Yıllarca aynı sokaklarda birlikte yürüdüğümüz, aynı meydanlarda omuz omuza durduğumuz LGBTİ+ arkadaşlarımız bugün Kuşadası’nda Onur Haftası etkinlikleri nedeniyle kolluğun baskısıyla karşı karşıya. Bu yazı da aynı baskıdan nasibini aldı. Yerel bir gazetede yayımlandıktan birkaç saat sonra kaldırıldı. Bunun yapılmasını Kuşadası Emniyet Müdürlüğü istedi. Ama bazı sesler susturuldukça daha fazla çoğalır.
Bern ile Kuşadası’nın arasında üç bin kilometreyi aşan bir mesafe var. Haritaya bakınca uzun bir yol gibi görünüyor. Ama insan bazen bir haber okuyunca, bir arkadaşının sesini duyunca, bir fotoğrafa bakınca kendini yine o sokaklarda hissediyor.
Ben bugün öyle hissettim.
Yıllarca birlikte mücadele ettiğimiz, aynı kentin havasını soluduğumuz LGBTİ+ aktivistleri ve arkadaşlarımız bugün Kuşadası’nda bir ilki gerçekleştirmeye hazırlanıyor. 1. Kuşadası LGBTİ+ Onur Haftası kapsamında bir takas pazarı düzenlemek, sokaklarda Onur Yürüyüşü yapmak ve bir film gösteriminde buluşmak istiyorlar. Yani yalnızca bir etkinlik takvimi hazırlamıyorlar; yıllardır örülen dayanışmayı büyütmeye çalışıyorlar.
Fakat ortada açıklanmış herhangi bir yasak kararı bulunmamasına rağmen bu etkinliklerin engellenmek istendiği haberleri geliyor. Takas pazarı yapılmasın, yürüyüş olmasın, film gösterimi gerçekleşmesin diye kolluk eliyle bir korku iklimi yaratılıyor.
Bunu kabul etmek mümkün değil.
Bugün bir grup insanın görünmez olması isteniyor. Takas pazarı olmasın, yürüyüş yapılmasın, film gösterimi gerçekleşmesin, gökkuşağı bayrağı açılmasın… İstenen şey çok açık: LGBTİ+’lar kamusal alandan çekilsin. Oysa bu kent de bu ülke de onların da evi.
Bütün bunların yerelde birkaç polis memurunun kişisel tercihiyle yürüdüğünü düşünmek de mümkün görünmüyor. Muhtemelen yukarıdan aşağıya işleyen bir talimat zinciri var. Aydın Valiliği’nden, Kuşadası Kaymakamlığı’ndan gelen yönlendirmelerle bu baskının hayata geçirildiği yönündeki iddialar kamuoyuna yansıyor. Oysa devletin görevi yurttaşların anayasal haklarını engellemek değil, güvence altına almaktır.
Kuşadası’nı bilenler bilir. O kent yalnızca deniziyle, güneşiyle değil; yıllar içinde yan yana durmayı öğrenmiş insanların da kentidir. Kadınların, gençlerin, çevrecilerin, emekçilerin ve LGBTİ+‘ların aynı meydanlarda sözünü söylediği bir kenttir. Onur Haftası’nı engellemeye çalışmak biraz da bu birikime yönelmiş bir müdahaledir.
Ben bugün sürgünde bir gazeteci olarak o kente dönemiyorum. Aynı sokaklarda yürüyemiyorum. Fakat biliyorum ki arkadaşlarım orada ve direniyorlar. Baskılara rağmen bir araya gelmenin, dayanışmanın ve görünür olmanın yollarını arıyorlar. Eminim ki bu etkinlikleri de bir şekilde gerçekleştirecekler. Çünkü onlar yıllardır baskının içinden geçerek bugüne geldiler.
Buradan, sürgünden onları selamlıyorum.
Sürgünden, yıllarımı verdiğim o kente bakarken aklımdan tek bir cümle geçiyor:
Kuşadası’nın onuru engellenemez.
Bu yazı yerel bir gazetede yayımlandıktan kısa bir süre sonra kaldırıldı. Yaptığım görüşmelerden edindiğim bilgilere göre, Kuşadası Emniyeti’ne bağlı Güvenlik Büro birimi, gazetenin sorumlularını arayarak yazının kaldırılmasını istemiş.
Eğer bir köşe yazısı bile birilerini bu kadar rahatsız ediyorsa, sanırım yazılması gereken tam da bu yazıdır. Bu baskıya rağmen yazmaya, arkadaşlarım da bütün baskılara rağmen yan yana durmaya devam edecek. Çünkü ne bir köşe yazısını ne de Kuşadası’nın onurunu engellemeye kimsenin gücü yetmez.



