fbpx

6-7 Eylül’den Çerçeve Yasa’ya: Toros Korkmaz’dan tarihsel hafıza ve demokratik dönüşüm çağrısı

Paylaş

Yazar Toros Korkmaz, 6-7 Eylül 1955 pogromunun 71. yılında kaleme aldığı yazıda, Rumlar başta olmak üzere gayrimüslimlere yönelik tarihsel şiddetle bugün Kürt Sorunu etrafında yürütülen Çerçeve Yasa ve demokratikleşme tartışmalarını birlikte ele aldı. Korkmaz’a göre kalıcı bir çözüm, yalnız hukuki düzenlemelerden değil; tekçi devlet anlayışıyla yüzleşme, eşit yurttaşlık ve çoğulcu bir siyasal düzenin kurulmasından geçiyor.

Yazar: Toros Korkmaz

6-7 Eylül 1955’te İstanbul başta olmak üzere çeşitli kentlerde Rumları, Ermenileri ve Yahudileri hedef alan pogromun üzerinden 71 yıl geçti.

Binlerce ev ve işyerinin yağmalandığı, kiliselerin, okulların ve diğer gayrimüslim kurumlarının tahrip edildiği saldırılar, Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır azınlık karşıtı şiddet olaylarından biri olarak hafızadaki yerini koruyor.

Dilek Güven’in araştırmasında aktarılan resmî verilere göre saldırılarda 4 bin 214 ev, bin 4 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır ve 26 okul hedef alındı. Can kaybına ilişkin kaynaklarda farklı rakamlar bulunurken, pogromun ardından İstanbul Rum toplumunun göçü hızlandı ve kentin toplumsal dokusu kalıcı biçimde değişti.

“6-7 Eylül yalnızca geçmişte kalmış bir trajedi değil”

Siyasi Haber’de yayımlanan yazısında Toros Korkmaz, 6-7 Eylül’ün yalnızca yıldönümlerinde hatırlanacak tarihsel bir felaket olarak değerlendirilmesine karşı çıkıyor.

Korkmaz, pogromu Türkiye’de farklı etnik, dini ve toplumsal kimliklerin “öteki” olarak kodlanmasının ve gerektiğinde siyasal şiddetin hedefi haline getirilmesinin tarihsel örneklerinden biri olarak ele alıyor.

Yazıda 6-7 Eylül’ün devlet kurumlarının rolünden bağımsız, kendiliğinden gelişmiş bir toplumsal öfke patlaması olarak okunamayacağı savunuluyor. Türkiye’de yürütülen tarihsel araştırmalar da saldırıların örgütlü niteliğine, hedeflerin önceden belirlenmesine ve güvenlik güçlerinin tutumuna ilişkin geniş bir belge külliyatına işaret ediyor.

Kürt Sorunu ve Çerçeve Yasa tartışmasına tarihsel hafıza uyarısı

Korkmaz’ın yazısının güncel ayağını ise Kürt Sorunu ve Çerçeve Yasa oluşturuyor.

Türkiye’de yeni çözüm sürecinin hukuki zemini olarak tartışılan Çerçeve Yasa’nın ardından sürecin hangi siyasal doğrultuda ilerleyeceği tartışılmaya devam ediyor. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar da yasanın doğrudan Kürt Sorunu’nun bütünlüklü çözümünden ziyade silahsızlanma ve sonrasındaki hukuki sürece çerçeve oluşturduğunu belirtmişti.

Korkmaz ise meseleyi bunun ötesine taşıyor.

Yazara göre Kürt Sorunu’nun kalıcı çözümü yalnızca belirli hukuki düzenlemelerin kabul edilmesiyle sağlanamaz. Devletin farklı kimliklerle kurduğu tarihsel ilişkinin, milliyetçi ve dışlayıcı siyasal dilin ve eşitsiz yurttaşlık mekanizmalarının da dönüşmesi gerekiyor.

Kürtlere yönelik nefret söylemine dikkat çekti

Yazıda son dönemde Kürt kimliğine ve Kürtler açısından sembolik öneme sahip kişi ve kurumlara yönelik saldırılar da 6-7 Eylül’ün tarihsel hafızası üzerinden değerlendiriliyor.

Korkmaz, tek tek olayların küçümsenmemesi gerektiğini savunarak siyasal iktidarlar tarafından yıllar boyunca üretilen ayrımcı söylemlerin toplumsal alanda kendiliğinden ortadan kalkmadığına dikkat çekiyor.

Yazının temel uyarısı şu noktada yoğunlaşıyor: hukuk değişirken toplumdaki dışlayıcı siyasal kültür değişmezse, demokratikleşme süreci kırılgan kalmaya devam edecek.

Mesele yalnız Kürtlerin hakları değil

Korkmaz’a göre demokratik dönüşümün ölçüsü yalnız Kürtlerin belirli taleplerinin karşılanması da değil.

Rumların, Ermenilerin, Süryanilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlar olarak yaşayabileceği bir siyasal düzen kurulmadığı müddetçe “öteki” yaratma mekanizması varlığını sürdürecek.

Bu nedenle yazıda eşit yurttaşlık, çoğulculuk ve devletin kimlikler karşısında tarafsızlaşması kalıcı çözümün temel koşulları arasında gösteriliyor.

71 yıl sonra aynı soru

6-7 Eylül pogromunun yıldönümü bu yıl, Türkiye’nin Kürt Sorunu konusunda yeni bir hukuki ve siyasi dönem arayışının tam ortasına denk geliyor.

Korkmaz’ın yazısı iki tarihsel momenti birbirine eşitlemiyor; bunun yerine geçmişte farklı kimliklerin nasıl hedef haline getirildiğini hatırlatarak bugünkü demokratikleşme tartışmasına bir ölçüt öneriyor:

Yeni bir siyasal düzen yalnızca yeni yasalarla mı kurulacak, yoksa geçmişin dışlayıcı devlet anlayışıyla da hesaplaşılacak mı?

6-7 Eylül’ün 71 yıl sonra taşıdığı uyarı da burada duruyor: tarihsel hafızayla yüzleşmeden, eşit yurttaşlığı kurumsallaştırmadan ve “öteki” üretme siyasetini aşmadan demokratik dönüşüm tamamlanmış olmayacak.