fbpx

Türkiye’de tehlike altında olan diller Kulüp dizisiyle tekrar gündemde

Paylaş

Birçok kişinin Netflix’in yeni dizisi Kulüp’le tanıştığı Sefarad Yahudilerinin dili Ladino, -diğer adıyla Judeo Espanyol- toplumun geniş kesimleri tarafından ilgiyle karşılandı.

Diziyle görünürlük kazanan Ladino dili, tarihleri İspanya’ya uzanan Sefarad Yahudilerinin 500 yıldır konuştuğu bir dil. Bugün ağırlıklı olarak 50 yaş üstü nüfusun konuştuğu Ladino, UNESCO’nun tehlike altında gösterdiği diller arasında. Tüm dünyada bu dile aşinalığı olan kişilerin sayısının 200 bin civarında olduğu tahmin ediliyor.

UNESCO Dil Atlası’na göre, dünyada yaklaşık 2 bin 500 dil kaybolma tehlikesi altında ve her 15 günde bir dil kayboluyor. Türkiye’nin durumu da pek parlak değil. Kapadokya Yunancası, Mlahso, Ubıhça dilleri çoktan yok oldu. Batı Ermenicesi, Abhazca, Adigece, Kabar-Çerkes, Zazaca, Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Romanca, Suret, Gagavuzca, Ladino, Turoyo ve Hertevin dilleri ise yok olma tehlikesi altında. Kulüp dizisinin popülaritesi, Türkiye’de tehlike altında olan bu dillerle ilgili yeni bir tartışma başlattı.

Peki, Türkiye’de kaybolma tehlikesi altındaki dilleri korumak için ne yapılabilir? UNESCO’ya göre, toplumların o dili konuşabilmesi ve çocuklarına öğretebilmesi için uygun koşulların yaratılması gerekiyor. Bunun yolu ise azınlık dillerini tanıyan, koruyan ve anadilde eğitimi destekleyen politikalar oluşturmaktan geçiyor.

Laz Enstitüsü tarafından Laz-Çerkes Sivil Toplum Ağı projesi kapsamında oluşturulan platform, her yıl 21 Şubat‘ta unutulmaya yüz tutmuş dilleri anlatan ve tanıtan faaliyetler yapıyor. Ayrıca tehlike altındaki dillerin durumuna dair yıllık raporlar hazırlamayı hedefliyor.

“Anadil mücadelesi demokrasi mücadelesinin bir parçası”
Projenin koordinatörü Eylem Bostancı, anadilleri korumanın temel insan hakları mücadelesinin bir parçası olduğu görüşünde. “Dil kültürün taşıyıcısı ve aktarıcısı. Bu coğrafyada, binlerce yıldır yan yana olduğumuz dillerle bir orman oluşturuyoruz. Ana dilleri korumak üzere yapılan çalışmalar, demokrasi mücadelesinde önemli bir yer tutuyor. En büyük amacımız bu dilleri konuşanların bilincini kendi anadillerine karşı uyandırmak ve toplumun diğer kesimlerinde farkındalık yaratıp kamuoyu oluşturmak.”

“İşe yarar görülmediği için çocuklara ve gençlere aktarılmıyor”
Peki, Türkiye’deki ana diller neden kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya? Eylem Bostancı’ya göre önceki nesillerin konuştuğu bu diller, artık işe yarar görülmediği için çocuklara ve gençlere aktarılmıyor. Toplumda dil öğrenmenin bir karşılığının olması gerektiğine dair ortak bir anlayış olduğuna dikkat çeken Bostancı, kamu kurumlarının bu durumu kolaylaştıran destekler sunmadığı görüşünde.

Seçmeli dersler var, öğretmen yok
AB uyum yasaları çerçevesinde 2001 yılından bu yana tehlike altında olan dillerden Lazca, Gürcüce, Adigece, Abhazca, Zazaca dilleri ikinci kademe okullarda seçmeli ders olarak yer almaya başladı. Bostancı, öğretmen yetersizliği ve teşvik eksikliği gibi nedenlerle bu atılım yeterince başarılı olamadığını aktarıyor.

“Bu dillerin seçmeli ders olarak alınabilmesi çok önemliydi. Ancak yeterince teşvik yok, o yüzden pek seçilmiyor bu dersler. Bir dersin açılabilmesi için en az 10 öğrencinin o dersi alması gerekiyor. Bu durumda bir öğretmenin ‘Tamam ben elimi taşın altına koyuyorum ve öğrenci toplayacağım’ demesi gerekiyor. Bazen çocuklar o dersi seçmek istiyor, ancak okul müdürleri öğretmen olmadığı için çocukları başka bir derse yönlendiriyor.”

Üniversite kademesinde ise tehlike altındaki dillere ilgi yoğun. En bilinen örneklerden Boğaziçi Üniversitesi’nde Lazca ve Bilgi Üniversitesi’ndeki Zazaca dersleri çok sayıda kişi tarafından tercih ediliyor. Bostancı, bu seçimde kültürel etkileşimin çok önemli olduğu görüşünde. “Bir dili kaç kişinin konuştuğundan daha çok, kimin konuştuğu önemli. O yüzden sanatçıların, yazarların toplum içerisinde ses getirebilecek insanların sahiplenmesi gerekiyor. Mesela üniversitede Lazcayı alanların çoğu, Laz olmayan insanlar. Özellikle Kazım Koyuncu’dan sonra ilgi çok arttı.”

Kaynak: Deutsche Welle