fbpx

İsviçre SYKP pikniği: “Göçmen emeği değerlidir”

Paylaş

Mehmet Murat Yıldırım, BASEL, (GA)

Basel’de düzenlenen İsviçre SYKP pikniğinde göçmen emeğinin değeri, yükselen ırkçılık ve geri gönderme politikalarına karşı mücadele mesajı verilirken, barış, demokrasi, sınıf mücadelesi ve enternasyonal dayanışmanın önemine dikkat çekildi.

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) İsviçre örgütünün düzenlediği geleneksel parti pikniği, Basel’de farklı siyasi çevrelerden katılımcıların buluşmasıyla gerçekleşti. “Emeğimize, yaşamlarımıza, geleceğimize sahip çıkmak için yeniden bir aradayız” çağrısıyla düzenlenen etkinlikte Türkiye’deki siyasi gelişmeler ve barış süreci, İsviçre ve Avrupa’da yükselen ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, göçmenlerin çalışma ve yaşam koşulları ile sınıf mücadelesi ele alındı.

30 Ağustos’ta Fridolinsmatte gerçekleştirilen etkinlikte SYKP İsviçre Eş Sözcüsü Ali Cem Kalkandelen ile PdA (İsviçre Emek Partisi) adına bir konuşma yapılırken, etkinliğe BastA! Genel Sekreteri ve Basel Parlamentosu Üyesi Franziska Stier ile Yeşiller Partisi Federal Parlamento Üyesi Sibel Arslan da katıldı.

“Barış süreci desteklenmeli”

Etkinlikte konuşan SYKP İsviçre Eş Sözcüsü Ali Cem Kalkandelen, Türkiye’deki mevcut siyasi durum ve devam eden barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

AKP-MHP iktidarının ya da devletin mevcut siyasal yaklaşımının Türkiye’ye kendiliğinden barış ve demokrasi getireceğine inanmadıklarını belirten Kalkandelen, buna rağmen Abdullah Öcalan tarafından başlatılan demokratik toplum ve barış sürecinin desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Kalkandelen, sürecin somut sonuçlar yaratmasının önemli olduğunu belirterek, “Rojava’ya atılan bir bombayı, bir roketi bile durdurabiliyorsak, on binlerce siyasi tutuklunun en azından bir kısmını özgürleştirebiliyorsak bile sürecin ve müzakerelerin sürmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

Devletin “yüzyıllık inkâr ve asimilasyon” politikalarından demokratik siyasete çekilmesinin kazanım olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Kalkandelen, sürecin halklar, Kürtler, işçiler, Aleviler, kadınlar ve gençler lehine sonuçlar doğurmasının ise toplumsal muhalefetin mücadelesine bağlı olduğunu ifade etti.

Kalkandelen, “Bizler üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirip, örgütlenip mücadele edersek AKP-MHP-Ergenekon yapısının karşısında, önce DEM Parti öncülüğünde yeniden üçüncü kutbu canlandırıp, sonra da antifaşist cepheyi örebilirsek demokratik bir nebze kazanım elde edebilir, somut adımlara ulaşabiliriz” diye konuştu.

“İsviçre’de yabancı düşmanlığı büyüyor”

Kalkandelen konuşmasının devamında İsviçre ve Avrupa’da yükselen ırkçılık ve yabancı düşmanlığına dikkat çekti.

İsviçre’de Haziran ayında yapılan ve ülke nüfusunun 10 milyonla sınırlandırılmasını öngören halk oylamasını hatırlatan Kalkandelen, girişimin kabul edilmemesine rağmen ortaya çıkan tablonun dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Kalkandelen, teklifin yasalaşmamasının ardından ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 45’inin girişime destek verdiğini belirterek, bunun İsviçre’de yaşayan göçmenler açısından önemli bir tehdit oluşturduğunu ifade etti.

“İş yerinde çalışma arkadaşım olma, evime komşu olma, okulda sıra arkadaşım olma, sokakta, markette, hayatta karşıma çıkma, ‘yeter artık bu kadar yabancı’ deniliyor” ifadelerini kullanan Kalkandelen, söz konusu yaklaşımın yalnızca yeni göçmenleri değil, İsviçre’ye daha önce gelmiş ve burada yaşam kurmuş insanları da etkileyebileceğini söyledi.

