İsviçre’nin Winterthur kentinde üç kişinin yaralandığı bıçaklı saldırının ardından açıklama yapan İDHF, bireysel bir suç üzerinden göçmenlerin ve Müslümanların hedef gösterilmesini eleştirdi. Olayın ırkçı söylemlerle araçsallaştırılmaması gerektiğini belirten federasyon, Avrupa’daki radikal cihatçı ağların, Türk Diyaneti’nin ve istihbarat faaliyetlerinin şeffafça tartışılması çağrısında bulundu.
İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu (İDHF), Winterthur kentinde meydana gelen ve İslamcı sloganlar atan bir saldırganın üç kişiyi kesici aletle yaralamasıyla sonuçlanan olaya ilişkin 30 Mayıs 2026 tarihli yazılı bir açıklama yayımladı. Federasyon, saldırının ardından yükseltilmek istenen ırkçı ve ayrımcı söylemlere karşı kamuoyunu uyarırken; toplumsal krizlerin gerçek nedenlerinin tartışılması ve dayanışma temelinde çözümler üretilmesi çağrısında bulundu.
Açıklamada öncelikle saldırıda yaralanan kişilere geçmiş olsun dilekleri iletilerek, acil şifalar temenni edildi.
“Olayın nedenleri etnik köken veya dine indirgenemez”
İDHF, yaşanan vahim olayın yalnızca failin kimliği ya da aidiyeti üzerinden ele alınmasının sağlıklı sonuçlar doğurmayacağını belirtti. Ruhsal sağlık sorunları yaşayan bir bireyin bu tür bir eylemi gerçekleştirmesine yol açan etkenlerin çok yönlü biçimde incelenmesi gerektiği vurgulanan açıklamada şu noktalara dikkat çekildi:
- Çok boyutlu analiz şart: Bireylerin içinde bulunduğu toplumsal koşulların, ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunların göz ardı edilmemesi gerekir.
- Uzmanlar değerlendirmeli: Olaya zemin hazırlayan arka planın, ilgili kurumlar ve uzmanlar tarafından çok boyutlu ele alınması gerekmektedir.
- Kolektif suçlama yanlış: Bir kişinin motivasyonu yalnızca etnik kökeni, dini inancı veya mensup olduğu toplumsal grupla açıklanamaz. Bireysel eylemler üzerinden bütün bir halkın, inancın ya da göçmen toplulukların suçlanması toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmektedir.
Avrupa’daki radikal ağlar ve Türk Diyaneti’ne dikkat çekildi
İDHF, açıklamasında Ortadoğu’da yıllardır süren savaşların, cihatçı örgütlenmelerin ve bölgesel müdahalelerin sonuçlarının Avrupa’ya da doğrudan yansıdığı görüşünü dile getirdi. Bu çerçevede; ABD ve Erdoğan hükümetinin desteklediği belirtilen cihatçı yapıların yarattığı tahribatın yalnızca Ortadoğu halklarını değil, Avrupa toplumlarını da etkilediği savunuldu.
Federasyon, bu karanlık yapıların Avrupa’daki bağlantılarının, örgütlenme biçimlerinin ve faaliyet alanlarının şeffaf biçimde tartışılması gerektiğini belirterek kamuoyuna şu çağrıda bulundu:
“Özellikle Türk Diyaneti’nin ve çeşitli istihbarat faaliyetlerinin Avrupa’daki etkileri kamuoyu tarafından daha kapsamlı ve şeffaf biçimde değerlendirilmelidir.”
“Irkçı ve faşist söylemler kabul edilemez”
Saldırının hemen ardından ortaya çıkan bazı siyasi ve toplumsal tepkilere değinen İDHF, olayın belirli halkları, inançları veya toplumsal grupları hedef almak için bir araç olarak kullanılmasına sert tepki gösterdi. Bir kişinin işlediği suç üzerinden bütün bir topluluğu sorumlu göstermeye çalışan dışlayıcı ve ayrımcı söylemlerin, toplumsal sorunların gerçek nedenlerini gizlediği ifade edildi. Nefret söyleminin ve ırkçılığın hiçbir soruna çözüm üretmediği, aksine toplum içerisindeki gerilimleri tırmandırdığı vurgulandı.
“Çözüm dayanışma ve adalettedir”
İDHF, açıklamasını toplumsal sorunların çözümünün nefret dili, ötekileştirme ve ayrımcılık politikalarında değil; adalet, sağduyu ve dayanışma temelinde aranması gerektiğini vurgulayarak tamamladı. Farklı halklar ve toplumsal kesimler arasında kurulacak demokratik, ilerici dayanışma ağlarının, hem bu tür şiddet olaylarının önlenmesinde hem de toplumsal barışın kalıcı olarak güçlendirilmesinde kilit bir rol oynayacağı ifade edildi.



