Mehmet Murat Yıldırım, İSVİÇRE, (BASEL), (GA)
6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında İsviçre’nin Basel kentinden düzenlenen panelde, Hatay ve Adıyaman başta olmak üzere deprem bölgesinde süren barınma krizi, konteyner kentlerde yaşam, artan sosyal sorunlar ve İsviçre’de örülen dayanışma ağları konuşuldu. Konuşmacılar, geçici olması gereken koşulların kalıcılaştığına dikkat çekti.
6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Ancak Hatay, Adıyaman ve çevre illerde yüz binlerce insan hâlâ konteyner kentlerde, geçici olması gereken koşullarda yaşamını sürdürüyor. VEREIN SOLIDARITATS-AKTION tarafından ‘Depremin 3. Yılında Dayanışmayı Sürdürüyoruz’ başlığıyla Basel’de düzenlenen panelde, hem deprem bölgesindeki mevcut tablo hem de depremin ilk günlerinden itibaren kurulan dayanışma pratikleri ele alındı. Ayrıca deprem bölgesinde yürütülen projelere destek çağrısı yapıldı.

Panelin moderatörlüğünü Elif Çakar üstlendi. Panelde sırasıyla Hatay Deprem Dayanışması’ndan Cansel Aslan, Kadın Kooperetifi Adıyaman Proje Sözcüsü İbrahim Halil Aydın, Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay ve İsviçre merkezli dayanışma çalışmalarında yer alan Federal Parlemento Üyesi Sibel Arslan söz aldı.
“Bu salona baktığımda dayanışmayı hatırlıyorum”
Panelin açılışında konuşan moderatör Elif Çakar, 6 Şubat’tan bu yana yürütülen kolektif çabaları hatırlatarak söze başladı:
“Şu an salona baktığımda pek çok arkadaşımızı görüyorum. Pek çok etkinliği hatırlıyorum. Kuruş kuruş toplamaya çalıştığımız yardımları hatırlıyorum. Tek tek yazılan mektupları, kurumlara ulaşmaya çalıştığımız günleri… Bugün dönüp baktığımda, dayanışmayı büyütebilmiş olmanın onurunu hâlâ duyuyorum. Hepimizin tek tek emeği olan bir süreçti.”
Panelistlerin konuşmalarının öncesinde 6 Şubat depremlerinin yaşandığı süreci ve dayanışmayı anlatan kısa bir filmin gösterimi yapıldı.

“Anlatıldığı gibi bir normalleşme yok”

Panelde ilk konuşmayı yapan Hatay Deprem Dayanışması’ndan Cansel Aslan, “Hayatın normalleşmesiyle ilgili çok ciddi bir manipülasyon var. Şu anda deprem bölgelerinde evlerin teslim edildiği, her şeyin normale döndüğü yönünde bir propaganda yürütülüyor. Ama orada üç yıldır yaşayan insanlar var. Şunu net söyleyebilirim, şu anda Hatay’da insani yaşam koşullarını maalesef sağlayabilmiş değiliz” dedi.
Hatay’da konteyner kentlerde hâlâ yaklaşık 1.500 kişinin yaşadığını belirten Aslan, insanların üç yıldır 20 metrekarelik alanlarda yaşamaya zorlandığını söyledi. Konteynerlerin yazın aşırı sıcak, kışın ise soğuk nedeniyle yaşanamaz koşullara sahip olduğunu vurguladı.
“Barınma, sağlık ve eğitim temel birer kriz alanı”
“Bu sadece barınma sorunu değil. Aynı zamanda ciddi bir altyapı sorunu var. Yollar yazın toz, kışın çamur. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, hastalar bu koşullarda yaşamaya çalışıyor. Sağlık, ulaşım gibi en temel insan haklarına erişimde çok büyük sıkıntılar var.” diyen Cansel Aslan, 100 bini aşkın nüfusu olan bir ilçede temel sağlık hizmetlerinin dahi verilemediğini, engelli kalan, amputasyon yaşayan ve ciddi psikolojik sorunlarla mücadele eden insanların başka kentlere gitmek zorunda bırakıldığını ifade etti. Bu durumun özellikle çocuklar ve gençler üzerinde ağır psikolojik sonuçlar yarattığını söyledi.
“Gerçek gizleniyor ama biz o gerçeğin içinde yaşıyoruz”
Geçtiğimiz aylarda AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hatay ziyaretine de değinen Aslan, kamuoyuna yansıtılan görüntülerle gerçek yaşam koşulları arasındaki farkı şu sözlerle anlattı,“Cumhurbaşkanı’nın ziyareti öncesinde konteyner kentlerin önüne brandalar çekildi. Yollar, evler makyajlandı. O görüntülerin görülmesi istenmedi. Ama biz o brandaların arkasında yaşamaya devam ediyoruz. Gerçek, anlatıldığı gibi değil.”
“Eski hataları tekrar etmek istemiyoruz”
Deprem bölgesi olan Hatay’daki çalışmalar hakkında konuşan Cansel Aslan, yeniden inşa sürecine dair deneyimlerini paylaştı:
“Kendi imkânlarımızla, tamamen dayanışmayla yürüttüğümüz faaliyetlerde şunu gördük: Evet, şehir yeniden kuruluyor ama hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bunu biliyoruz. Ama eskiden kalan bazı sorunları da şimdi çözmek gerekiyor. Yeniden kurarken eski hataları tekrar etmek istemiyoruz.”
Aslan, kurulan mekânlarda engelli, çocuk ve kadın dostu bir yaklaşım benimsediklerini vurgulayarak, “Kurulan bütün mekânların engelli dostu, çocuk dostu, kadın dostu olması için özel bir duyarlılık geliştirmeye çalışıyoruz. Bu konuda başka sivil toplum kuruluşlarıyla da birlikte çalışıyoruz. Üç yıldır Hatay’da sadece dayanışmayla bu kadar uzun soluklu bir iş yürütmek bizim için gerçekten gurur verici” dedi.
“21 metrekarede hayat normal değil”

