fbpx

İsviçre Türkiye’ye geri gönderme politikasını sürdürüyor: İade edilenler dönüşte ne yaşıyor?

Paylaş

İsviçre’de iltica başvuruları reddedilen Türkiye vatandaşlarının geri gönderilmesi, yeni bir insan hakları tartışmasını gündeme getirdi. İsviçre Mülteci Yardım Örgütü, Demokratik Hukukçular İsviçre ve İsviçre İltica ve Yabancılar Hukuku Gözlemevi tarafından Ekim 2026’da yayımlanan rapor, Türkiye’ye dönen bazı kişilerin havalimanında gözaltına alındığını, tutuklandığını veya dönüşlerinden aylar sonra haklarında adli işlem başlatıldığını ortaya koydu.

İsviçre’de iltica başvurularının reddedilmesinin ardından Türkiye’ye geri gönderilen kişilerin yaşadıkları, ülkenin göç ve iltica politikasının insan hakları boyutunu yeniden tartışmaya açtı. İsviçre Devlet Göç Sekreterliği (SEM) tarafından yayımlanan 2025 verileri, zorla geri gönderme sayısının bir önceki yıla göre arttığını gösterirken, Ekim 2026’da yayımlanan bağımsız bir araştırma Türkiye’ye dönen bazı kişilerin karşılaştığı adli süreçleri belgeledi.

Demokratik Hukukçular İsviçre (DJS), İsviçre Mülteci Yardım Örgütü (SFH) ve İsviçre İltica ve Yabancılar Hukuku Gözlemevi (SBAA) tarafından hazırlatılan araştırma, Türkiye’ye geri dönen veya zorla gönderilen kişilerin deneyimlerini ele alıyor. Araştırmayı, ifade özgürlüğü ve insan hakları alanında çalışan avukat Şerife Ceren Uysal yürüttü.

Araştırma, İsviçre’deki iltica değerlendirmelerinde öne çıkan siyasi profil, sosyal medya faaliyetleri, devam eden soruşturmalar ve Kürt kimliği gibi unsurların Türkiye’ye dönüş sonrasında nasıl sonuçlar doğurabildiğini inceliyor.

2025’te 2 bin 400 kişi zorla geri gönderildi

SEM’in 19 Şubat 2026’da açıkladığı 2025 iltica istatistiklerine göre İsviçre’de toplam 25 bin 781 iltica başvurusu yapıldı. Bu sayı 2024’e kıyasla yüzde 7,1 azaldı.

Aynı dönemde 2 bin 400 kişi ülkelerine veya üçüncü ülkelere zorla geri gönderildi. 2024’te bu sayı 2 bin 247’ydi. Böylece zorla geri gönderme sayısında bir yılda yüzde 6,8 artış yaşandı.

2025’te 7 bin 94 kişi kontrollü ve kendi isteğiyle İsviçre’den ayrılırken 10 bin 577 kişi için kontrolsüz ayrılış kaydı oluşturuldu.

Bu rakamlar bütün uyrukları kapsıyor.

Türkiye vatandaşlarının iltica başvurularında dikkat çeken tablo

Türkiye, başvuru sayısındaki düşüşe rağmen İsviçre’de iltica başvurusu yapılan başlıca ülkeler arasında yer almaya devam ediyor.

2024’te 4 bin 107 olan Türkiye vatandaşlarının iltica başvurusu sayısı 2025’te 2 bin 534’e geriledi. Bu başvuruların bin 393’ü ilk başvuru, bin 141’i ise aile birleşimi, doğum ve mükerrer başvuru gibi ikincil başvurulardan oluştu.

İsviçre makamları 2025 yılında Türkiye vatandaşlarına ilişkin 5 bin 495 dosyada karar verdi. Bu dosyaların bin 526’sında iltica statüsü tanındı, 117 kişiye ise geçici kabul verildi.

İsviçre Mülteci Yardım Örgütünün hesaplamasına göre Türkiye vatandaşları için toplam koruma oranı yüzde 31,9 oldu. Örgütün karar türlerini ayrıştırarak yaptığı hesaplamada koruma oranı yüzde 34,5’e ulaştı.

Bu veriler, Türkiye’den gelen başvuruların önemli bir bölümünün koruma sağlanmadan sonuçlandırıldığını ortaya koyuyor.

