fbpx

Ermenistan-Azerbaycan Savaşı’nın dünü, bugünü

Paylaş

Son günlerde Dağlık Karabağ Bölgesi’nin statüsü üzerinden yeniden alevlenen Ermenistan-Azerbaycan arasındaki çatışmalarda kırk dokuz Ermeni ve elliye yakın da Azeri askerinin ölüm haberi her iki devletin yetkilileri tarafından açıklanarak doğrulandı. Ermenistan Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada, çatışmaların, Azerbaycan ordusunun Ermenistan’ın Vardenis, Goris, Jermuk ve Sotki şehirleri yakınlarındaki Ermeni askeri noktalarına yaptığı saldırı sonucu başladığını söylerken, Azerbaycan, çatışmaların Ermenistan ordusunun Azeri ordusuna yönelik bir sabotajıyla başladığını iddia etti.[2]

Bu çatışmadan önce en son 27 Eylül – 4 Kasım 2020 tarihleri arasında 44 gün süren savaş Rusya’nın arabuluculuğuyla sona ermişti. Bu savaşta Ermenistan ordusunun yaklaşık dört bin askeri, Azerbaycan ordusunun ise üç bine yakın askeri yaşamını yitirdi. Her iki ülke ordusunda on bir bin civarında yaralı varken, gene her iki ülkede de 100’e yakın sivil yaşamını kaybetti. Savaş sonucunda kırk bin Azeri ve yüz bin Ermeni yerleşim yerlerini değiştirmek zorunda kaldı. Savaş Ermenistan’ın yenilgisiyle sonuçlandı. Daha önce Ermenistan’a ait beş şehir, dört kasaba ve 286 köy Azerbaycan’a geçti. Bu açık ve resmi savaş bitmiş görünse de o günden günümüze Azerbaycan’ın belirli aralıklarla ama kararlı sınır ihlalleriyle sürekli bir çatışma hali yaşandı. En son 13 Eylül’de ise bu durumun gene alevlenmesine hep birlikte tanık olduk.

Son çatışmayı ortaya çıkaran dinamikler öncekilerden farklıdır. Azerbaycan ve Ermenistan arasında geçici ateşkes ve arabuluculuk Rusya sayesinde oluyordu. Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaş yüzünden Rusya ilgisini bu noktaya yoğunlaştırdı ve son dönemde diğer bölgelerle yeterince ilgilenememeye başladı. Buna bir de Rusya’nın Ukrayna Savaşı nedeniyle Batı Dünyası’ndan izole olması olgusu ve bu durumdan kaynaklı Türkiye ile olan ilişkilerini üst düzeye çıkarması zorunluluğu eklendi. Azerbaycan ise en sadık müttefiki Türkiye’nin Rusya ile son dönemde kurduğu iyi ilişkilere güvenerek, Rusya’nın baskısını ister istemez hafifleteceği bu koşullarda daha da agresif bir politika yürütebileceği boşluğu bulduğunu düşünüyor. Burada unutulmaması gereken önemli bir nokta da 2018’de Ermenistan’daki büyük çaplı sokak hareketlenmesi sonucu,-ki bu Batı’da devrim olarak nitelendi-, iktidara gelen Paşinyan’ın daha önceki Ermeni devlet başkanları ve hükümetlerine nazaran dış politikada Rusya’nın hegemonik etkisini azaltmak istemesi ve Batı dünyası ile ilişkileri geliştirme çabasına girmesidir. Bu girişimler Rusya’da Paşinyan yönetimine ilişkin daha önceki Ermenistan başkanlarına göre daha olumsuz bir algıya yol açmıştı. Rusya bu zamana kadar kendi arka bahçesi olarak gördüğü Ermenistan’ın doğal olarak Batı dünyası ile ilişkilerini geliştirmesinden son derece rahatsızdı. Hem Fransa devlet başkanı Macron, hem de eski Almanya Başbakanı Merkel Ermenistan’ın başkenti Erivan’ı 2018’de ziyaret ettiler ve bu ziyaretler Rusya’da pek de olumlu karşılanmadı. Paşinyan’ın 2014’de muhalefetteyken Rusya’nın Ermenistan’a tepeden bakan duruşunu eleştirmesi ve 2017’de Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’ne Rusya`nın baskısıyla katılmasını eleştirmesi, Rusya açısından Paşinyan’ın sicilinin temiz olamayacağı kuşkusunu ister istemez doğuruyor.[3] Ayrıca işin Azerbaycan tarafına bakınca son yıllarda Azerbaycan ekonomisinin kötü yönetim ve yolsuzluklar nedeniyle iyice güçsüzleştiği ve bu durumun Azeri halkında tepkilere yol açma potansiyeli taşıdığını da göz önünde bulundurmak gerekir. Azerbaycan yönetimi, bir bakıma Türkiye’deki iktidarla benzer bir strateji izleyerek, milliyetçi duyguları kabartan sürekli bir savaş halinden de ayrıca yararlanmak istiyor. Diğer bir deyişle bir tür manipülatif saptırma yaparak ekonomik krize karşı oluşabilecek tepkilerin hem önünü kesmeye çalışıyor hem de bu öfkeyi Ermenistan’a yönlendiriyor.

