Ölümünün 55. yıldönümünde Dr. Hikmet Kıvılcımlı, İsviçre’nin Zürih kentinde düzenlenen panelle anıldı. Kıvılcımlı’nın teorik mirası, Kemalizm eleştirisi, Kürt ve Ermeni meselelerine yaklaşımı ile güncel Barış ve Demokratik Toplum Süreci, faşizme karşı mücadele ve sol-sosyalist hareketin güncel görevlerinin tartışıldığı panelde, müzakere-mücadele dengesi ve sosyalistlerin bağımsız politik hattı üzerine değerlendirmeler yapıldı.
Zürih’te bulunan PBZ Pestalozzi’de Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) ve Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) İsviçre temsilciliği tarafından düzenlenen “Ölümünün 55. Yıldönümünde Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın Kürt Sorununa Bakışı ve Yeni Süreç” başlıklı panel, yoğun tartışmalarla gerçekleştirildi. Dr. Toros Korkmaz’ın moderatörlüğünü üstlendiği panelde, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili ve SODAP Sözcüsü Kezban Konukçu ve Tuncay Yılmaz yaptıkları sunumlarla Kıvılcımlı’nın teorik ve politik mirasını güncel siyasal süreçlerle birlikte değerlendirdi.
Panelin açılış konuşmasını yapan moderatör Dr. Toros Korkmaz, Hikmet Kıvılcımlı’nın Türkiye sosyalist hareketi içindeki özgün ve üretken yönüne dikkat çekti. Korkmaz, Kıvılcımlı’nın yaşamı boyunca karşı karşıya kaldığı ağır baskılara ve uzun yıllar süren cezaevi yaşamına rağmen teorik – politik üretkenliğine ve yaşamı boyunca örgütlü mücadeledeki ısrarının altını çizdi. Kıvılcımlı’nın Marksizmi yaşadığı coğrafyanın somut gerçekleriyle buluşturduğunu belirten Korkmaz, panelin temel amacının bu devrimci mirasın bugünün siyasal meselelerine, barış ve demokrasi arayışlarına ve sınıf mücadelesine yanısımalarını ele almak olduğunu ifade ederek sözü konuşmacılara bıraktı.
Tuncay Yılmaz: “Kıvılcımlı, evrensel olanı yerelle buluşturan bir komünisttir”
Panelin ilk konuşmacısı SYKP Kurucu Eş Genel Başkanı Tuncay Yılmaz, sözlerine Kıvılcımlı’nın tarihsel duruşunu hatırlatarak başladı:
“Genç yaşlarından itibaren komünizm mücadelesinde kurucu roller üstlenen Kıvılcımlı yaşamı boyunca Marxizmin evrensel perspektifiyle Anadolu coğrafyasının, Orta doğu toplumlarının tarihsel gerçekliğini inceleyerek teori, politika ve pratik üretmeye çalıştı”
Yılmaz Kıvılcımlı’nın daha 1930’ların başında Kürdistan’ı Kemalist Cumhuriyet’in alt sömürgesi olarak tanımladığını ve Kürt halkının kendi kaderini tayin etmek için ulusal kuruluş mücadelesi vermesi gerektiğini işaret ettiğini belirtti.
Türkiye Solunun önemli bir kesimin hala Kemalizmle hesaplaşamadığını hatırlatan Yılmaz: “Kıvılcımlı, Kemalizmin büyük sermayenin çıkarlarına göre kurulmuş otoriter bir yönetim olduğunu 1930’larda Kemalizmin zindanlarındayken dile getiren bir teorisyen, bir komünist aydındı. Bugün bile hâlâ pek çok siyasi öznenin Kemalizmle kapsamlı bir yüzleşme yapamadığını görüyoruz; kimi sol / sosyalist partilerin iki gün önce cumhuriyet kutlamalarında yaptıkları açıklamaları görüyoruz. Bugün dahi Kemalizmle hesaplaşamamış bir solun içinde, 1930’lardan başlayıp Kemalizmle hesaplaşmayı başarmış bir komünist öncüden bahsediyoruz.” dedi.
Devrimcilikte ve örgütlü mücadelede ısrarın Kıvılcımlı’nın en temel kişilik özelliklerinden olduğunu vurgulayan Yılmaz, işçi sınıfına dayanan ve geniş ittifak güçleriyle sonuç alınabileceğini savunan bir “Devrim Planı”na sahip olduğunu belirtti.
Kıvılcımlı’nın henüz BM’de soykırım kavramının kabul edilmediği (1948’de kabul edildi) yıllarda, 1930’ların başında Ermeni Katliamına da işaret ettiğini vurgulayan Yılmaz, 1960’larda 2. Dalga feminizmin tartışmalarını “Kadın sosyal sınıfımız” makalesiyle ülke özgünlüğünde gündeme sokmaya çalıştığını; İslamın topluma etkisini inceleyerek bu etkiyi dikkate alan bir politik örgütlenme perspektifini hayata geçirmeye çalıştığını, Tarih Tezi çalışmasıyla tarihsel komünal güçleri, üretici güçler teorisyle Coğrafya üretici gücünü, doğa-insan bütünlüğünü Proletarya sosyalizmi mücadelesinin ittifak dinamikleri olarak ele aldığını belirtti.