Geri dönenlerin beşi havalimanında gözaltına alındı

Ekim 2026 tarihli araştırmanın en dikkat çekici bölümü, Türkiye’ye dönen kişilerin yaşadıkları.

Araştırma kapsamında toplam 14 vaka incelendi. Bunlardan dokuzu, Aralık 2024 ile Nisan 2026 arasında Türkiye’ye kendi isteğiyle dönen veya zorla gönderilen kişilere aitti. Yedi vaka ayrıntılı olarak incelendi, iki vaka ise sınırlı dosya incelemesine dayandırıldı.

Dokuz vaka içinden beş kişi Türkiye’ye girişte havalimanında durduruldu, gözaltına alındı, sorgulandı veya adli makamlara sevk edildi. Bu kişilerin üçü hakkında birkaç haftadan yaklaşık üç aya kadar uzanan tutukluluk süreçleri yaşandı.

İki kişi ise ülkeye giriş sırasında gözaltına alınmadı. Ancak haklarında daha sonra yakalama veya başka adli işlemler uygulandı. Bu vakalardan birinde kişi yaklaşık iki buçuk ay tutuklu kaldı.

Araştırma, geri dönüş riskinin yalnızca havalimanındaki pasaport kontrolüyle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Türkiye’de açık bulunan soruşturma ve davalar, kişinin ülkeye girişinden haftalar veya aylar sonra da gözaltı, tutuklama ve adli kontrol kararlarına dönüşebiliyor.

Siyasi faaliyetler ve sosyal medya paylaşımları dosyalara girdi

Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer nokta, Türkiye’ye dönen kişilerin kamuoyunda tanınmış siyasetçiler, gazeteciler veya insan hakları savunucuları olmaması.

İncelenen dosyalarda sosyal medya paylaşımları, devlet görevlilerine yönelik eleştiriler, geçmişteki yerel siyasi faaliyetler, Kürt kültürel etkinliklerine katılım ve Avrupa’da düzenlenen yasal gösterilere katılma gibi faaliyetlerin adli süreçlerde kullanıldığı belgelendi.

Bazı kişilerin İsviçre’de katıldıkları gösterilere ilişkin fotoğraf, video ve haberlerin Türkiye’deki makamlar tarafından incelendiği, bu içeriklerin sorgulama ve soruşturmalara konu edildiği aktarıldı.

Rapora göre Kürt kimliği tek başına bağımsız bir risk göstergesi olarak değerlendirilmemekle birlikte siyasi faaliyetler, sosyal medya paylaşımları, aile geçmişi ve Avrupa’daki etkinliklerle birlikte ele alındığında kişilerin karşılaştığı riski artırabiliyor.

Bu tespit, İsviçre makamlarının iltica başvurularını değerlendirirken başvurucunun ülkesinde ne kadar tanındığına ve siyasi faaliyetlerinin ne ölçüde görünür olduğuna odaklanan yaklaşımını da tartışmaya açıyor.

İsviçre’nin iltica uygulaması eleştiriliyor

Raporu hazırlatan üç kuruluş, İsviçre’nin Türkiye’den gelen iltica başvurularına ilişkin mevcut uygulamasının değiştirilmesini istiyor.

Kuruluşlara göre SEM, Türkiye’de devam eden ceza soruşturmalarının muhtemel sonucuna ilişkin soyut değerlendirmelere fazla ağırlık veriyor. Siyasi faaliyetlerin yarattığı riskin değerlendirilmesinde kişinin tanınmışlık düzeyini öne çıkarıyor ve Türkiye’deki yargı süreçlerinin siyasallaşması ihtimalini yeterince dikkate almıyor.

Raporda, bir kişi hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunmamasının geri dönüşün güvenli olduğu anlamına gelmeyeceği vurgulanıyor. Hakkında yalnızca zorla getirme kararı bulunan bir kişinin dahi ülkeye girişinden sonra tutuklanabileceği belirtiliyor.

Kuruluşlar, Türkiye’ye geri gönderme işlemlerinin ve devam eden başvurular hakkında olumsuz karar verilmesinin, uygulama değiştirilene kadar durdurulmasını talep ediyor. Ayrıca daha önce verilen geri gönderme kararlarının risk değerlendirmesi bakımından yeniden incelenmesini istiyor.