fbpx

mRNA aşıları DNA’mızı değiştirebilir mi?

Bazı Covid-19 aşıları mRNA aşıları olarak biliniyor ve bağışıklık tepkisini tetiklemek için genetik bir materyal olan ‘haberci RNA’ molekülü kullanıyorlar. Peki nedir bu tam olarak, hücrelerimizdeki DNA ile nasıl etkileşime girer ve endişelenmeli miyiz?

Haberci RNA (mRNA), tüm canlı hücrelerde bulunuyor. mRNA’lar kromozomlarımızdaki DNA ile ihtiyaç duyduğumuz proteinleri üreten hücresel mekanizma arasında kimyasal aracılar olarak hareket ediyor. Proteinleri bir araya getirmek için ihtiyaç duyulan talimatları iletiyorlar.

Ne var ki, mRNA ve DNA aynı şeyler değil ve mRNA’lar genetik kodumuzu değiştirmek için DNA’mızla birleşemez. Aynı zamanda nispeten kırılgan bir yapıya sahip oldukları için hücrenin içinde en fazla 72 saat bozulup çözülmeden kalabiliyorlar. mRNA aşılarının çok düşük sıcaklıklarda muhafaza edilmesinin sebebi bu.

Soğuk algınlığına neden olanlar gibi nispeten zararsız virüsler de dahil olmak üzere bir virüs ile enfekte olduğumuzda, bu istilacılar kendi genetik materyallerini hücrelerimize enjekte ederek mRNA parçalarını protein üretim makinemize gönderilmesini sağlıyorlar. Bunu yaparak yeni virütik partiküller oluşturmasını ve yayılmasını sağlıyorlar.

mRNA aşıları oldukça yeni bir teknoloji olmasına rağmen, virüslerin milyarlarca yıldır kullandığı prensibe dayanıyor.

DNA’yı etkileyen virüsler mevcut

Çok nadir virüsler kendi genetik materyallerini direk olarak insan DNA’sına entegre edebiliyor. Örneğin HIV virüsü. Ancak HIV bunu taşıdığı özel enzimlerle yapabiliyor. mRNA aşılarında bu türden enzimler yer almıyor. Dolayısıyla DNA’nızı etkileme gibi bir olasılık yok.

Covid-19 için geliştirilen RNA aşılarının tümü, aynı proteini yapmak için talimatlar sağlıyor: koronavirüs “spike” proteini. Klinik öncesi çalışmalar, bunun yüksek derecede immünojenik olduğunu gösterdi, yani bağışıklık hücrelerimiz bu proteinle karşılaşırsa, gelecekte Covid-19 hastalığına karşı güçlü bir koruma ile yanıt verecekleri anlamına geliyor.

mRNA aşısı için bilim insanları biyolojik değil sentetik bir mRNA oluşturdu. Bu sentetik mRNA dizilimi üzerinde de spike proteini kodlu. Sentetik mRNA da yağ parselleri içerisine konuldu ki hücre duvarını kolay şekilde geçebilsin. Hücrelerin duvarları da aynı türden materyalden oluştuğu için bu yöntem seçildi.

Hücrenin içine girdikten sonra, mRNA, hücreyi dolduran jel benzeri sitoplazmada bulunan protein üretme makinesi ile temas ediyor ancak kromozomlarımızın depolandığı çekirdeğe giremiyor.

İnsanlarda onaylanan ilk mRNA aşısı

Pfizer/BioNTech aşısı insanlar üzerinde kullanılmak için onaylanmış ilk mRNA aşısı olarak tarihe geçse de altında yatan teknoloji ve araştırma son 20 yıldır devam ediyordu. Şimdiye kadar hiç kullanılmamış olması nedeniyle insanlarda endişe ve kuşku yaratması normal.

İnsanlar ilk önceleri canlı mikrop ve virüslerin zayıflatılmış hallerinin vücuda enjekte edilmesine de kuşkuyla yaklaşmıştı.

mRNA ve başka türde Covid aşılarıyla ile ilgili şehir efsaneleri:

Aşılar çok hızlı geliştirildi o nedenle güvenilir olamaz iddiası

Pfizer / BioNTech ve Moderna aşılarında kullanılan mRNA teknolojisi, on yıldan uzun süredir mevcut yani aşı geliştirme alanında yeni değil. Ayrıca, onaylı mRNA aşıları, insanlarda güvenlik ve etkinlik gösteren sıkı testlere ve klinik denemelere tabi tutuldu.

Bu aşı denemeleri için 90 binden fazla kişi gönüllü oldu. Pfizer-BioNTech aşısı, hastalığa karşı yüzde 95 ve Moderna aşısı, iki doz sonrası hastalığa karşı yüzde 94 oranında koruma sağladı.

Geliştirme, klinik denemeler ve onay, önceki aşılarda görülenden daha hızlı gerçekleştiği doğru. Bunun birkaç sebebi var.

