Cenevre’de IŞİD’e destek verdikleri gerekçesiyle 2022’de tutuklanan iki kişiye yönelik dava Federal Ceza Mahkemesi’ne taşındı. Sanıklara yöneltilen suçlamalar, göçmen topluluklar arasında süregelen dışlanma, denetimsizlik ve yapısal eşitsizlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Göçmen mahallelerinde etkili olduğu iddia edilen “Kosova kökenli grup” soruşturma altında
İsviçre Federal Savcılığı, biri Kosovalı, diğeri Makedonya kökenli iki kişiye, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ideolojisini yaymak ve göçmen topluluklar içinde destek toplamak suçlamalarıyla dava açıldığını açıkladı.
İsviçre’de ekonomik ve sosyal olarak dezavantajlı bırakılan göçmen mahallelerinde etkili olduğu belirtilen Kosova kökenli bir grup, radikal İslamcı propaganda yürütmekle suçlanıyor. Savcılık, bu yapılanmanın özellikle gençleri etkilemeye, bağış toplamaya ve örgüte militan kazandırmaya çalıştığını belirtti.
Devletin göçmen politikasındaki boşluklar, radikalleşmeye zemin mi hazırlıyor?
Sanıklar, Eylül 2022’de başlatılan bir soruşturma kapsamında tutuklanmıştı. Aradan geçen iki yılın ardından dava Federal Ceza Mahkemesi’ne taşındı.
Yapılan suçlamalar, yalnızca bireysel radikalleşme değil; aynı zamanda İsviçre’nin entegrasyon politikalarının başarısızlığı ve göçmenleri marjinalleştiren yapısal sorunları da gündeme getiriyor. Terör örgütüne üyelik, usulsüz yardım toplama, rüşvet ve kara para aklama suçlamalarının yöneltildiği sanıkların yargılanması sürüyor.
İsviçre “tarafsız” ama dışlayıcı mı?
Şiddet yanlısı aşırı gruplar, çoğu zaman devletin görmezden geldiği, dışlanmış göçmen gruplar içinde zemin buluyor. İsviçre, şimdiye dek komşu Avrupa ülkelerinde yaşanan radikal eylemlerden uzak kalmayı başarsa da, toplum içindeki eşitsizliklerin ve kültürel dışlamaların bu gibi davalara nasıl zemin hazırladığına dair ciddi tartışmalar yapılmıyor.
İsviçre yasalarına göre sanıklar, suçlu bulunana dek masum kabul ediliyor.
IŞİD’e karşı uluslararası tutum sürerken, radikalleşmenin nedenleri görmezden geliniyor
IŞİD, Avrupa Birliği (AB), Türkiye, ABD, Birleşmiş Milletler (BM) ve çok sayıda uluslararası kuruluş tarafından terör örgütü olarak tanınıyor. 2014’te Irak ve Suriye’de yayılma gösteren örgüt, askeri olarak gerilemiş olsa da, yoksulluk, dışlanma ve adaletsizlik gibi toplumsal koşullarda hâlâ propaganda zemini bulabiliyor.
Uzmanlara göre, yalnızca güvenlik önlemleri değil; toplumsal bütünleşme, eşit vatandaşlık ve sosyal adalet politikaları da bu tür radikalleşme eğilimlerine karşı en etkili yanıt olabilir.
GasteAvrupa



