılın en düşük seviyelerine indi. Reuters
Dolayısıyla İsveç Demokratları sandıkta gerilerken, onların yıllardır normalleştirdiği politikaların önemli bölümü siyasal merkezin içine yerleşmiş durumda.
Hükümet değişebilir, ama göç politikası eskiye dönmeyebilir
Seçim kampanyasında sağ hükümet, göçmenlere ülkeden ayrılmaları için para verilmesi gibi politikaları da öne çıkardı.
2026 başından itibaren oturum sahibi AB dışı göçmenlere gönüllü geri dönüş karşılığında kişi başına 350 bin krona kadar ödeme teklif edildi. Reuters bu uygulamanın İsveç Demokratlarının göç politikası üzerindeki etkisinin örneklerinden biri olduğunu aktarıyor. Reuters
Yeni bir Andersson hükümeti kurulursa bu politikaların tamamının aynı biçimde devam edeceği söylenemez.
Ancak muhalefetin en büyük partisi Sosyal Demokratlar da artık göç konusunda önceki dönemlere göre çok daha sınırlayıcı bir çizgide bulunuyor.
Bu nedenle seçim, “aşırı sağ geriledi, İsveç eski liberal göç rejimine dönüyor” şeklinde okunamaz.
Asıl tablo daha karmaşık:
Aşırı sağ parti oy kaybediyor, fakat onun yıllardır siyasete taşıdığı göç ve güvenlik dili siyasal merkezin bir bölümüne yerleşmiş durumda.
Bir başka ortak eksen: Silahlanma
Seçimin sağ-sol ayrımını bulanıklaştıran en önemli alanlardan biri ise militarizm.
İsveç, iki yüzyılı aşkın askerî bağlantısızlık politikasının ardından 7 Mart 2024’te NATO’nun 32. üyesi oldu. NATO
2026’da ülkenin askerî savunma bütçesi 175 milyar krona çıktı. Bu, yalnız bir yılda yüzde 18’lik artış anlamına geliyor. Hükümetin resmi rakamlarına göre 2022’de 75 milyar kron olan askerî savunma harcaması dört yılda 175 milyar krona yükseldi. Regeringskansliet
Daha önemlisi, bu silahlanma hattı yalnız sağ partilerin projesi değil.
Haziran 2025’te hükümet partileri ile birlikte Sosyal Demokratlar, İsveç Demokratları, Sol Parti, Merkez Parti ve Yeşiller, NATO’nun yükselen savunma harcaması hedeflerini karşılamak için tarihsel ölçekte bir askerî genişleme konusunda ortak anlaşmaya vardı. Regeringskansliet
Anlaşma, yeni askerî harcamaların 2034’e kadar borçlanma yoluyla finanse edilebilmesini ve kamu borcunda 300 milyar krona kadar ek alan açılmasını öngörüyor. Regeringskansliet
Bu tablo seçim sonucunu anlamak açısından kritik.
Çünkü hükümet değişse bile NATO üyeliği, Ukrayna’ya askerî destek ve savunma harcamalarının hızla artırılması konusunda parlamentodaki büyük partiler arasında geniş bir ortaklık bulunuyor.
Saab için savaş dönemi “rekor yıl”
Militarizmin yalnız dış politika meselesi olmadığı, ekonomik sonuçlarda da görülüyor.
İsveç’in en büyük savunma şirketi Saab, 2025’i “rekor yıl” olarak tanımladı.
Şirketin siparişleri bir yılda yüzde 74 artarak 168,5 milyar krona çıktı. 2026’nın ikinci çeyreğinde Saab’ın faaliyet kârı da bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 41 yükseldi. Start
Buradaki ilişki yalnız “silah şirketleri savaş istiyor” gibi basit bir cümleye indirgenemez.
Ama devletin güvenlik politikası, büyüyen askerî bütçeler ve savunma şirketlerinin artan siparişleri aynı ekonomik zincirin parçaları.
Kamu bütçesi siparişe, sipariş üretime, üretim şirket büyümesine ve kâra dönüşüyor.
Bir tarafta savaş ve güvenlik tehdidi toplumsal kaygı olarak yaşanırken, diğer tarafta savunma sanayii aynı dönemi yeni yatırımlar ve büyüyen sipariş defterleriyle karşılıyor.
Refah devleti var, ama içine piyasa yerleşti
İsveç’in siyasal dönüşümünü anlamak için yalnız seçim sonuçlarına bakmak da yeterli değil.
İsveç hiçbir zaman sosyalist bir ekonomi olmadı. Büyük şirketler, özel mülkiyet ve finans sermayesi her zaman sistemin merkezindeydi.
