Türkiye’de “Ailem Güvende” adı verilen operasyonlarla LGBTİ+ dernekleri, aktivistler, dijital yayınlar ve eğlence mekânları aynı soruşturma dalgasının hedefi haline getirildi. Adalet Bakanlığı, 15 ili kapsayan operasyonlarda 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem yürütüldüğünü açıkladı. İzmir’de gözaltına alınan 18 kişiden 16’sı 14 Eylül’de tutuklandı. 114 kadın örgütü ise LGBTİ+ hareketiyle dayanışma ilan ederek operasyonların “aileyi koruma” söylemi altında örgütlenme hakkını hedef aldığını belirtti.
Türkiye’de LGBTİ+ hareketine yönelik baskılar, 12 Eylül’de başlayan geniş çaplı polis operasyonlarıyla yeni bir boyuta taşındı.
İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet başsavcılıklarının koordinasyonunda yürütülen ve toplam 15 ili kapsayan operasyonlarda dernekler, evler ve işletmeler basıldı; aktivistler ve hak savunucuları gözaltına alındı. Bazı LGBTİ+ örgütlerinin internet siteleri ve sosyal medya hesaplarına erişim engelleri de getirildi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, 13 Eylül’de yaptığı açıklamada operasyonlarda toplam 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem gerçekleştirildiğini duyurdu.
Operasyonların adı ise devletin kurduğu politik çerçeveyi açıkça ortaya koyuyor: “Ailem Güvende.”
Gürlek operasyonları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen “2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı” ve 2026/4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile doğrudan ilişkilendirdi.
Böylece LGBTİ+’lara yönelik “aileyi ve çocukları koruma” söylemi yalnız siyasi konuşmalarda kullanılan bir propaganda hattı olmaktan çıkıp polis, savcılık, erişim engelleri ve tutuklamalarla birlikte işleyen somut bir devlet politikasının parçası haline geliyor.
162 kişi, 9 dernek, 13 işletme
Adalet Bakanlığı soruşturmaların “fuhşa aracılık veya yer temini”, “müstehcen içerik”, uyuşturucu ve çocukların bu tür içeriklere maruz bırakılması gibi çeşitli suç iddialarına dayandığını açıkladı.
Bakanlık ayrıca gizli soruşturmacı, teknik ve fiziki takip, tanık ifadeleri, dijital incelemeler ve görüntü kayıtlarının kullanıldığını; operasyonlarda dijital materyallere ve uyuşturucu maddelere el konulduğunu bildirdi.
Bunlar soruşturma makamlarının iddiaları. Hakkında işlem yapılan kişi ve kurumlar açısından kesinleşmiş mahkûmiyet kararı anlamına gelmiyor.
Ancak operasyonun politik kapsamı yalnız tek tek suç isnatlarından oluşmuyor.
Adalet Bakanlığı aynı açıklamada bazı LGBTİ+ derneklerinin yurt dışından aldığı fonların MASAK tarafından incelendiğini duyururken, LGBTİ+ örgütlerini tarif ederken doğrudan “ahlaksızlığı teşvik eden dernekler” ifadesini kullandı.
Bu dil, soruşturmanın LGBTİ+ örgütlenmesini yalnız belirli ve somut suç iddiaları üzerinden değil, devlet tarafından tarif edilen bir “ahlak” ve “aile” düzeninin karşısına yerleştirerek kurulduğunu gösteriyor.
İzmir’de 18 gözaltıdan 16 tutuklama
Operasyonların en ağır sonuçlarından biri İzmir’de yaşandı.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medya paylaşımları üzerinden “müstehcenlik” ile “fuhşa teşvik, aracılık etmek veya yer temin etmek” suçlarını işledikleri iddiasıyla 24 kişi hakkında gözaltı kararı çıkardı.
Operasyonda 18 kişi gözaltına alındı. Diğer altı kişinin yakalanması için çalışmaların sürdüğü açıklandı.
Emniyet işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 18 kişiden 16’sı tutuklandı. İki kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Başsavcılık bu iki kişinin serbest bırakılmasına da itiraz etti.
Böylece “Ailem Güvende” adıyla başlatılan operasyon dalgası, yalnız baskın ve gözaltılarla kalmadı; İzmir’de kitlesel tutuklamaya dönüştü.
Kaos GL yöneticileri de gözaltına alındı
Operasyonların hedeflerinden biri Türkiye’nin en eski LGBTİ+ hak örgütlerinden Kaos GL oldu.
Ankara’da yürütülen soruşturma kapsamında Kaos GL’nin yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile yedek üyelerinin de aralarında bulunduğu 21 kişi gözaltına alındı.
Operasyonların aynı zamanda LGBTİ+ örgütlerinin dijital mecralarına yönelmesi de dikkat çekiyor. Kaos GL, Velvele ve başka LGBTİ+ yayın ve örgütlerinin sosyal medya hesapları ile internet sitelerine erişim engelleri getirildi.
Dolayısıyla hedefte yalnız bireyler bulunmuyor.
LGBTİ+’ların haber üretmesini, hak ihlallerini kayıt altına almasını, dayanışma kurmasını ve örgütlü bir politik özne olarak hareket etmesini sağlayan alanlar da baskının içine çekiliyor.