“Geri göndermelere karşı mücadele etmeliyiz”

İsviçre’den Türkiye’den gelen mültecilere yönelik geri gönderme politikalarının da konuşmanın gündemlerinden biri olduğunu belirten Kalkandelen, son aylarda zorla geri gönderilmeye çalışılan kişilere dikkat çekti.

Türkiye’deki barış sürecinin bazı geri gönderme girişimlerinde gerekçe olarak kullanıldığını savunan Kalkandelen, “Birçok insan zorla geri gönderilmeye çalışılıyor. Türkiye’deki son barış sürecini ve yasa meselesini de bahane ederek ‘Gidin ülkenize dönün’ diye dayatıyorlar” dedi.

Kalkandelen, göçmenlerin yalnızca geri gönderme tehdidiyle değil, İsviçre’deki barınma ve çalışma koşullarıyla da karşı karşıya olduğunu belirterek mücadelenin ortaklaştırılması gerektiğini söyledi.

“Göçmen emeği değerlidir”

SYKP’nin yürüttüğü “Göçmen emeği değerlidir” kampanyasına da değinen Kalkandelen, göçmenlerin Avrupa’daki ekonomik ve toplumsal yaşama katkısının görünür hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Savaş, yoksulluk ve ekonomik politikaların milyonlarca insanı göçe zorladığını belirten Kalkandelen, göçmenlerin gittikleri ülkelerde ise düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşullarıyla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.

“Batılı emperyalist ülkeler hem topraklarımızı, ülkemizi yaşanılmaz hale getiriyor, her türlü savaşı, açlığı, yoksulluğu dayatıyor. Sonra biz buralara geldiğimizde ise bize ‘Niye geldin, geri dön’ veya ‘Ucuz iş koşullarında çalış’ diye dayatıyor” diyen Kalkandelen, göçmen emeğinin değersizleştirilmesine tepki gösterdi.

Göçmenlerin barınma ve çalışma alanında yaşadığı sorunlara da değinen Kalkandelen, “Ev bulmakta zorlanıyoruz, bulsak da daha pahalıya buluyoruz. İş bulmakta zorlanıyoruz, bulsak da düşük ücretli çalıştırılıyoruz” ifadelerini kullandı.

Kalkandelen, bu sorunların değiştirilebileceğini belirterek şöyle konuştu:

“Bu durumu durdurmak, değiştirmek bizim elimizde. Biz istersek, mücadele edersek, ortaklaşıp çoğalırsak, hakkımızı ararsak bunların hepsini değiştirebiliriz. Bu geri göndermeleri de ikinci sınıf insan muamelesini de hakkımızın, emeğimizin gasp edilmesini de durdurabiliriz.”

PdA: “Sınıf mücadelesi ortadan kaybolmadı”

Etkinlikte PdA Basel adına yapılan konuşmada ise sınıf mücadelesinin güncel sorunlarla ilişkisine dikkat çekildi.

PdA Basel’in yedi yıl önce yeniden örgütlenmesinden bu yana büyüdüğü belirtilen konuşmada, SYKP ile geçmişte gerçekleştirilen ortak çalışmalar hatırlatıldı. Basel’de herkes için uygun fiyatlı toplu taşıma amacı taşıyan “U-Abo” girişimi, tasarruf politikalarına karşı mücadele ve asgari ücret tartışmaları da gündeme getirildi.

Konuşmada, sol içindeki büyük siyasi güçlerin mücadelelere destek vermemesinin küçük partilerin karşılaştığı sorunlardan biri olduğu belirtilirken, bunun mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediği vurgulandı.

“Devam ediyoruz” mesajının öne çıktığı konuşmada, İsviçre’nin tarafsızlığı, Avrupa’daki silahlanma ve savaş politikaları da eleştirildi.

