fbpx

İzlanda AB müzakerelerine “hayır” dedi: Sandığın merkezinde balıkçılık ve egemenlik vardı

Paylaş

İzlanda’da seçmenlerin yüzde 52,8’i Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına karşı oy verdi. Referandumda balıkçılık kaynaklarının kontrolü ve ülkenin Brüksel karşısındaki egemenliği temel tartışma başlıkları oldu.

İzlanda’da 29 Ağustos’ta yapılan referandumda seçmenler, Avrupa Birliği ile 2013’te askıya alınan üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasını reddetti. Kesin sonuçlara göre “Hayır” oyları yüzde 52,8, “Evet” oyları yüzde 47,2 oldu. Sandığa katılım yüzde 82,5’e ulaştı.

Referandum doğrudan “AB’ye üye olalım mı?” sorusunu içermiyordu. “Evet” çıkması halinde üyelik görüşmeleri yeniden başlayacak, olası bir anlaşma ise daha sonra yeniden halkın önüne götürülecekti. Sonuçla birlikte Başbakan Kristrún Frostadóttir, mevcut hükümet döneminde üyelik tartışmasının yeniden açılmayacağını açıkladı.

Reykjavík “evet”, balıkçılık bölgeleri “hayır” dedi

Sonuçlar İzlanda içindeki belirgin bölünmeyi de gösterdi. Başkent Reykjavík’in iki seçim bölgesinde “Evet” çoğunluk kazanırken, ülkenin kırsal ve kıyı bölgelerinde “Hayır” açık biçimde öne çıktı. Kuzeybatı, kuzeydoğu ve güney bölgelerinde AB müzakerelerine karşı oyların oranı yüzde 60’ın üzerine çıktı.

Bu ayrım tesadüf değil. İzlanda ekonomisinin en stratejik alanlarından biri olan balıkçılık, üyelik tartışmasının merkezinde bulunuyor. AB karşıtları, üyelik halinde balık stokları ve avlanma kotaları üzerindeki karar yetkisinin Avrupa Birliği’nin Ortak Balıkçılık Politikasıyla sınırlandırılacağını savundu. Balıkçılık sektörü İzlanda ekonomisinin yaklaşık yüzde 15’ini, ihracat gelirlerinin ise yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor.

“Kaynaklarımız Brüksel’e gitmesin” tartışması

“Hayır” kampanyasının önemli bir kısmı, İzlanda’nın doğal kaynakları üzerindeki denetimi AB kurumlarına bırakmaması gerektiği fikri üzerine kuruldu.

Ancak tartışmanın sınıfsal tarafı yalnızca “İzlanda mı, Brüksel mi?” sorusuyla bitmiyor.

Balıkçılık kaynaklarının ulusal sınırlar içinde kalması, bu kaynakların toplum tarafından eşit biçimde kontrol edildiği anlamına gelmiyor. İzlanda’da balıkçılık kotalarının ve sektör üzerindeki ekonomik gücün büyük şirketlerde yoğunlaşması uzun süredir ayrı bir siyasi tartışma konusu.

Dolayısıyla referandum, bir yandan AB kurumlarının kaynaklar üzerindeki etkisine karşı bir egemenlik refleksini ortaya çıkarırken, diğer yandan ülke içindeki mülkiyet ve kaynak paylaşımı sorununu çözmüyor.

AB dışında ama Avrupa sisteminin içinde

İzlanda zaten Avrupa Birliği’nden tamamen kopuk bir ülke değil. Avrupa Ekonomik Alanı üzerinden AB tek pazarına büyük ölçüde dahil ve Schengen sisteminin parçası. Referandum sonucu bu ilişkileri değiştirmiyor.

Bu nedenle sandıktan çıkan sonucu basitçe bir “AB karşıtı zafer” olarak okumak da eksik kalıyor.

İzlanda seçmeni Brüksel ile daha ileri siyasi bütünleşmeye “hayır” dedi. Fakat asıl soru yerinde duruyor: Ülkenin kaynakları yalnız Brüksel’e karşı mı korunacak, yoksa onları elinde tutan sermaye gruplarına karşı da toplumun söz hakkı olacak mı?

Kaynaklar: Reuters · Euronews · RÚV üzerinden aktarılan resmi sonuçlar.