Kıvılcımlı’nın 1932 yılında yazdığı İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark) eserine geniş yer veren Yılmaz, şunları kaydetti:
“Hikmet Kıvılcımlı’nın ‘Kürdistan sömürgedir, Kürt halkı Kemalist diktatörlük tarafından sömürülmektedir’ dediği tarih 1932’dir. Bugün hâlâ bunu söylemeyen sol siyasetler var. 1932’de Kürdistan meselesini beş parça Kürdistan (Suriye, İran, Türkiye, Irak, Kafkaslya) olarak tarif eden, Türkiye’nin kendi alt sömürgesi olarak Kürdistan’ı sömürdüğünü söyleyen bir perspektiften bahsediyoruz. Kıvılcımlı, Türkiye işçi sınıfının kurtuluşunun Kürt ulusal hareketinin kurtuluş mücadelesiyle ortak mücadeleden geçtiğini savunmuş, Kürt halkının bağımsız örgütlenmesinin bu mücadelenin gereği ve garantisi olacağını vurgulamıştır o yıllarda ve Kürdistan Komünist Partisi’nın kurulması gerektiğini savunmuştur.” Yılmaz Kıvılcımlı’nın “Kürt Halkının kurtuluşundan vazgeçmek, devrimden vaz geçmektir” belirlemesinin bugün için de geçerli olduğunu vurgulayarak sözlerini
Kezban Konukçu: “Kıvılcımlı’nın metodunu sahipleniyoruz, o proletarya sosyalizminin öncüsüdür”
DEM Parti İstanbul Milletvekili ve SODAP Sözcüsü Kezban Konukçu, Kıvılcımlı’yı okuma ve yorumlama biçimlerine dair şu değerlendirmeleri yaptı:
“Kıvılcımlı geleneğinden gelen devrimciler olarak yeni nesillere onu anlatırken güncel sorunlarımızla bağ kuruyoruz. Biz Kıvılcımlı’yı putlaştırmıyoruz, her söylediğini olduğu gibi tekrarlamaktan çok metodunu kavramanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Kıvılcımlı ayağını sağlam bir şekilde diyalektik materyalist bakış açısına basar. Tarih tezinde ‘Devlet, Doğu toplumlarında sınıflardan önce ortaya çıkmıştır’ diyerek o dönem hırpalanan ama devrim stratejisi oluşturan özgün bir tez ortaya koymuştur. TKP’nin muhasebesini yapma cesaretini göstermiştir.”
Kıvılcımlı’nın proletarya sosyalisti olduğunu ve işçi sınıfının sadece ideolojik olarak değil fiilen de politik öncülüğünü savunduğunu belirten Konukçu, tek parti döneminin baskı ortamında dahi genç yaşta cebine bildiriler koyup İzmir’e işçi sınıfını örgütlemeye gittiğini hatırlattı. Konukçu ayrıca, Kıvılcımlı’nın Kadın Sosyal Sınıfımız makalesinin kadınların sömürüsü karşısında döneme göre son derece ileri bir programatik bakış taşıdığını vurguladı.
Sürecin başarısı müzakere ve mücadelenin birlikte yürütülmesine bağlı
Panelin ikinci bölümünde konuşmacılar, güncel barış sürecini, Abdullah Öcalan’ın tartışmaya açtığı manifestoyu ve sol-sosyalist hareketin bu süreçteki konumlanışını değerlendirdi. Sürecin başlangıcından itibaren yapılan açıklamaların yarattığı beklentiler, devletin henüz atmadığı somut adımlar, müzakere ile mücadelenin birlikte yürütülmesi gerekliliği ve sosyalistlerin bağımsız politik hattı tartışmaların öne çıkan başlıkları oldu.
Kezban Konukçu, sürecin başlangıcında kamuoyuna her şeyin olmuş bittiği yönünde yanlış bir hava verildiğini belirterek şunları söyledi:
“Olayın en başında süreç, sanki biraz olmuş bitmiş gibi deklare edildi. Bu kritik bir hataydı. Bask, İrlanda ve Kolombiya örneklerinde de gördüğümüz gibi önümüzde çok uzun bir yol var. Müzakere-mücadele dengesini kurmak gerekiyor. Ancak yapılan açıklamalar demokratik siyaset alanını bilen örgütlü halkı rehavete sürükledi. Öcalan’ın başlattığı tartışmalar, Kürt halkının varlığının anayasal güvenceye kavuşturulması açısından hayati bir dönüm noktasıdır. Ancak devlet bu konuda henüz somut bir adım atmış değil. Çerçeve yasa Mecliste kabul edildikten sonra bir kişi bile tahliye edilmedi. Süreç şu an donmuş durumda.”
Konukçu, Öcalan’ın ortaya koyduğu manifestonun Marksizmi ve sınıflı toplum gerçeğini tartışmaya açan teorik boyutlar barındırdığını, SODAP olarak Öcalan’ın manifesto tartışmasını ciddiye aldıklarını ve kapsamlı bir değerlendirme -eleştiri dosyası hazırladıklarını ve yayınladıklarını belirtti.
