Hamburg Barış İnisiyatifi, Die Linke’nin Berlin Eyalet Seçimleri’ndeki başarısının ardından Elif Eralp üzerinden yürütülen tartışmalara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. İnisiyatif, antisemitizm suçlamalarının sol siyaseti kriminalize etmek ve meşru muhalefeti susturmak amacıyla araçsallaştırıldığını belirterek, merkez siyasetteki ırkçı ve anti-demokratik reflekslere dikkat çekti.
Açıklama şöyle:
“Elif Eralp’in Berlin Eyalet Seçimleri’ndeki büyük başarısının ardından sol politikalara yönelik tartışmalar yeniden alevlenmiş durumda. Merkez ve sağ siyasetçiler, muhafazakâr ve ana akım medya ile belli başlı antidemokratik sivil toplum örgütleri, sol cenahtan gelen söylemlerin yeterince sorgulanmadığını öne sürerek sağdaki aşırı uçlara örülen ‘ateş duvarının’ sola da uygulanması gerektiğini savunuyorlar. Ne var ki, sol siyasetin bütünüyle antisemitizm suçlaması üzerinden kriminalize edilmeleri evrensel barış, ırkçılık karşıtlığı ve özgürleşmeci pratikleri savunan özneleri zan altında bırakmaktadır.”
“Bu stratejik hamle, İsrail devletinin konjonktürel politikalarının eleştirilmesi ile ontolojik Yahudi kimliğine yönelik nefreti kasti olarak iç içe geçirerek, meşru muhalefeti susturmaya yarayan otoriter bir söylemsel silkeleme taktiğidir. Kuşkusuz, antisemitizm suçlamasının hakiki nefret söylemlerini ifşa etmesi demokrasinin kurucu bir kalkanıdır; ancak bu kavramın muhalif sesleri bastıran bir disipline etme aracına (yaftaya) dönüştürülmesi, bizzat demokratik kamusal alanın tasfiyesidir.”
“Sandıklar kapanır kapanmaz herkesin bir anda kiraları, konut krizini ya da Elif Eralp’in projelerini konuşacağı yerde tartışmanın bir Antisemitizm tartışmasıyla manipüle edilmesi bunu yeterince gösteriyor. Türkiye kökenli olmak, Kürtlerin demokratik haklarını savunmak ya da Filistin halkıyla insan hakları zemininde dayanışmak bir anda ‘otomatik suçlama’ vesilesi sayılabiliyor. Halbuki Elif Eralp duruşunu zaten net olarak çoktan ilan etmişti: İsrail’in var olma hakkını savunurken, Filistin halkının meşru haklarını da dile getirdi. Yahudilerin güvenliğini vurgularken; Müslümanların ve göçmenlerin hakkını da savundu.”
“Bu toplumda ırkçılığın tekrar tekrar nasıl ortaya çıktığını görmek gerçekten inanılmaz. Elif Eralp, seçim akşamı başkentin Neukölln ilçesinde düzenlenen seçim partisine ‘Remmo klanı’ olarak adlandırılan ve suç bağları bulunan Remmo ailesinden Issa Remmo’nun katıldığının ortaya çıkmasıyla baskı altına alınmak isteniyor. Yeşiller’in Federal Eş Başkanı Felix Banaszak, Die Zeit’da şöyle açıklama yapıyor: ‘Die Linke’nin başbakan adayı Elif Eralp’in ve diğer Sol Partili siyasetçilerin, Remmo’nun davet edilmediği ve etkinlikten uzaklaştırıldığı yönündeki anlatımlarını ciddiye aldığını’ belirtiyor, ancak aynı zamanda, ‘onun oraya nasıl gelebildiğinin ve kişisel bağlantıların ya da siyasi beklentilerin bir rol oynayıp oynamadığının açıklığa kavuşturulması gerektiğini’ söylüyor.”
“Tüm bunlar yetmezmiş gibi, şimdi de Elif Eralp ana akım medya tarafından, bir kamu derneği statüsü olan, dernekler kütüğüne kayıtlı Rote Hilfe e.V. üzerinden sol radikal bir köşeye sıkıştırılıp bir daha itibarsızlaştırılmak isteniyor. Türk kökenli ve Müslüman olarak algılanan bir kadının elbette mafyayla ve aşırı uçlarla bağlantısı olmak zorunda, başka ne olabilir ki? Bu beyaz Almanların içindeki ırkçılığın ne kadar derinlere kök salmış olduğunu gösteriyor sadece. Dışı siyah içi beyaz Cem Özdemir konusuna hiç girmeyelim.”
“Babaları ve dedeleri üzerinden kökleri hiç kuşku getirmeksizin Nazi rejimine dayanan Hıristiyan, muhafazakar ve neoliberal burjuva partilerin Elif Eralp üzerinden Die Linke’ye yönelttikleri Antisemitizm suçlaması aslında kendilerinin Yahudilere karşı nasıl bir düşmanlık içerisinde olduklarını ve Yahudi düşmanlığını yeniden yeniden nasıl ürettiklerini gösteriyor.”
“Alman Başbakanı Merz için İsrailliler mesela ‘batılı müttefiklerin pis işlerini’ halletmesi için vardırlar (Haziran, 2025). İsrail bayrağı onun deyimiyle bir ‘Yahudi Bayrağı’dır (Şubat 2025). Almanlar için İsrail’de hiç fark gözetmeksizin İsrailliler değil Yahudiler yaşamaktadır. Alman Yahudileri de, Merz’e göre Alman değil, Yahudi olan yabancılardır. Merz ‘Antisemitizm yabancı düşmanlığının en aşağılık biçimidir’ diyerek (17 Eylül 2026) bu tezi geri dönüştürülemeyecek biçimde tescil etmiştir.”
“Bir günah keçesi olarak dün gibi bugün de, Yahudiler, bu sefer ama Berlin’de seçim kazanmış Die Linke’yi itibarsızlaştırmak ve iktidara gelmelerini engellemek için, Almanların kötü emellerine alet edilmektedirler. Horkheimer’in bir zamanlar dediği gibi, modern toplumda hiç bir şey kendi başına bir hedef olamaz. Her hedef ancak başka bir hedefe hizmet ettiği sürece onun makul ve akılcıl bir anlamı vardır.”
“Almanların Yahudilere karşı bu araçsal duyarlılığı da sadece bir dahaki Yahudi mezarlığının Naziler tarafından tahrip edilmesine kadardır. Yahudiler üzerine en az söz hakkına sahip tek bir ülke varsa o da insanlık tarihinin Yahudilere karşı hem nitel olarak hem de nicel olarak en benzersiz soykırımını gerçekleştirmiş Almanya’dır.”



