AB’nin yeni Geri Dönüş Tüzüğü’nün onaylanması, sınır dışı merkezleri kurma yarışını başlatıyor ve birliğin göç politikasındaki sertleşen yönelimini pekiştiriyor.
“Sınır dışı etmeler çağı başladı.”
Birkaç ay önce İsveçli aşırı sağcı Avrupa Parlamentosu üyesi Charlie Weimers’in bu sözleri bir provokasyon gibi görünüyordu. Ancak Avrupa Parlamentosu, üye devletler ve Avrupa Komisyonu arasında AB’nin yeni Geri Dönüş Tüzüğü üzerinde varılan anlaşmanın ardından bu ifade artık Avrupa Birliği’nin siyasi yönünü doğru şekilde tanımlayan bir değerlendirme gibi duruyor.
Göçmenlerin Avrupa dışındaki sınır dışı kamplarına gönderilmesine yönelik yasal çerçevenin neredeyse tamamlanmasıyla birlikte Almanya, Avusturya, Hollanda, Danimarka ve Yunanistan gibi bazı üye devletler, diplomatik kaynaklara göre, bu kişileri kabul etmeye istekli ülkeler arayışını hızlandırdı. Arayışın odağında ise ağırlıklı olarak Afrika’daki, Avrupa kıtasından uzak ülkeler bulunuyor. Siyasi mücadele sona erdi; coğrafi mücadele ise yeni başlıyor.
İnsan hakları örgütleri, halihazırda sert olan diğer önlemlere ek olarak gelen yeni düzenlemeyi eleştiriyor ve AB’nin izlediği yolu, ABD’de Donald Trump yönetiminin agresif göç politikalarına benzetiyor.
Belgesiz Göçmenlerle Uluslararası İşbirliği Platformu’nun (PICUM) politika sorumlusu Silvia Carta, “Bu düzenleme sert ve baskıcı bir gözaltı ve sınır dışı sistemi yaratacak” diyor.
Sivil toplum kuruluşları, düzenlemenin yüz binlerce kişiyi üçüncü ülkelerdeki göçmen gözaltı merkezlerinde süresiz hapis riskiyle karşı karşıya bırakacağı konusunda uyarıyor. (AB içinde azami gözaltı süresi 30 ay olacak.) Ayrıca ailelerin parçalanması ve insanların tanımadıkları, hiçbir bağlarının bulunmadığı ülkelere gönderilmesi gibi sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.
Carta, “Atlantik’in öte yanında, ICE’ın göç yasalarını sert şekilde uygulamasının yarattığı şiddeti ve korkuyu görüyoruz. Avrupa bu modelin zararlarından ders çıkarmalı, kendi versiyonunu inşa etmemeli” dedi.
Avrupa Komisyonu ise yeni düzenlemenin ve diğer önlemlerin, iltica başvurusu kabul edilmeyen kişilerin ülkelerine geri gönderilme oranını artıracağını savunuyor. Brüksel’in sürekli vurguladığı Eurostat verilerine göre bugün başvuruları reddedilen göçmenlerin yalnızca yüzde 28’i menşe ülkelerine dönüyor.
Destekçilerine göre sınır dışı kampları hem bir çözüm hem de caydırıcı bir unsur olacak.
Daha sert bir Avrupa göç politikasını destekleyen İçişleri ve Göç Komiseri Magnus Brunner, “Yeni kurallarla AB’ye kimin gelebileceği, kimin kalabileceği ve kimin ayrılması gerektiği konusunda daha fazla kontrole sahibiz” dedi.
Şimdi belirleyici soru, bu stratejinin daha önceki girişimleri başarısızlığa uğratan engelleri aşıp aşamayacağı. Bunlardan biri, İtalya’nın Arnavutluk modeli. İtalya burada iltica başvurusunda bulunan kişileri göndermek için milyarlarca euro harcanarak tesisler kurdu ancak bu girişim şu ana kadar başarısız oldu.
Mevzuat neredeyse tamamlanmış durumda; geriye kalan soru ise üye devletlerin bu sınır dışı merkezlerini açabilecekleri yerleri gerçekten bulup bulamayacakları.
Kıbrıs’ın Göç ve Uluslararası Koruma Bakan Yardımcısı Nicholas Ioannides, salı günü yaptığı açıklamada genel fikrin bu merkezleri muhtemelen Afrika veya Asya’daki bölgelerde kurmak olduğunu söyledi.