İsveç modelini farklılaştıran şey, güçlü sendikal örgütlenme, yüksek ücretler, geniş kamu hizmetleri ve sermaye ile emek arasında tarihsel olarak kurulmuş daha dengeli bir güç ilişkisiydi.
Son kırk yılda bu yapı ortadan tamamen kalkmadı.
Ama sağlık, eğitim, bakım ve sosyal hizmetlerin önemli bölümlerinde piyasa mekanizmaları giderek daha fazla yerleşti.
Dolayısıyla İsveç’te yaşanan dönüşüm yalnız “refah devleti yıkıldı” şeklinde tarif edilemez.
Daha doğru ifade şu:
Refah devletinin içine piyasa mantığı taşındı.
Kamu hizmetlerinde “kaynak yok”, savunmada 175 milyar kron
Bu dönüşümün sınıfsal yüzü bütçede ortaya çıkıyor.
Sağlık hizmetleri, belediye bütçeleri, eğitim ve bakım söz konusu olduğunda sürekli mali sınırlar tartışılıyor.
Ancak güvenlik ve askerî harcamalar söz konusu olduğunda devlet çok daha geniş kaynakları hızla harekete geçirebiliyor.
2026 askerî bütçesinin 175 milyar krona ulaşması ve yeni silahlanmanın borçlanmayla finanse edilmesine neredeyse bütün parlamentonun onay vermesi, “kaynak yokluğu” tartışmasının ne kadar politik olduğunu gösteriyor. Regeringskansliet
Para kendiliğinden yok olmuyor.
Soru, hangi toplumsal ihtiyacın bütçede öncelik kazandığı.
Hastane mi?
Konut mu?
Okul mu?
Yoksa yeni savaş uçakları, mühimmat ve NATO hedefleri mi?
Sol Parti güçlendi
Seçimin tamamen sağa kayış hikâyesi olmadığını gösteren bir başka sonuç da Sol Parti’nin performansı.
Geçici sonuçlara göre Vänsterpartiet 29 milletvekilliğine ulaştı ve özellikle büyük kentlerde Sosyal Demokratlardan oy aldı. SVT seçim gecesini değerlendirirken sonucu parti açısından “başarı seçimi” olarak tanımladı. SVT Nyheter
Ancak Sol Parti’nin güçlenmesi de tek başına hükümet politikasının sola kayacağını garanti etmiyor.
Çünkü Magdalena Andersson’ın hükümet kurabilmesi için hem Sol Parti’nin hem de Merkez Parti’nin desteğine ihtiyacı var.
Merkez Parti ise Sol Parti’nin hükümete girmesine karşı çıkıyor; iki parti özellikle vergi ve ekonomi politikalarında karşı karşıya. Reuters’a göre Merkez Parti milyarder vergisine karşı çıkarken Sol Parti ve Yeşiller yüksek gelir gruplarının daha fazla vergi ödemesini istiyor. Reuters
Bu nedenle 176 sandalyelik aritmetik otomatik olarak ortak bir sol programa dönüşmüyor.
Hükümet değişikliği başka, siyasal yön değişikliği başka
İsveç seçimlerinde sağ hükümet gerçekten yenilmiş olabilir.
Aşırı sağ İsveç Demokratları gerilemiş olabilir.
Magdalena Andersson yeniden başbakan olabilir.
Bunların hiçbiri önemsiz değil.
Özellikle aşırı sağın doğrudan hükümete girme ihtimalinin zayıflaması ve Sol Parti’nin güçlenmesi, İsveç’teki toplumsal mücadeleler açısından yeni alanlar açabilir.
Ama Gaste Avrupa açısından asıl soru burada başlıyor:
Hükümet değişirse, göçmenler üzerindeki baskı hafifleyecek mi?
Özelleştirme ve piyasalaştırma geri çevrilecek mi?
İşçi sınıfının örgütlü gücü genişleyecek mi?
175 milyar kronluk askerî bütçe ve NATO ekseni sorgulanacak mı?
Saab’ın büyüyen siparişlerinin karşısına kamu hizmetleri ve toplumsal ihtiyaçlar konulacak mı?
Şu anki tablo bunun otomatik olmadığını gösteriyor.
İsveç’te sandık sağ hükümeti değiştirebilir.
Ama siyasal ekseni değiştirecek olan sandığın kendisinden çok, seçim sonrasında işçilerin, göçmenlerin, sendikaların, barış hareketinin ve toplumsal muhalefetin ne kadar güç üretebildiği olacak.
Çünkü bir hükümeti değiştirmek ile düzenin yönünü değiştirmek aynı şey değil.
Kaynak: sendika.org