Öncelikle, mRNA teknolojisi son birkaç yıldır diğer viral hastalıklar için (Zika virüsü, kuduz virüsü, respiratuar sinsityal virüs) için kullanıldı. Bu nedenle bilim insanları artık aşina oldukları tecrübe kazandıkları teknolojiyi, keşfinin hemen ardından SARS-CoV-2 virüsüne uygulayabildiler.

İkinci olarak, devlet ve özel firmalardan sağlanan finansman ve ortaklıklar, klinik araştırma aşamalarının çoğunun, tipik test tasarımı olan ‘seri’ yerine ‘paralel’ olarak gerçekleşmesine izin verdi. Tüm imkanların seferber edilmesi de süreci önemli ölçüde hızlandırdı.

Üçüncüsü de; aşı geliştirmenin maliyetli ve zaman alan kısmının çoğu, üretim kapasitesini arttırmak ve ticaretini büyüterek kalite kontrolünü sağlamakla ilgili. Bu da genellikle 3. faz etkinlik denemeleri tamamlandıktan sonra gerçekleşir. Ancak salgınının aciliyeti nedeniyle, bu kısımla ilgili fizibilite çalışmalarıyla zaman kaybedilmedi ve kitlesel ölçekte üretimi insan güvenliğine dair klinik denemeleri ile aynı zamanda başlatıldı. Aşıların güvenli ve etkili olduğu kanıtlandıktan sonra halka dağıtılmaya hazır büyük bir stok oluştu.

mRNA aşıları Covid-19’a yakalanmamıza neden olabilir iddiası

Bu imkansız. mRNA aşıları canlı virüs içermiyor. Bazı kimselerin aşı sonrası tecrübe ettiği kol ağrısı veya hafif ateş genel olarak tüm sağlıklı bedenlerin aşılara verebildikleri olağan tepkiler.

Az sayıda da olsa daha sert yan etkiler görüldüğü oldu ve hatta çok nadir olsa da yaşamsal risk teşkil edebilecek alerjik reaksiyonlara rastlandı. Fakat bunun Pfizer/BionTech aşısında oranı 212 binde 1. Moderna aşısında ise 400 binde 1. Bu alerjik reaksiyonlar dahi henüz kimsenin ölümüne neden olmadı.

Medyada haber olarak yer alan ve tamamı yaşlılardan oluşan ölümlerin de mRNA aşısı ile henüz bir bağlantısı bulunmadı. İncelemeler devam ediyor ancak genel kanı bu ölümlerin tamamen başka sebepleri olduğu ve tesadüfi olarak aşıya denk geldiği yönünde.

Unutulmaması gereken nokta şu ki; daha fazla kişi aşılandıkça, daha fazla rastlantısal hastalık vakası ve ölüm olacak. Bunlar, büyük bir popülasyonda belirli bir oranda ortaya çıkması beklenen durumlar.

İnsanlar aşı olduktan sonra da Covid-19’a yakalanıyor, özellikle de Delta varyantına, o halde aşılar yararsız iddiası

Buna ilişkin endişeyi Fransız epidemiyolojist Antoine Flahault şöyle yanıtlıyor:

“Delta varyantı nedeniyle yeni bir dalga yaşayan İsrail ve İngitere’de olanlara bakmak yeterli. Nüfusun çoğunluğu aşılanmış olan bu iki ülkedeki yeni vaka sayıları ile hastaneye kaldırılma veya ölüm sayıları arasındaki oranlar aşılama önceki Covid dalgalarında yaşanandan çok daha düşük. Öte yandan henüz nüfusunun yalnızca yüzde 15’i ilk doz aşıyı olmuş olan Rusya’ya baktığımızda ise günde 800 ölüm ile çok belirgin şekilde yüksek bir ölüm oranı görüyoruz. Benzer durum Güney Afrika’da yaşanıyor.”

Kısaca bu canlı örnekler aşılamanın açık şekilde işe yaradığını gösteriyor. Bir aşı hiçbir zaman yüzde 100 etkili olamaz. Yüzde 100’e yakın olabilir ama daima ufak da olsa bir etkisizlik riski olur.

Hamile ve emziren kadınlar için aşı güvenli değil iddiası

Hamileler ve çocuk emziren kadınların ilk klinik deneylerde kullanılmadığı doğru. Bu nedenle başlarda Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) ve Dünya Sağlı Örgütü (WHO) sadece yüksek risk grubunda bulunan hamile kadınların ve süt emziren annelerin aşı olmayı tercih etmesini önerdi.

Ancak daha sonra diğer sağlık örgütleri de dahil olmak üzere Covid-19’a yakalanması halinde hamilelerin daha büyük zarar göreceğini belirterek bu önerinin geri çekilmesi sağlandı. Eldeki veriler kısıtlı olsa da bugün var olan ortak kanı aşının anne ve bebeğe yaratacağı risklerin Covid-19 enfeksiyonunun yarattığı risklerden çok daha düşük olduğu yönünde.