Panelde söz alan Kadın Kooperetifi Adıyaman Proje Sözcüsü İbrahim Halil Aydın, depremin üçüncü yılında konteyner kentlerde süren yaşamın yarattığı ağır sonuçlara dikkat çekti:
“Depremin üçüncü yılını geride bıraktık ama Hatay ve Adıyaman’da hâlâ yüz binlerce insan konteyner kentlerde yaşıyor. 21 metrekarede. Düşünün: uyuduğunuz yer orası, mutfak orası, banyo orası, çocuğunuzun ders çalıştığı yer orası.”
Konteyner kentlerin yalnızca fiziksel değil, toplumsal ve ruhsal sorunlar da yarattığını belirten Aydın şöyle devam etti, “Komşuluk ilişkileri bitti. Eskiden güvenli alan olan evler yıkıldı. Konteyner kentlerin yapısından dolayı güvenlik sorunları arttı. Çocuk istismarı alanında çalışan biri olarak şunu açıkça söyleyebilirim: bu koşullarda istismar vakaları da arttı.”
Audın, Adıyaman’da deprem sonrası madde bağımlılığında artış yaşandığını da vurguladı: “Konteyner kentte günlerce, aylarca dışarı çıkmayan insanlar var. Bu koşullar sağlıklı değil. Konteynerler geçici olmalıydı ama kalıcılaştı.”
Aslan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı, “Yaşananları unutmak kolay değil. Ama insanların yaşamlarına sağlıklı şekilde devam edebilmesi için mücadele ediyoruz. İçinde yer aldığımız kurumlarla bu sözün ve bu mücadelenin devam etmesi için çalışıyoruz.”
Aydın, konuşmasının ardından Kadın Kooperetifi Adıyaman Proje’ni tanıttı.
“Anormali normal diye kabul ettirdiler” – Emrah Karaçay

Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay, konuşmasına depremde kurulan dayanışmaya teşekkür ederek başladı: “Hataylılar iki grubu asla unutmayacak: Bizi enkaz altında yalnız bırakanları ve binlerce kilometre öteden ‘Sesimi duyan var mı?’ çığlığına ses verenleri. Sizleri.”
Yaşanan depremin olağanüstü yıkım gücüne dikkat çeken Karaçay, Samandağ’ın yapılaşma sorunlarını ve imar politikalarını anlattı. Bugün gelinen noktayı ise şu sözlerle özetledi, “Televizyonlarda her şey normalmiş gibi gösteriliyor. Evet, yaşıyoruz. Ama anormali normal diye kabul ettirdiler.”
Konteyner kentlerdeki durum, altyapı sorunları ve TOKİ konutlarına dair yaşanan eksiklikleri aktaran Karaçay, koordinasyonsuz çalışmanın yarattığı krizi anlattı.
Konuşmasının sonunda Hatay halkının siyasi iradesine de değindi, “Hatay halkı, haklarını savunsun diye Can Atalay’ı Meclis’e gönderdi. Ama bu irade yok sayıldı. Milletvekilliği düşürüldü, hapiste tutuluyor. Buna rağmen Can durmuyor, Hatay Deprem Raporu’nu yazdı. Bu bir afet değil, bir yönetim krizidir.”
“İsviçre’de şeffaf bir dayanışma ağı kurduk” – Sibel Arslan

Panelin son konuşmacısı İsviçre Federal Parlamento Üyesi Sibel Arslan, 6 Şubat’ın ardından İsviçre’de VEREIN SOLIDARITATS-AKTION tarafından kurulan dayanışma ağını anlattı. İlk günlerden itibaren bir araya gelen gönüllülerin, siyasi, etnik ve inanç ayrımlarından bağımsız bir yapı kurmayı hedeflediklerini söyledi:
“Hiçbir yere ait olmayan, herkesin güvenebileceği, şeffaf bir dernek kurmamız gerektiğini fark ettik. İnsanlar paralarının nereye gittiğini bilmek istiyordu.”
Kısa sürede dernekleşme sürecinin tamamlandığını, bağışların şeffaf biçimde toplandığını ve projelere aktarıldığını belirten Arslan, konteyner yerine uzun vadeli ve onarıcı projelere yöneldiklerini ifade etti:
“Sağlık, hijyen, eğitim, gençlik projeleri… Yardımın sadece bugün için değil, yarın için de anlamlı olması gerektiğini düşündük.”
Panel konuşmalarından ardından katılımcılarla yapılan sohbetle devam etti.




