fbpx

Bütçe öncesi Amsterdam sokakta: 40 binden fazla kişi “Fosile değil geleceğe yatırım” dedi

Paylaş

Hollanda’da yıllık bütçenin açıklanmasına üç gün kala Amsterdam’ın merkezini on binler doldurdu. İklim Krizi Koalisyonu’na göre 40 binden fazla kişi, hükümetten fosil yakıtlara verilen mali ayrıcalıkları sona erdirmesini, petrol-gaz-kömür bağımlılığından çıkmasını ve enerji dönüşümünün faturasını emekçilere değil büyük kirleticilere kesmesini istedi. Dam Meydanı’ndan Museumplein’e uzanan yürüyüşte gençlik, sağlık, doğa ve sendika blokları birlikte yürüdü.

Amsterdam, 12 Eylül Cumartesi günü Hollanda hükümetine bütçe öncesi kitlesel bir mesaj verdi:

“Kies voor onze toekomst. Weg met fossiel” — “Geleceğimizi seçin. Fosilden vazgeçin.”

Greenpeace, Milieudefensie, Extinction Rebellion ve yaklaşık 200 örgütün yer aldığı Klimaatcrisis Coalitie’nin (İklim Krizi Koalisyonu) çağrısıyla düzenlenen İklim Yürüyüşü’ne organizatörlerin açıklamasına göre 40 binden fazla kişi katıldı. Polis ve Amsterdam Belediyesi kendi katılım tahminlerini açıklamadığı için bu sayı organizatörlerin verisine dayanıyor.

Yaklaşık 2,5 kilometrelik yürüyüş Dam Meydanı’ndan başladı ve Museumplein’de sona erdi. Katılımcılar 43 farklı tematik blok halinde yürüdü; bunların arasında gençlik, sağlık, doğa, havacılık karşıtı hareket ve Hollanda Sendikalar Federasyonu FNV’nin bloğu da bulunuyordu.

Eylemin zamanı tesadüf değildi.

Yürüyüş, Hollanda hükümetinin yıllık bütçe ve politika planlarını parlamentoya sunduğu Prinsjesdag’dan yalnız üç gün önce gerçekleştirildi.

Yani Amsterdam sokaklarındaki soru yalnız “iklim için daha fazla şey yapacak mısınız?” değildi.

Asıl soru şuydu:

Kamu parasının yönü neresi olacak: fosil yakıt düzeni mi, yoksa insanların enerji, konut ve yaşam güvencesi mi?

40 binden fazla kişi Dam’dan Museumplein’e yürüdü

Saat 13.00 civarında Dam Meydanı’nda başlayan programın ardından yürüyüş korteji saat 14.00’e doğru harekete geçti.

İlk gruplar Museumplein’e ulaştığında kortejin son kısmı hâlâ Dam’dan ayrılıyordu. Milieudefensie’nin yürüyüş sonrası yayımladığı aktarımda, Rokin ve Vijzelstraat boyunca “fosilden vazgeç” ve fosil yakıtların yer altında bırakılması çağrıları yükseldiği belirtildi.

Organizatörlerin temel talepleri arasında:

  • fosil yakıtlara sağlanan mali avantajların kaldırılması,
  • petrol, kömür ve gaz bağımlılığının azaltılması,
  • rüzgâr ve güneş başta olmak üzere yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması,
  • enerji faturalarının karşılanabilir hale getirilmesi,
  • iklim politikasının toplumsal olarak adil biçimde yürütülmesi

yer aldı.

Koalisyon yürüyüş öncesinde de meseleyi yalnız karbon salımı üzerinden kurmamıştı.

Çağrı metninde fosil yakıtlara bağımlılığın uluslararası krizler ve oynak enerji fiyatları karşısında halkı daha savunmasız hale getirdiği, buna karşı temiz enerjinin daha fazla enerji güvencesi ve daha düşük faturalar sağlayabileceği vurgulandı.

“Büyük kirleticiler kazanıyor, faturayı halk ödüyor”

Yürüyüşün Gaste Avrupa açısından politik ağırlığı da burada ortaya çıkıyor.

İklim meselesi yalnız sıcaklık derecelerinden veya bireysel tüketim tercihlerinden ibaret değil.

Kimin ürettiği, kimin kâr ettiği ve dönüşümün maliyetini kimin ödediği meselesi.

İklim Yürüyüşü’nün kendi çağrısında büyük kirleticilerin yüksek kârlar elde etmeye devam ettiği, buna karşı sıradan hanelerin enerji faturalarıyla karşı karşıya bırakıldığı vurgulanıyor. Oxfam Novib’in yürüyüşte oluşturduğu blok ise doğrudan “Büyük kirleticileri vergilendirin, iklimi değil” talebiyle sokağa çıktı.