114 kadın örgütü: “Ne aile güvende ne de herhangi birimiz”
Operasyonlara karşı en geniş ortak tepkilerden biri kadın hareketinden geldi.
Aralarında feminist kolektifler, kadın dayanışma dernekleri, sendikaların kadın yapıları, meslek örgütleri ve yerel kadın platformlarının bulunduğu 114 kadın örgütü ortak açıklama yayımlayarak LGBTİ+ hareketiyle dayanışma ilan etti.
Kadın örgütleri, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim üzerine politika yapmanın ve örgütlenmenin suç olmadığını vurguladı.
Ortak açıklamada operasyonların, LGBTİ+ örgütlenmesini Türk Ceza Kanunu kapsamında suç haline getirme yönündeki girişimlerin fiili uygulamasına dönüştüğü savunuldu.
Kadın örgütleri ayrıca kendi mücadeleleri ile LGBTİ+ hareketine yönelik baskı arasında doğrudan bağ kurdu.
Açıklamada bedenler, hayatlar, kimlikler ve örgütlenme hakkı üzerindeki müdahalelerin aynı otoriter politikanın parçaları olduğu belirtilirken gözaltındaki hak savunucularının serbest bırakılması, LGBTİ+ örgütlerine yönelik baskınların ve erişim engellerinin sona erdirilmesi istendi.
Bu dayanışma, devletin “aile” söylemiyle yaratmaya çalıştığı ayrımı da kırıyor.
İktidar LGBTİ+’ları “ailenin” karşısına yerleştirirken kadın hareketinin önemli bir bölümü tersine şu hattı kuruyor: Kadınların bedenleri üzerinde söz sahibi olmaya çalışan siyaset ile LGBTİ+’ların kimliklerini ve örgütlenmesini hedef alan siyaset birbirinden bağımsız değil.
Uluslararası tepki: “Tek bir ahlak anlayışı dayatılamaz”
Operasyonlara Türkiye dışından da tepkiler geldi.
Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, LGBTİ+ aktivistlerine yönelik gözaltı ve baskınların Türkiye’de temel haklar üzerindeki baskının ağırlaşmasına işaret ettiğini belirtti.
Amor, devletin tek bir ahlak anlayışını topluma dayatmasının temel haklarla ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleriyle bağdaşmadığını söyledi.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Durumu Özel Raportörü Andrea Bolaños Vargas da kitlesel baskınlar, gözaltılar, dernek aramaları ve dijital ekipmanlara el konulmasından endişe duyduğunu açıkladı.
Vargas, yalnız meşru insan hakları çalışmaları nedeniyle gözaltına alınan kişilerin serbest bırakılması ve LGBTİ+ hak savunucularının kriminalizasyon, yıldırma veya misilleme korkusu olmadan örgütlenebilmesinin güvence altına alınması çağrısında bulundu.
“Aile” söylemden operasyonun adına dönüştü
Türkiye’de LGBTİ+ olmak suç değil. LGBTİ+ hakları için dernek kurmak, politika yapmak ve örgütlenmek de başlı başına suç değil.
Buna rağmen son yıllarda Onur Yürüyüşlerinin yasaklanması, etkinliklerin engellenmesi, “genel ahlak” gerekçeli soruşturmalar, erişim engelleri ve LGBTİ+ karşıtı devlet söylemi giderek birbirini tamamlayan araçlara dönüştü.
“Ailem Güvende” operasyonlarını önceki baskılardan ayıran önemli noktalardan biri ise devletin politik gerekçeyi artık gizlememesidir.
Adalet Bakanı operasyonları doğrudan “Aile ve Nüfus On Yılı” politikasıyla ilişkilendiriyor. Bakanlığın resmi açıklamasında LGBTİ+ derneklerine yönelik aşağılayıcı bir ahlak dili kullanılıyor. Aynı operasyon dalgasının içinde dernekler, aktivistler, işletmeler, sosyal medya hesapları ve dijital yayınlar bulunuyor.
Ortaya çıkan tablo yalnız bir ceza soruşturması tartışması değil.
Mesele aynı zamanda kimin “makbul aile” sayılacağına, hangi kimliklerin kamusal alanda bulunabileceğine ve hangi örgütlenmelerin meşru kabul edileceğine devletin karar verme girişimi.
Fakat operasyonların karşısında yalnız bireysel mağduriyet yok.
LGBTİ+ örgütleri yıllardır yasaklara, erişim engellerine ve polis müdahalelerine rağmen örgütlenmeyi sürdürüyor. Şimdi kadın hareketinin geniş bir kesimi de doğrudan LGBTİ+ hareketinin yanında konumlanıyor. Hak örgütleri, siyasal yapılar ve uluslararası insan hakları mekanizmalarından da baskıya karşı açıklamalar geliyor.
Devlet operasyonlara “Ailem Güvende” adını verdi.
Kadın ve LGBTİ+ hareketinden yükselen cevap ise bunun tersini söylüyor:
Hakların, hayatların ve örgütlenmenin devlet eliyle hedef haline getirildiği yerde ne aile güvende ne de herhangi birimiz.