Dağlık Karabağ Bölgesi’nin statüsüne ilişkin ortaya çıkan Azerbaycan-Ermenistan arasında ki savaş halinin bu bölgenin tarihiyle doğrudan ilişkisi var. Dolayısıyla bu bölgenin geçmişini ana hatlarıyla bilmek, günümüzdeki çatışmayı anlamak için zorunludur. Dağlık Karabağ Bölgesi iki bin yıldan beri Ermenilerin nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları bir bölge. M.S. 4, yy’dan itibaren bölgede Ermeniler birçok manastır ve kilise inşa etmiş.[4] İlk Çağlardan Orta Çağa kadar çeşitli devletlerin hükümdarlığı altına giren bu topraklar 16. yy’dan 1805 İran-Rus Savaşı’na kadar İran’ın, bu tarihten sonra da Rusya’nın egemenliği altına girmiş. Sovyetlerin kuruluşuna kadar da Ermeniler bu bölgede en büyük nüfus grubunu oluşturmuşlardır. Örneğin 1922 yılında bölgedeki nüfusun %94’ü Ermeni’ydi.[5] 1918 ve 1920 yıllarında bölgenin hâkimiyeti için Azerbaycan ve Ermenistan kıyasıya savaşmış, ama bölgenin 1921’den itibaren Bolşevik Rusya’nın denetimine geçmesiyle bu bölgenin statüsü hakkında karar verme mercii bundan böyle Sovyetler Birliği olmuştur. Bolşeviklerin Kafkasya Bürosu 12 Haziran 1921’de bölgeyi Ermenistan’a bırakmış ama hemen akabinde üç hafta sonra Moskova yönetimi Stalin’in direktifiyle 4 Temmuz 1921’de bölgede yaşayan Ermenilere geniş hak ve özgürlük verme şartıyla Dağlık Karabağ’ı Azerbaycan’a katmıştır. Bunun nedenine ilişkin genel kabul gören açıklama, Stalin’in bölgede nüfusun çoğunluğunu Ermeniler oluşturduğu için, bir tür böl yönet politikası izlediği ve ayrıca Ermeniler karşısında genellikle yenilen Azerilerin bir tür gururunu okşama politikası izlediği yönündedir. Bu tarihten sonra bölge Dağlık Karabağ Oblastı olarak adlandırılmıştır.