Hamile ve emziren hayvanlar üzerinde yapılan testler şimdiye kadar herhangi bir zarar oluşturmadığını gösteriyor. Yine de hamile ve emziren kişilerin aşı olmayı seçmeden önce doktorlarına danışmaları daha emin bir adım olarak nitelendiriliyor.

Covid-19 aşısı üreme kabiliyetini olumsuz etkiliyor iddiası

Bazı kişiler aşıların kısırlığa neden olabileceğinden endişeli. Ancak bu doğru değil.

Bu efsane, insan hücrelerini enfekte etmek için gerekli olan SARS-CoV-2’nin başak proteinini oluşturan kısa bir aminoasit dizisinin, fetus gelişimde hayati bir organ olan plasentada bulunan syncytin adı verilen bir proteinle paylaşılıyor olması nedeniyle ortaya çıktı.

Ancak bu proteinleri inceleyen uzmanlara göre, dizi benzerliği, kısırlığa yol açacak tehlikeli bir bağışıklık reaksiyonunu tetiklemek için çok kısa.

Buna ek olarak, erken gebelikte meydana gelen düşüklerin arttığına dair hiçbir kanıt bulunamadı. Aksine SARS-CoV-2 enfeksiyonundan sonra başarılı hamilelik kayıtları var. Dolayısıyla bizzat virüsün ve virüse bağışıklık sisteminin verdiği tepkinin dahi üreme fonksiyonlarını olumsuz etkilediğine dair bir bulgu yok.

Pfizer-BionTech aşısının test aşamalarında gönüllü olan kişiler arasında sonradan hamile kalan çok sayıda denek var. Bunların hiçbirinde düşük vakası da yaşanmadı.

mRNA aşıları kansere neden olabilir iddiası

Bu iddiayı doğrulamak da yanlışlamak da çok zor. Kanserojen maddelerin etkisi birkaç haftada birkaç ayda görülmez. Bu tür iddialarla ilgili gerçeklerin anlaşılması yıllar alır. Eğer bu iddia doğruysa yıllar içerisinde büyük bir kanser epidemisi ile karşılaşmamız gerekir.

Ancak bu noktada bilmek gerekir ki vücuda aldığınız, yuttuğunuz, içinize çektiğiniz ve yediğiniz her şey ile kanserojen maddelere, partiküllere maruz kalabilirsiniz. Solunan kirli hava nedeniyle bile bu olabilir. Aşıların kansere neden olduğunu göstermiş ve direk bağlantı kurabilmiş olan bugüne kadar hiçbir bilimsel çalışma yoktur.

Hali hazırda Covid-19 olmuş olanlara aşı bir fayda sağlamaz iddiası

Covid-19 enfeksiyonundan kaynaklanan antikorların yaklaşık 2 ila 4 ay sürdüğü tahmin ediliyor, bu nedenle daha önce enfeksiyon geçirmiş olanlar yine de aşı olmalı.

CDC, Covid-19 enfeksiyonu geçirmiş kişilerin enfeksiyondan sonra 90 gün beklemeyi seçebileceğini, bu süre boyunca doğal antikorlarla korunacaklarını belirtiyor. Ancak bu süre sonrasında aşı yaptırmak güvenli ve yararlı. Laboratuvarda üretilen sentetik antikorlar olan ‘monoklonal antikorlar’ için aşı yaptırmadan önce en az 90 gün beklenmeli.

Aşının yan etkileri virüsten daha tehlikeli iddiası

Eğer gençseniz ve kalp kası enflamasyonu gibi çok ciddi bir yan etki nedeniyle yoğun bakıma kaldırılmışsanız o zaman evet aşının yan etkisi virüsten daha kötüdür denilebilir ancak bu senaryo son derece düşük bir olasılık. Bununla birlikte genç ve sağlıklı olmayan insanlar açısından bu senaryonun gerçekleşmesi aşı olmadıkları takdirde çok daha büyük bir olasılık.

Benzeri durum çiçek hastalığı aşısı için de geçerliydi. Aşıyı olanların milyonda bir ölme riski mevcuttu ancak hastalığın salgın halinde olduğu ve yılda iki milyon çocuğu öldürdüğü bir ortamda hiç kimse bu düşük olasılık nedeniyle aşının gerekliliğini sorgulamadı. Ne zaman ki çiçek hastalığı sona erdirildi o zaman aşılama da bitti.

Şimdiye kadar yaklaşık 1,5 yıl içerisinde Covid-19 bilinen rakamlara göre 4 iyimser tahminli rakamlara göre 8 milyon civarı insanın ölümüne neden oldu. Covid aşısının bazen kötü yan etkilere neden olduğu doğru ancak aşı da virüs de farklı yaş gruplarında farklı riskler taşıyor. Zaten bu nedenle de aşılama yaş gruplarına göre hiyerarşik olarak yapılıyor.

Kaynak : Euronews

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
YouTube
YouTube
Instagram