Bu nedenle Amsterdam’daki 40 bin kişilik yürüyüşü yalnız “çevrecilerin iklim protestosu” diye tarif etmek eksik kalıyor.

Kitle aynı zamanda devlet bütçesinin ve enerji politikasının hangi sınıfsal çıkarlar doğrultusunda şekilleneceği üzerine müdahalede bulundu.

Enerji dönüşümü yapılacaksa faturası kimden alınacak?

Evini ısıtmak zorunda olan işçiden mi?

Yoksa fosil yakıt ekonomisinden yıllardır kâr eden büyük şirketlerden mi?

Yürüyüşteki sosyal hareketlerin cevabı ikinci seçenekti.

Fosil desteklerinin miktarında bile milyarlarca avroluk tartışma var

Hollanda hükümeti doğrudan “fosil yakıt sübvansiyonu” adıyla para dağıtmadığını, tartışılan desteklerin önemli bölümünün vergi muafiyetleri ve indirimlerinden oluştuğunu söylüyor.

Ancak hükümetin kendi açıklaması bile bu mekanizmaların milyarlarca avroluk büyüklüğünü kabul ediyor.

Resmî sayfada geçmişte yapılan devlet hesabında fosil yakıtlara sağlanan mali avantajların yaklaşık 4,2 milyar avro olduğu belirtilirken, farklı hesaplama yöntemleriyle kamuoyunda 17,5 milyar avroya kadar çıkan tahminlerin bulunduğu aktarılıyor. Hükümet bu farklılık nedeniyle hesaplama yöntemlerinin yeniden incelendiğini belirtiyor.

Mevcut avantajlar arasında büyük enerji tüketicilerine daha düşük enerji vergisi uygulanması, elektrik üretiminde kullanılan gaz ve kömür için belirli vergi muafiyetleri ve bazı sektörlere yönelik indirimler bulunuyor. Hükümet bunların bir bölümünü zaman içinde azaltacağını söylüyor.

İklim hareketinin itirazı ise tam burada başlıyor:

Yavaş yavaş azaltma yetmez; kamu kaynaklarının yönü değiştirilmelidir.

Fosil bağımlılığının faturası bu yıl bir kez daha görüldü

Bu tartışma 2026 Hollanda’sında soyut değil.

Hükümet, eylül başında uluslararası petrol fiyatlarındaki yükselişi sınırlamak amacıyla ülkenin stratejik petrol rezervinden yeniden piyasaya ürün sürmek zorunda kaldı. Karar, Hürmüz Boğazı çevresindeki kriz ve enerji piyasalarındaki dalgalanmanın ardından Uluslararası Enerji Ajansı ülkeleriyle koordinasyon içinde alındı.

Hükümet nisan ayında da Ortadoğu’daki gelişmelerin ekonomik etkilerine karşı yaklaşık 1 milyar avroluk bir önlem paketi açıklamış, enerji fiyatlarından etkilenen haneler ve işletmeler için destekler devreye sokmuştu. Aynı açıklamada fosil enerjiye bağımlılığın azaltılması gerektiği de kabul edilmişti.

Yani Amsterdam’da yürüyenlerin öne sürdüğü bağ doğrudan görülebiliyor:

Fosil bağımlılığı yalnız iklim krizini büyütmüyor; savaşlar ve jeopolitik krizler üzerinden enerji faturalarını da milyonlarca insanın hayatına taşıyor.

Petrol fiyatı yükseldiğinde şirket bilançolarının ötesinde sonuçlar çıkıyor.

İşe gidiş pahalanıyor.

Evin ısınması pahalanıyor.

Gıda ve taşımacılık maliyetleri artıyor.

Ve ardından hükümet kamu bütçesinden yeni kriz paketleri açıklıyor.

Sendikaların yürüyüşte olması tesadüf değil

Bu nedenle yürüyüşte FNV gibi sendikal yapıların bulunması önemli.

İklim krizinin çözümünü yalnız insanların daha az tüketmesine indirgeyen bir politika, işçi sınıfını iklim hareketinden uzaklaştırabilir.

Fakat sorun başka türlü kurulduğunda tablo değişiyor:

Daha iyi yalıtılmış konut.
Daha düşük enerji faturası.
Güvenceli yeşil istihdam.
Güçlü toplu taşıma.
Büyük kirleticilerin dönüşüm maliyetini üstlenmesi.

Böyle bir iklim politikası yalnız çevre politikası değil, aynı zamanda ücret, konut, enerji ve kamu yatırımı meselesi haline geliyor.