Sovyet Birliği zamanında 1962, 1965 ve 1967 yıllarında Dağlık Karabağ Oblastı’nda çoğunluğu oluşturan Ermeniler Moskova yönetimine bölgenin statüsünün değişmesi ve Ermenistan’a bağlanması için üç kere nota vermiş ama bunlar dikkate alınmamıştır. Bölgedeki Ermenilerin sürekli Ermenistan’a bağlanma çabalarının altında kendilerine Azerbaycan yönetimi tarafından uygulanan ayrımcı politikaların önemli bir payı vardır. Örneğin bölgede yaklaşık 85 Ermeni köyü zorla boşaltılmıştır. Sovyetler’in son devlet başkanı Gorbaçov’un başlattığı Glasnost ve Perestroyka politikaları gereği, etnik sorunlar tartışılmaya başlanmış ve 1987-88 yıllarında Dağlık Karabağ Bölgesi’nde nüfusun yaklaşık yüzde seksenini oluşturan Ermeniler Ermenistan’a bağlanma talebiyle büyük gösteriler düzenlemiş ama bu talep radikal Azeri milliyetçilerinin 1988 Şubat’ında Azerbaycan’ın ikinci büyük şehri olan Sumgait kentindeki Ermeni nüfusa karşı pogrom uygulamalarıyla sonuçlanmıştır. Bu pogromda resmi Sovyet kaynaklarına göre otuz iki, Ermeni kaynaklarına göre iki yüzün üzerinde kişi hayatını kaybetmiştir. Onlarca kadına tecavüz edilmiş, Ermenilere ait yüzlerce işyeri tahrip edilmiştir.[6] Bu pogromdan sonra iki ülke arasında savaş başlamıştır. Yaklaşık altı sene süren savaş sırasında Gugark, Kirovabad, Bakü, Maraga, Hocalı katliamları yasanmış. Savaşın sonunda on binlerce Ermeni ve Azeri sivil vatandaş hayatını kaybetmiş, yaklaşık altı bin Ermeni ve yirmi bin civarında Azeri asker yaşamını yitirmiştir. Bu savaşta Türkiye’den de yaklaşık iki yüz ülkücü Azerbaycan saflarında savaşmıştır. 12 Mayıs 1994’de Azerbaycan’ın yenilgisiyle sonuçlanan savaşın sonucunda Rusya’nın arabuluculuğuyla ateşkes antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ne yazık ki kalıcı barışı getirmemiş, düşük yoğunluklu ve çoğunlukla sınır çatışması şeklindeki savaş hali 27 Eylül 2020’ye kadar devam etmiş, daha sonra yukarıda da değindiğimiz gibi savaş 44 günlüğüne tekrar yoğun savaşa dönüşmüş ve sonrasında da günümüze kadar aralıklarla silahlı çatışmalar devam etmiştir.

Türkiye’nin Azerbaycan-Ermenistan arasında yüzyıldan daha fazla süreye yayılan çatışmaya yaklaşımı ne yazık ki tarafgir olmuş ve açıktan Azerbaycan desteklenmiştir. 1918-20 arası dönemde 1917-18 yıllarında Enver Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Doğu Anadolu Bölgesi’nden çıkarak Ermenistan ve Karabağ bölgesini işgal etmiş ve Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanana kadar da Bakü’ye ulaşmıştır. Osmanlı ordusu, Azerilerin yanında bilfiil Ermenilere karşı savaşmıştır. Kuşkusuz bu işgal harekâtında Enver Paşa ve o dönem yönetimde bulunan İttihat ve Terakki’nin Pan-Türkist ve Turancı ideolojinin önemli payı vardır. Ermeniler ‘Turan’ olarak adlandırılan coğrafyada bir engel unsur olarak görülüyor ve bu yüzden de tabii olmayacaklarsa yok edilmelerinde bir beis görülmüyordu. 1988 yılında başlayan yoğun çatışmalı dönemde de Türkiye devleti yetkilileri Azerbaycan’ı koşulsuz olarak desteklemiş ve Ermenistan’ı ise lüzumu halinde bombalamakla tehdit etmişlerdir. 1992 yılında dönemin MHP lideri Alparslan Türkeş’in bizzat emir vermesiyle 500 kişilik ülkücü grubu Azerbaycan ordusunun eğitimine katılmış ve Dağlık Karabağ’da Ermenilere karşı savaşmıştır.[7] 1993 yılının Nisan ayında Ermenistan’ın savaşta Kelbecer kentini ele geçirmesini gerekçe gösteren Türkiye, Ermenistan ile olan sınır kapısını kapatmış ve akabinde de Ermenistan ile olan tüm diplomatik bağlarını kesmiştir.