“Silahlanmaya milyarlar var, sosyal ihtiyaçlara para yok”

Avrupa genelinde silahlanma harcamalarının artmasına dikkat çekilen konuşmada, sosyal ihtiyaçlar için kaynak bulunmadığının söylenmesine karşın silahlanma ve ordu için milyarlarca frank ayrıldığı belirtildi.

“NATO’ya, silahlanmaya ve savaşa karşı güçlü ve tavizsiz bir ses” çıkarılması gerektiği ifade edilen konuşmada, enternasyonalizm ve anti-emperyalizmin yalnızca parti programlarında yer alan kavramlar olmadığı vurgulandı.

İsviçre’de asgari ücret ve toplu iş sözleşmeleri konusunda yaşanan gelişmelere de değinilerek, çalışanların ücretlerinin ve çalışma koşullarının korunması gerektiği belirtildi.

“Çalışan herkes emeğiyle geçinebilmelidir. İnsanlar kiralarını ödeyebilmeli, ay sonunda yiyecek almak için yeterli paraya sahip olmalı ve buna rağmen iş dışında bir yaşam sürme hakkını koruyabilmelidir” denildi.

Gıda egemenliği ve sınıf mücadelesi

Konuşmada gıda egemenliği de gündeme getirilirken, gıdanın nasıl üretileceği ve tarım politikalarının nasıl şekilleneceği konusunda halkın ve üreticilerin söz sahibi olması gerektiği savunuldu.

Çiftçilerin ve köylülerin haklarının işçilerin haklarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, sağlıklı ve sürdürülebilir gıdaya erişimin temel bir hak olduğu ifade edildi.

Vaud kantonunda gıda egemenliğine ilişkin anayasal güvenceye yönelik gelişmelerin de bir kazanım olarak değerlendirildiği konuşmada, farklı alanlardaki mücadelelerin ortaklaştırılması çağrısı yapıldı.

“Dayanışmamız İsviçre sınırlarında sona ermiyor”

Etkinlikte Filistin ile dayanışma da konuşmanın başlıkları arasında yer aldı. PdA Basel’in Filistin konusunda 2023 öncesinden bu yana çalışmalar yürüttüğü belirtilerek, Filistin dayanışmasının gündeme bağlı geçici bir tutum olmadığı ifade edildi.

SYKP ile birlikte Filistin için gerçekleştirilen eylemler hatırlatılırken, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının savunulmasının yanı sıra Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının da savunulması gerektiği belirtildi.

Konuşmada, “Bunu yalnızca uygun olduğu zamanlarda değil, özellikle uygun olmadığı zamanlarda yapmak gerekir” denildi.

“Mücadelelerimizin ortak noktası sınıf mücadelesidir”

Konuşmanın sonunda farklı siyasi ve toplumsal mücadelelerin ortak noktasının sınıf mücadelesi olduğu vurgulandı.

“Asgari ücret, tasarruf politikası, gıda, silahlanma, savaş… İlk bakışta birbirlerinden çok farklı görünebilirler. Ancak bunların altında her zaman aynı soru yatar: Nasıl yaşayacağımıza kim karar verecek?” ifadeleri kullanıldı.

Sosyalizm, sömürünün ve tahakkümün ortadan kaldırıldığı, insanların yaşam koşullarının ekonomik güce ve doğdukları aileye göre belirlenmediği bir toplum hedefi olarak tanımlandı.

Konuşma, SYKP ile PdA arasındaki ortak mücadelenin vurgulanmasıyla sona erdi.

“Sizin mücadeleleriniz bizim mücadelelerimizdir, sevgili yoldaşlar” denilen konuşmada, savaşsız ve sömürüsüz bir dünya için ortak mücadelenin sürdürülmesi çağrısı yapıldı.

Etkinlik, konuşmaların ardından canlı müzik, halaylar ve çeşitli oyunlarla devam etti. Piknikte farklı siyasi çevrelerden katılımcılar bir araya gelirken, etkinliğin ana gündemlerini göçmen emeğinin değeri, ırkçılık ve geri gönderme politikalarına karşı mücadele, işçi hakları, barış, enternasyonal dayanışma ve ortak mücadele oluşturdu.