Konukçu ayrıca, sosyalistlerin faşizme karşı mücadeleyi yükseltirken işçi sınıfının siyasal İslamcı hegemonyadan kurtarılması ve Kürt halkıyla dost bir sınıf hareketinin örülmesi gerektiğini vurguladı. Ancak sınıf hareketinin hâlâ ağırlıklı olarak ekonomik taleplerle sınırlı kaldığına dikkat çekti.
Tuncay Yılmaz: “Üçüncü kutup seçeneğimizi korumak zorundayız”
Tuncay Yılmaz ise ikinci bölümde uluslararası güç odaklarının Orta Doğu üzerindeki nüfuz mücadelelerine ve bölgesel sıkışmalara dikkat çekti. Cumhur İttifakı’nın iç siyasete yönelik hamlelerinin toplumsal desteği konsolide etme amacı taşıdığını belirten Yılmaz, sosyalistlerin bağımsız politik hattını ve Üçüncü Kutup seçeneğini büyütmesi gerektiğini vurguladı.
Yılmaz, Üçüncü Kutup seçeneğini şöyle tarif etti:
“Üçüncü Kutup seçeneği, sadece iki egemen blok arasında denge aramak değil, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana dışlanan, yok sayılan tüm toplumsal kesimlerin, işçilerin, Kürtlerin, kadınların, Alevilerin, ekoloji aktivistlerinin, LGBTİ+’ların asgari demokratik ve devrimci bir program etrafında biraraya gelerek mücadele etmesidir. Sosyalistler kendi programatik ufuklarını koruyarak bu geniş mücadele alanını büyütmekle yükümlüdür.”
Devletin ve AKP-MHP iktidarının Kürt sorununu demokratik manada çözme konusunda bir zihniyet değişimine girmediğini savunan Yılmaz, başlayan sürecin ilerletilmesi ve sonuca ulaştırılmasında belirleyici olanın barış ve demokrasi güçlerinin yani 3. kutubun vereceği mücadele olduğunu vurguladı. Yılmaz Öcalan ve PKK’nin sürdürdüğü müzakerlerin başarıya ulaşmasının ülkenin ve bölgenin geleceği açısından hayati önemde olduğunu belirterek, mevcut devlet ve siyasal iktidar aklından bekleyerek sonuca ulaşılamayacağını savundu.
Yılmaz, sosyalistlerin güncel süreçteki ittifak politikalarını değerlendirirken HDK-HDP’yle yaratılan ittifak alnının önemli olduğunu vurgularken, bu perspektifin korunarak genişletilmek zorunda olduğunu belirtti. Öcalan’ın önerisiyle gündeme gelen Demokratik Cumhuriyet Hareketi tartışmalarının daha yaygın ve açık şakilde tüm toplumsal dinamiklerle birlikte yapılması gerektiğini söyleyen Yılmaz, oluşacak yeni hareketin daha geri bir çizgiye çekilerek değil, HDK-HDP birikimlerini kapsayarak aşmayı hedeflemesi gerektiğinin altını çizdi.
Yılmaz konuşmasına devamla: “Yeni Hareket genişleme kaygısıyla burjuva liberalizmine açık bir programa dönüşür ve bu hattın temsilcisi sayılabilecek kimi isim ve çevreleri kapsamaya yönelirse, bu yönelim genişleme şöyle dursun, halihazırda bir arada olan kimi öznelerin ve toplumsal dinamiklerin dahi uzaklaşmasına neden olacaktır” dedi.
Soru-cevap bölümünde barış süreci ve solun tutumu da tartışıldı
Panelin son bölümünde dinleyicilerin katılımıyla soru-cevap gerçekleştirildi. Katılımcılar, Kıvılcımlı’nın Tarih Tezi’nin günümüz toplum yapılarını anlamadaki geçerliliği, sınıf hareketi ile ulusal hareketlerin kesişim noktaları, feminist mücadelenin sınıf perspektifiyle bağı ve barış sürecinde solun takınması gereken pratik tutuma ilişkin sorular yöneltti.
Soru-cevap bölümünde güncel barış sürecinin nasıl ilerlediği, müzakere-mücadele dengesinin nasıl kurulması gerektiği, Öcalan’ın ortaya koyduğu manifestonun sosyalistler açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiği ve sol-sosyalist hareketin bu süreçte nasıl bir politik hat izlemesi gerektiği de gündeme geldi.
Konuşmacılar Tuncay Yılmaz ve Kezban Konukçu, yöneltilen sorular çerçevesinde Kıvılcımlı’dan devralınan teorik mirasın güncel sokak mücadelesine ve ittifak politikalarına nasıl tercüme edilmesi gerektiğine ilişkin açıklamalarda bulundu. Böylece panelde yalnızca Kıvılcımlı’nın tarihsel ve teorik mirası değil, bu mirasın güncel barış arayışları, Kürt sorunu, sınıf mücadelesi ve sosyalist hareketin görevleri açısından taşıdığı anlam da tartışıldı.
Panel, katılımcıların soru ve değerlendirmeleriyle sona erdi.