Türkiye 1994’den sonraki düşük yoğunluklu savaş döneminde de Azerbaycan’a silah satışının yanı sıra askeri eğitim desteği vermiş ve en son Eylül 2020’deki savaşta ise bizzat Cumhurbaşkanı’nın damadı Selçuk Bayraktar’ın ürettiği İHA ve SİHA’lar Azerbaycan ordusunun zafer kazanmasında önemli rol oynamıştır.[8] Türkiye’de devletin Azerbaycan’a ilişkin resmi politikası, “iki devlet, tek millet” şiarı olmuş ve Azeriler Türk milletinin bir parçası sayılmıştır. Anaakım Türkiye medyası, akademi dünyası, iktidar ve ana muhalefet partileri bu dönemde açıktan Azerbaycan’ı desteklemişlerdir. Örneğin en son sınır çatışmasında ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu Azerbaycan’da ölen askerler için taziye mesajı yayınlamış ve olayı kendi acısı gibi yüreğinde hissettiğini beyan etmiştir.[9]

Burada Türkiye’nin takınması gereken doğru tutum, Azerbaycan-Ermenistan çatışmasında Azerbaycan’ın tarafını tutmak değil, iki ülkeye de eşit mesafede yaklaşarak bir an evvel çatışmanın son bulması için ara bulucu rolü üstlenmek olmalıdır. Türkiye coğrafyasında yaşayan Ermeniler zaten 1915 Soykırımı ile büyük bir acı yaşamış ve tarihsel olarak anayurtları olan Türkiye’de sayıları neredeyse yok seviyesine düşmüştür. Geride kalan yaklaşık 70-80 bin civarındaki Türkiye vatandaşı Ermeni ise devletin Azerbaycan lehine tarafgir politikaları sonucunda son derece tedirgin bir hayat sürmektedir. 19 Eylül 2020’de Azerbaycan bayrakları ile donatılmış büyükçe bir konvoy hem Ermenilerin yoğun yaşadığı hem de Ermeni Patrikliği’nin bulunduğu bölgede gösteri yapmıştır.[10] Hatta birçok İstanbul Ermenisi bu dönem tehdit telefonları almıştır.[11] Unutulmamalıdır ki Ermeniler Türkiye coğrafyasının en kadim halklarından biridir. Bu nedenle Türkiye devleti kendi vatandaşı olan Ermenileri ve komşusu olan Ermenistan’ı ötekileştirmemeli ve bölgede kalıcı barışın sağlanması için çaba göstermelidir. Bunun ilk emaresi olarak Ermenistan ile diplomatik ilişkiler yeniden başlatılmalı ve kapalı olan Türkiye-Ermenistan sınır kapısı bir an evvel açılmalıdır. Barışın Ermeni, Türk, Azeri halklarına kazandıracakları o kadar büyüktür ki devletlerin yöneticilerin en başarılı savaşlarına yeğ tutulmalıdır.

[1] Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Ermenistan-Azarbaycan Savaşı’na ilişkin söyledigi söz.
[2] Azerbaycan-Ermenistan sınırında çatışma: Neden yaşandı, taraflar ne dedi? – BBC News Türkçe
[3] Nikol Pashinyan’s Russian Problem (gfsis.org.ge)
[4]History and Architecture – Amaras Monastery, Nagorno Karabakh Republic
[5]De Waal, Thomas. Black Garden: Armenia and Azerbaijan through Peace and War. (Siyah Bahçe: Savaş ve Barış arasında Ermenistan ve Azerbaycan), New York: New York University Press, 2003. p. 130.
[6] De Waal, Thomas. 2010. The Caucasus: An Introduction. (Kafkasya: Başlangıç) New York: Oxford University Press. p. 111.
[7] Yeni Safak Online – Gündem – Haber : Türkeş, Azerbaycan’da gerilla kampı kurdurmuş – 12.7.2003
[8] Dağlık Karabağ: İHA ve SİHA’ların rolü ne oldu, Azerbaycan’a nasıl avantaj sağladı? – BBC News Türkçe
[9] Kılıçdaroğlu ve Akşener’den Azerbaycan’a taziye mesajı (t24.com.tr)
[10] Ermeni Patrikliği çevresinde Azerbaycan bayraklı konvoy – biamag (bianet.org)
[11]Dağlık Karabağ’daki savaş, Türkiye Ermenilerinin “güvercin tedirginliğini” artırdı | Independent Türkçe (indyturk.com)