Bern’de PangeaKolektif, İsviçre İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği (İHDD) ve Kütüsch tarafından düzenlenen “Deport / Geri Gönderme Bilgilendirme Toplantısı”nda, iltica başvuruları reddedilen mültecilerin karşı karşıya kaldığı hukuki, siyasi ve psikolojik sorunlar ele alındı. Toplantıda geri gönderme uygulamalarına karşı hukuki yolların yanı sıra örgütlü ve siyasi mücadelenin önemine dikkat çekildi.
İsviçre’nin Bern kentinde 23 Ağustos’ta düzenlenen “Deport / Geri Gönderme Bilgilendirme Toplantısı”nda, iltica başvuruları olumsuz sonuçlanan mültecilerin karşı karşıya kaldığı geri gönderme süreçleri tartışıldı.

Pangea Kolektif, İsviçre İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği (İHDD) ve Kütüsch tarafından düzenlenen toplantıyı PangeaKolektif’ten Özgür Türk yönetti. Toplantıda hukukçu Ahmet Tamer ile psikiyatrist Banu Büyükavcı konuşmacı olarak yer aldı.
Etkinlikte, geri gönderme süreçlerinin yalnızca hukuki bir mesele olmadığı, mültecilerin yaşadığı belirsizlik, kaygı ve travmalar nedeniyle aynı zamanda siyasi ve psikolojik boyutlarının da bulunduğu vurgulandı.
“Ne yapacağız?”

Toplantının açılışında Kütüsch adına Ali Cem Kalkandelen konuştu. Kalkandelen, mültecilerin karşı karşıya olduğu sorunlarda en temel sorulardan birinin “Ne yapacağız?” olduğunu belirtti.
Kalkandelen, hukuki sürecin yanı sıra siyasi ve psikolojik boyutun da ele alınması gerektiğini ifade ederek, bilgi eksikliğinin mülteciler arasında ciddi bir kaygı yarattığını söyledi.
“Ne yapacağını bilmeme hali veya sürecin nereye evrileceğini bilememe hali en büyük kaygılardan birisi. Bu anlamıyla hem hukuki anlamda yapılacak bilgilendirmeyle hem de soru-cevap kısmıyla mümkün olduğunca sağlıklı bilgiye erişime önem vermek istiyoruz.”
Psikolojik boyutun da ele alınmasının önemine dikkat çeken Kalkandelen, insanların belirsizlik ve geri gönderilme korkusu karşısında daha güçlü durabilmeleri için dayanışmanın geliştirilmesi gerektiğini belirtti.
“İnsanların hayatı bir piyango değil”

Toplantının hukuk bölümünde konuşan hukukçu Ahmet Tamer ise özellikle Türkiye’ye geri gönderilen mültecilerin karşılaşabileceği tutuklanma riskine dikkat çekti.
Tamer, bazı kişilerin Türkiye’de haklarında bulunan soruşturma ve yakalama kararları nedeniyle geri dönüş sonrasında tutuklanabildiğini belirterek, Federal İdare Mahkemesi’nin bazı değerlendirmelerinde yakalama kararlarının yalnızca ifade vermeye yönelik olabileceğinin kabul edildiğini, ancak bunun her kişi açısından güvence oluşturmadığını söyledi.
“Bir kısmı gerçekten tutuklanmayabiliyorlar. Ama tutuklanan çok sayıda kişi var. Şansa bırakılmayacak bir konu. Bu bir piyango değil.”
Geri gönderme kararlarında kişilerin siyasi faaliyetleri, haklarındaki soruşturmalar, geçmişleri, İsviçre’de geçirdikleri süre ve aile durumlarının dikkate alınması gerektiğini belirten Tamer, özellikle çocukların durumunun ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Mağduriyetler dikkate alınmalı, siyasi faaliyetleri kişilerin dikkate alınmalı, burada geçirdiği süreler dikkate alınmalı, çocuklar dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmeli.”
“Negatif karar, otomatik olarak geri gönderme anlamına gelmemeli”
Tamer, İsviçre’de kantonlar arasında geri gönderme uygulamalarının farklılık gösterebildiğine de dikkat çekti. Bazı kantonlarda hukuki süreçleri sona ermiş kişilerin dahi farklı koşullar altında geri gönderilmediğini belirten Tamer, özellikle çocuklu aileler açısından farklı uygulamaların mümkün olduğunu söyledi.
“Negatif karar verildiği zaman bir mültecinin ‘tamam, senin bu sürecin bitti, geri gönderelim’ denilmesi o kadar kolay olmaması gereken bir şey.”
İsviçre’de yıllarca yaşayan insanların bir anda geri gönderilmesinin yalnızca hukuki bir dosyanın sonuçlandırılması olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Tamer, çocukların burada okula başlaması ve ailelerin burada bir yaşam kurması gibi unsurların da dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
BM ve AİHM başvuruları gündemde
Tamer, geri gönderme kararlarına karşı Birleşmiş Milletler mekanizmaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası hukuki yolların da kullanılabileceğini söyledi.
Birleşmiş Milletler başvurularında geçmişte geri gönderme işlemlerinin durdurulmasına yönelik daha fazla karar çıktığını, ancak son dönemde bu kararların daha sınırlı hale geldiğini belirten Tamer, buna rağmen başvuruların sürdürüleceğini ifade etti.
“Bütün bunlara rağmen hukuken yapılabilecekler var. Bu konuda zorlayacağız.”
Tamer, hukuki yolların tek başına yeterli olmadığına da dikkat çekerek, geri gönderme politikalarına karşı İsviçre’de siyasi ve toplumsal baskının artırılması gerektiğini vurguladı.
“Buradaki bizim örgütlü birliğimizi ve sesimizi yükseltmek gerekiyor. Bir yandan hukuki, bir yandan siyasi baskıları yükseltmek gerekiyor.”
“Mülteci krizi değil, mülteciliği yaratan koşulları konuşmalıyız”

