Dünya haritasını önüne alıp şöyle bir bakınca, çizilen o jilet gibi sınırların ardında muazzam bir mizah yatıyor aslında. Kara komedi türünün en iddialı yapımı: Küresel Kapitalizm.
Yıllarca sen git, Amerika olup “özgürlük ve demokrasi” ambalajıyla Orta Doğu’yu, Latin Amerika’yı tarumar et, petrolün üzerine çök. Fransa ve İspanya olup Fas’ın tepesine biner gibi Afrika’nın madenlerini çekip al. İngiltere olup koskoca Hindistan’ı sömür, Afyon Savaşları’yla Çin’i felç et. Hollanda olup Güneydoğu Asya’nın kaynaklarını iç et… Bu sömürü düzeniyle Afrika’dan Orta Doğu’ya, Asya’ya kadar her yere kendi çıkarına uygun diktatörleri dik, elin kaynağıyla kendi kıtanda refah yarat… Sonra da çayını yudumlarken, “İçerisi amma ferah oldu yahu” diye koltuğuna kurul.
Peki sonra ne olmasını bekliyordunuz?
Bugün Fas ile İspanya sınırındaki o meşhur Melilla ve Ceuta kentlerinin jiletli tellerine dayanan insanları görünce şaşıran bir Batı kamuoyu var. “Aaa, neden geliyor bunlar?” diye gözlerini süzüyorlar. Cidden soruyorum, ne bekliyordunuz? Yüzyıllardır ekmeğini, suyunu, geleceğini elinden aldığınız insanlar sizde biriken refahın kokusunu almayacak mıydı?
Mesele sadece bir sınır kapısını geçme mücadelesi değil. Bu, uzun yıllardır ezilen, sömürülen Afrika, Orta Doğu ve Asya halklarının “Pardon, ama bizim olanı almaya geldik” deme biçimi. Düzen çok basit kurulmuştu oysa. Afrika’da, Asya’da ve Orta Doğu’da ham maddeyi toplayıp halkı yoksulluğa mahkûm edecek, Batı’da “tırnak içinde” tıkır tıkır işleyen o refah toplumunu yaratacak ve etrafa yüksek duvarlar örüp dışarıda kalanların içeri bakmasına kızacaktın.
Ama işte evdeki hesap çarşıya, kapitalizmin çarkları da hayata uymuyor. Bugün Melilla çitlerinde yaşananlar, yarın başka bir kentin, başka bir ülkenin kapısında yaşanacak. Çünkü bu bir “düzensiz göç” sorunu değil. Bu, sistemin kendi eliyle ürettiği bumerangın dönüp dolaşıp kendi alnına çarpmasıdır.
İnsanlar sadece kaçmıyor artık, direnmenin, mücadele etmenin ve paylaşım talep etmenin bir yolunu buluyorlar. Refah bir avuç emperyal ülkenin tekelinde kaldığı, sömürü bir yaşam biçimi olarak sunulduğu sürece o duvarlar yükseltilse ne yazar?
Sistem çatırdıyor, üstelik bu sefer gürültüsü yüksek duvarların arkasından bile gayet net duyuluyor.
Fotoğraf: picture-alliance/dpa/Reduan-2015



