Devletler güvenlikten, sistemler düzenden söz ederken. Bir babanın çocuğuna sarılma hakkı dosya numaralarına, ret damgalarına ve görünmez sınır çizgilerine takılıyor. Schengen reddi sadece bir vize kararını değil, parçalanmış aileleri, beklemeye alınmış hayatları ve istatistik tablolarına indirgenen insan hikâyelerini de büyütüyor. Kurallara uyanların cezalandırıldığı, dürüstlüğün kavuşmayı ertelediği bu düzende, özgür dolaşım söylemi bazı pasaportlar için hâlâ yüksek duvarlara çarpıyor. Bu yazı, sistemlerin tarafsızlık iddiası ile insanın en temel hakkı olan sevdiklerine ulaşma arzusu arasındaki derin uçurumu, bir çocuğun yüzünü göremeyen babasının sessiz sorusuyla görünür kılıyor. Bir dünyada sınırlar bu kadar keskinse, gerçekten kim korunuyor?
Devlet nedir?
Sistem nedir?
Ve insan, bu iki kelimenin arasında nereye düşer?
Bu soruları artık akademik merakla değil, bir babanın boğazına düğümlenen cümlelerle soruyorum.
Ben 38 yaşında bir gazeteciyim. Hayatımın 35 yılını Türkiye’de sıradan bir yurttaş olarak geçirdim. Sıradanlık dediğim; sabah işe gitmek, akşam eve dönmek, kira ödemek, çocuğumun defterini almak, ay sonunu hesaplamak. Bir evim vardı, bir arabam, bir maaşım. Bir belediye iştirakinde gazeteciydim. Hayat dediğimiz o kırılgan dengeyi kurmuştum.
Sonra olmadı.
Mobbingler başladı. Haberlerim sorun oldu. Sorularım rahatsız etti. Hakkımda soruşturmalar açıldı. Erişim engelleri geldi. İfade özgürlüğü dedikleri şey, dosya klasörlerinin arasında kayboldu. Sabah beşte kapının çalınacağı korkusuyla yaşamaya başladım.
Ve bir gün, insanın kendi ülkesinde nefes alamaması gibi tuhaf bir gerçekle tanıştım.
İsviçre’ye geldim.
Devlet: Güvenlik mi, Mesafe mi?
Devlet, bize çocukken “koruyan yapı” olarak anlatıldı.
Ama büyüdükçe gördüm: Devlet aynı zamanda mesafe koyan bir mekanizmadır.
Sınırlar çizer.
Kim içeri girer, kim dışarıda kalır, karar verir.
Kimin ailesi birleşir, kimin çocuğu fotoğraflarda büyür, belirler.
Bugün benim hayatım, dosya numaralarıyla tanımlanıyor.
• Tanınmış mülteci değil.
• Oturum hakkı yok.
• Aile birleşimi mümkün değil.
• Seyahat izni yok.
Bir insanın hayatı dört satırla özetlenebiliyor.
Sistem: Tarafsız mı, yoksa kör mü?
Sistemler kendilerini tarafsız olarak tanımlar.
Kurallar vardır, kriterler vardır, prosedürler vardır.
Ama hiçbir prosedür bir çocuğun babasını özlemesini ölçmez.
Hiçbir kriter, üç yıl boyunca sarılmamayı hesaplamaz.
Çocuğum sekiz yaşına geldi.
Üç yıldır onu görmüyorum.
Onu görebilmek için eşim farklı ülkelerden vize başvuruları yaptı.
Yunanistan.
Danimarka.
İkisinden de ret geldi.
Gerekçeler teknikti.
Hayatımız ise gerçekti.
Eşim Türkiye’de düzenli çalışan bir turist rehberi.
Bir hayatı var. Bir düzeni var.
Sadece çocuğumu bana getirmek istedi.
Bu kötü bir şey mi?
Avrupa: Özgürlük söylemi ve vize duvarları
Avrupa Birliği bize özgür dolaşımı anlatır.
Schengen Bölgesi sınırların kalktığını söyler.
Ama bazı pasaportlar için sınırlar hâlâ çok yüksektir.
Türkiye vatandaşlarının Schengen vize başvurularındaki ret oranları artıyor.
Sanatçılar, akademisyenler, öğrenciler bile “geri dönmeyebilir” şüphesiyle reddediliyor.
Sistem şöyle çalışıyor:
Risk hesaplanır.
İnsan değil, olasılık değerlendirilir.
Bir babanın çocuğunu görmek istemesi,
bir istatistik tablosunda “göç riski” olarak yer alabilir.
Kaçak gelmek suç, dürüstlük cezalandırılıyor
Eğer eşim ve çocuğum kaçak yollarla gelseydi,
sahte pasaportlarla, insan kaçakçılarının ellerinden geçerek…
Evet, suç işlemiş olurduk.
Ama kavuşurduk.
Biz suç işlemedik.
Dürüst davrandık.
Vize başvuruları yaptık.
Kurallara uyduk.
Ve sistem bize şunu söyledi:
“Hayır.”
Bu nasıl bir paradoks?
İltica Sistemi: Koruma mı, Bekleme Odası mı?
İsviçre’nin iltica sistemi yavaş. Bunu artık herkes biliyor.
Dosyalar yıllarca bekliyor.
Hayatlar askıya alınıyor.
Bir ret kararı geliyor.
Sonra itiraz süreci.
Sonra tekrar bekleme.
Zaman geçiyor.
Çocuklar büyüyor.
Aileler dağılıyor.
Sistem çalışıyor.
Ama hayat duruyor.
Devletler neye hizmet eder?
Devletler güvenliğe hizmet eder.
Sistemler düzeni korur.
Birlikler sınır yönetimini sağlar.
Ama insan hayatı düzenli değildir.
Sevgi prosedürlere sığmaz.
Aile bağları yönetmeliklerle ölçülmez.
Bugün sormak zorundayım:
Devlet kimin için vardır?
Sistem kimi korur?
Kurallar kimi dışarıda bırakır?
Bir babadan son soru
Ben devletten ayrıcalık istemedim.
Sistemden imtiyaz talep etmedim.
Sadece çocuğumu görmek istedim.
Bir çocuğun babasına sarılması,
hangi yönetmeliğe aykırıdır?
Eğer sistemler bunu engelliyorsa,
sorun insanlarda değil, sistemlerdedir.
Ve belki de asıl soru şudur:
Bu sistem, bir çocuğun babasına kavuşmasını engelliyorsa, gerçekten güvenli midir?