Amsterdam’daki yürüyüşün farklı toplumsal kesimleri 43 ayrı blokta bir araya getirmesi bu genişleyen mücadele alanını gösterdi.

Sağlık çalışanlarının oluşturduğu blok da iklim krizinin sağlık üzerindeki yüküne dikkat çekti; gençlik ve öğrenci örgütleri ise krizin maliyetini gelecek kuşaklara devreden politikaları hedef aldı.

Hükümet “yeşil dönüşüm” diyor; hareket daha hızlı ve adil bir kopuş istiyor

Burada hükümetin hiçbir iklim politikası yürütmediğini söylemek de doğru olmaz.

Jetten hükümeti 2026 için yenilenebilir enerji ve karbon azaltıcı projeleri destekleyen SDE++ programına 8 milyar avro ayırdı. Hükümet ayrıca rüzgâr ve güneş yatırımlarına daha fazla finansal güvence sağlamayı amaçlayan yeni modeller üzerinde çalışıyor.

Ancak İklim Krizi Koalisyonu, açıklanması beklenen bütçeye ilişkin ilk işaretlerin iklim hedeflerini karşılamak için yeterli olmadığı görüşünde.

DutchNews’in aktardığına göre koalisyon sözcüsü Merel Fiets, sızan bütçe bilgilerinin cesaret verici olmadığını ve mevcut politikalarla iklim hedeflerinin yakalanamayacağını söyledi. İklim Bakanı Stientje van Veldhoven’a yürüyüşten önce talepler iletildi, ancak bakan yeni bir tedbir açıklamadı.

Dolayısıyla çatışma basitçe:

“İklim politikası olsun mu olmasın mı?”

noktasında değil.

Asıl mücadele:

Ne kadar hızlı? Kim ödeyecek? Hangi enerji sistemi kurulacak? Büyük şirketlerin kârları korunacak mı?

sorularında yoğunlaşıyor.

2023’ten daha az, hâlâ on binler sokakta

Katılımın ölçeğini de doğru koymak gerekiyor.

2023’te Amsterdam’daki iklim yürüyüşüne organizatörlere göre yaklaşık 85 bin kişi katılmıştı. 12 Eylül 2026’daki 40 bini aşkın katılım bunun altında kaldı. Polis ve belediye bu yıl bağımsız bir sayı açıklamadı.

Bu nedenle “tarihi rekor” gibi bir ifade doğru olmaz.

Ama 40 binden fazla insanın, üstelik bütçe görüşmelerinin hemen öncesinde tek bir politik talepler bütünüyle başkentin merkezine çıkması küçümsenecek bir mobilizasyon da değil.

Hele ki iklim siyasetinin Avrupa genelinde giderek daha fazla “fazla pahalı”, “halkın gündeminden uzak” veya ertelenebilir bir mesele olarak sunulduğu bir dönemde.

Amsterdam sokakları bunun tersini gösterdi:

Enerji faturası da iklim meselesi.
Konut da iklim meselesi.
Savaş ve petrol bağımlılığı da iklim meselesi.
Şirketlere verilen vergi avantajları da iklim meselesi.

Bütçe salı günü açıklanacak, mücadele orada bitmeyecek

Şimdi gözler Prinsjesdag’a çevrildi.

Hükümet salı günü bütçesini ve gelecek dönemin temel politikalarını parlamentoya sunacak.

Amsterdam’da 40 binden fazla kişinin sokağa çıkması bütçenin rakamlarını tek başına değiştirmeyebilir.

Ama iklim hareketi açısından yürüyüşün işlevi de yalnız bir günlük baskı kurmak değil.

Organizatörler kendileri de yürüyüşü daha güçlü ve kalıcı bir hareket inşa etmenin aracı olarak tanımlıyor.

Çünkü fosil ekonomiden çıkış yalnız teknoloji değişikliği olmayacak.

Elektriğin nasıl üretileceği, ulaşımın nasıl örgütleneceği, sanayide hangi yatırımların yapılacağı, kamu parasının nereye aktarılacağı ve bütün bunların bedelini kimin ödeyeceği yeniden belirlenecek.

Bu kararlar şirket yönetim kurullarına ve bütçe masalarına bırakıldığında dönüşümün faturası yine aşağıya kesilebilir.

Amsterdam’dan çıkan mesaj bu nedenle yalnız:

“Gezegeni kurtarın.”

değildi.

Daha somut bir talep vardı:

Fosil bağımlılığını bitirin. Büyük kirleticileri korumayın. Dönüşümün faturasını halka kesmeyin.

Ve 40 binden fazla insan, bütçenin açıklanmasından üç gün önce bunu hükümetin kapısına kadar taşıdı.