Toplantının bir diğer bölümünde Psikiyatrist Banu Büyükavcı, mültecilik olgusunun sosyopolitik boyutunu ele aldı. Göçün insanlık tarihi kadar eski olduğu belirtilirken, günümüzdeki kitlesel mültecilik hareketlerinin savaşlar, yoksulluk, çatışmalar ve otoriter-faşist rejimlerin baskılarıyla doğrudan bağlantılı olduğu vurgulandı.
“Mülteci krizi” kavramının da sorgulanması gerektiği ifade edilerek, bu kavramın sorunun kaynağını görünmez kıldığına dikkat çekildi.
Mülteci hareketlerinin bir “kriz” olarak tanımlanmasının, ortaya çıkan sorunların mültecilerden kaynaklandığı yönünde bir algı yaratabildiği belirtilirken, asıl tartışılması gerekenin insanları mülteci haline getiren savaşlar, yoksulluk, baskı ve siyasi koşullar olduğu vurgulandı.
Bu kapsamda medyada ve sosyal medyada mültecilerin yalnızca sınırları aşmaya çalışan mağdur insanlar olarak gösterilmesinin de sorunun esas nedenlerini görünmezleştirebildiği ifade edildi.
Psikiyatrist Banu Büyükavcı: “Psikolojik sorunlar sosyal ve politik koşullardan bağımsız değil”
Banu Büyükavcı mültecilerin ve göçmenlerin yaşadığı psikolojik sorunların sosyal ve politik koşullardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurguladı.
Büyükavcı’nın sunumunda, insanların kendi ülkelerinde ve göç yollarında yaşadıkları savaş, şiddet, baskı ve diğer travmaların, gidilen ülkelerde karşılaşılan ötekileştirme, dışlanma, sosyal izolasyon ve güvencesizlikle daha da derinleştiğine dikkat çekildi.
Bu süreçlerden özellikle çocuklar ve kadınların daha fazla etkilendiği belirtilirken, psikososyal desteğin güçlendirilmesi ve güvenli yaşam koşullarının oluşturulmasının gerekliliği vurgulandı.
Ancak psikolojik desteğin tek başına yeterli olmadığı ifade edilerek, insanların yaşadığı sorunların önemli bir bölümünün içinde bulundukları sosyal ve politik koşullarla bağlantılı olduğu belirtildi.
Bu nedenle güvenli ve insanca yaşam koşullarının yaratılmasının bireysel değil, ortak ve örgütlü bir mücadeleyi gerektirdiği ifade edildi.
“Hukuki, siyasi ve psikolojik mücadele birlikte yürütülmeli”
Toplantının genelinde, geri gönderme ve iltica süreçlerinin yalnızca bireysel dosyalar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği görüşü öne çıktı.

Hukuki mücadeleyle birlikte siyasi baskının artırılması, insan hakları örgütlerinin, sendikaların, siyasi partilerin ve ilerici çevrelerin geri gönderme politikalarına karşı daha güçlü bir tutum alması gerektiği belirtildi.

Toplantıda, özellikle Türkiye’ye gönderilmesi halinde tutuklanma riski bulunan kişilerin durumunun şansa bırakılmaması gerektiği vurgulanırken, uzun yıllardır İsviçre’de yaşayan, burada aile ve sosyal çevre oluşturan, çocukları eğitim gören insanların durumunun da insani ve hukuki açıdan ayrıca değerlendirilmesi çağrısı yapıldı.
Etkinlik, katılımcıların sorularının yanıtlandığı soru-cevap bölümü ve deneyim paylaşımıyla devam etti. Toplantıya online olarak da soru yöneltildi. Etkinlikte öne çıkan ortak mesaj ise mültecilerin yalnız bırakılmaması, bilgiye erişimin güçlendirilmesi ve hukuki, siyasi ve psikososyal dayanışmanın birlikte büyütülmesi oldu.