“Avrupa’nın sınırlarına yakın yerlerde değil” diyen Ioannides, ev sahibi ülkelerin sınır dışı edilen kişilerin haklarını garanti altına alması gerektiğini de vurguladı.
Avrupa Parlamentosu’nun baş müzakerecisi olan Hollandalı liberal milletvekili Malik Azmani — nihai metnin Avrupa Halk Partisi tarafından daha sağdaki grupların desteğiyle hazırlanmış olmasına rağmen — AB üyesi olmayan Doğu Avrupa ülkeleriyle anlaşmalar yapılması ihtimalini dışlamadı. Ancak Afrika’nın en olası hedef olduğu görüşünü paylaştı. Her durumda, görüşmelerin ilgili üye devletler tarafından yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Müzakereler konusunda bir aciliyet bulunuyor. Diplomatik kaynaklara göre sınır dışı kamplarının açılmasına yönelik yasal çerçeve yaz aylarından önce hazır olabilir.
Azmani, “Her gecikme ayı, sistemin başarısız olmaya devam ettiği bir aydır” dedi. Salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Avrupa yeni bir durgunluk dönemini göze alamaz” ifadelerini kullandı.
Hem Azmani hem de bu dönem AB Konseyi Dönem Başkanlığını yürüten Kıbrıs’ın temsilcisi Ioannides, metnin Avrupa Komisyonu’nun ilk teklifinden çok daha sert olduğunu ve kıtanın sağa yönelişini yansıttığını belirtti.
Basınla yaptıkları çeşitli görüşmelerde, birçok ülkenin üçüncü ülkelerde bu merkezlerin nasıl kurulabileceği konusunda aktif şekilde görüşmeler yürütmesinin bunun kanıtı olduğunu söylediler. Ioannides, zamanla daha fazla devletin bu listeye katılacağından emin olduğunu ifade etti.
Ancak aynı durum, şimdiye kadar ne kadar az ilerleme kaydedildiğini de gösteriyor. Ioannides, Brüksel’de EL PAÍS’in de bulunduğu küçük bir gazeteci grubuyla yaptığı görüşmede, “Şu an için somut sonuçlar yok” itirafında bulundu.
Hatta bu merkezlerin temel parametreleri bile henüz belirlenmiş değil.
AB, yeni yasanın bir “kırmızı çizgi” içerdiğini ve üçüncü ülkelere gönderilen göçmenlerin temel haklarına saygı gösterilmesini zorunlu kıldığını savunuyor. Ancak bunun pratikte ne anlama geldiği belirsizliğini koruyor.
Örneğin çocuklu ailelerin bu merkezlerde bulunması halinde — Avrupa Parlamentosu tarafından açılan ve nihai metne dahil edilen bir ihtimal — eğitim hakları nasıl garanti edilecek? Çünkü bu kişiler farklı ülkelerden geliyor, farklı AB ülkelerinden sınır dışı ediliyor ve hiçbir bağlarının olmadığı üçüncü bir ülkede bulunacaklar. Ayrıca ne zaman ayrılacakları da belirsiz, çünkü yasa azami kalış süresi belirlemiyor.
Kullanılan terminoloji bile netleşmiş değil. Zorla transfer edilen kişilerin nasıl tanımlanacağı belirsiz: Brüksel’in tercih ettiği dile göre bunlar “sınır dışı edilenler” ya da “geri döndürülenler” olarak adlandırılıyor.
Bu kişilerin “gözaltında” oldukları ifadesini kullanma konusunda isteksizlik bulunuyor. Ancak uygulama fiilen buna işaret ediyor. Çünkü kişiler, menşe ülkelerine dönmek dışında tesisten ayrılma özgürlüğüne sahip olmayacak ve ne kadar süreyle tutulabileceklerine ilişkin herhangi bir üst sınır belirlenmiş değil.
Kaynakların da kabul ettiği üzere, bu konu hâlâ netlik kazanmış değil.
Ioannides, varılan anlaşmayla birlikte bu gözaltı merkezleri için artık “gerekli yasal çerçevenin oluşturulduğunu” söyledi. Ancak hâlâ çözülmesi gereken “pratik ve lojistik sorunlar” bulunduğunu da kabul etti.



