21 Kasım 2004’te öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz, bugün yaşasaydı 33 yaşında bir yetişkin olacaktı. Onun yarım kalan ömrü, bugün yeniden konuşulan barış ihtiyacına en güçlü gerekçeyi sunuyor.
Bir çocuğun unutulmayan yüzü
Kızıltepe’nin tozlu sokaklarında, okuldan eve dönen bir çocuğun hayalleri vardı. O hayallerin içinde babasının kamyonuyla uzun yollar, bir gün büyüyüp adam olmanın gururu, belki ilerde kendi çocuklarına anlatacağı masallar…
Ama 21 Kasım 2004 sabahı, Uğur’un masal defteri kapatıldı. Vücuduna saplanan 13 kurşunla değil, o kurşunların bıraktığı sessizlikle. O sessizlik, bugün hâlâ Türkiye’nin üzerine çöken ağır bir gölge.
Uğur bugün yaşasaydı, 33 yaşında bir yetişkin olacaktı. Belki bir mesleği, belki bir sevgilisi, çocukları belki, belki bir yaşam mücadelesi olacaktı. Dünyanın tüm acılarına rağmen ayakta duran Kürt gençlerinden biri… Belki bugün barış için yürüyenlerin arasında olacaktı.
Bugünlerde Türkiye’de yeniden bir çözüm sürecinin kapısı aralanıyor. Kürt Özgürlük Hareketi Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrıyla başlayan bu yeni umut, yıllardır biriken acıları taşıyan halklarda hafif bir nefes oldu.
Fakat nefesin yarısı hep kesik. Barışa doğru atılan adımların önüne, barışı istemeyenlerin gölgesi düşmeye devam ediyor. Devlet erkânı içinde bile, barışı konuşmaktan rahatsız olanların varlığı hissediliyor. AKP iktidarı süreci sahiplenen net bir tavır koyamıyor. Yarım laflar, yarım cesaretler, yarım adımlar…
Ve bugün bir gelişme daha yaşandı. Mecliste kurulan komisyonun İmralı’ya gitmesi gündemdeyken, CHP heyete katılmayacağını açıkladı.
Bu karar, ne yazık ki barış yolunun taşlarını biraz daha gevşeten bir tutum. Çünkü barış, bir partinin değil, ülkenin geleceğidir. Müzakere masasına oturmayı reddeden her aktör, masum insanların hayatına mal olan geçmişin karanlığından bir tuğlayı daha yerinden oynatıyor.
Uğur için, Uğur Gibi yarım kalanlar için
Ben bu topraklarda barışı, sadece bir siyasal süreç olarak görmedim hiçbir zaman. Barış, Uğur’un top oynadığı sokaklarda, bir çocuğun korkmadan büyüyebilmesidir.
Uğur’un annesinin acısının tekrarlanmamasıdır.
Bir daha hiçbir babanın cesedinin yanına tüfek konmamasıdır.
Barış, bir halkın onuru, bir ülkenin vicdanıdır.
Uğur bugün 33 yaşında olsaydı, belki kendi hayatının peşinde koşan sıradan bir insan olacaktı. Ama o koşamadı. Biz şimdi onun koşamadığı yolları barışla tamamlamaya çalışıyoruz. Çünkü bu ülke, Uğur gibi çocuklara borçlu.
Barışa giden yol
Evet, bugün bir çözüm süreci konuşuluyor. Evet, bu süreç yeniden umutlanmak için bir kapı aralıyor. Ama bu kapı, herkes omuz vermeden açılmaz.
Siyasi partilerinden devlet erkânına, sivil toplumdan halka kadar herkesin sorumluluğu var.
Sayın Öcalan ile görüşme meselesi bir cesaret testidir. Kim barışı gerçekten istiyor, kim istemiyor, onu açık eden bir eşiktir.
CHP’nin bugünkü tutumu, bu eşiği geçmeyi reddeden bir adım olarak kayda geçti.
Ve bu reddediş, sadece siyaset sahnesine değil, Uğur’un mezarına da bir sessizlik olarak düşüyor.
Bu yüzden bugün, Uğur’un 33 yaşını yazarken bir yandan şunu söylüyorum:
Barış, çocukların anısına verilen en büyük sözdür.
Bu söz tutulmadan, bu ülke hiçbir yarasını gerçekten kapatamaz.
Uğur’un yüzüne her bakışta, barışın neden gerektiğini yeniden hatırlıyoruz.
Ve barış gelene kadar, bu hatırlatma bitmeyecek.



