fbpx

Afganistan’ın reformlar ve muhafazakârlık arasındaki uzun mücadelesi – Vijay Prashad

Paylaş

Çeviri: Hülya Osmanağaoğlu

Yüzyıldır Afgan halkı toplumdaki iki görüş arasında mücadele etti. Bir taraf toplumda reform yapmanın yolunun kadınların özgürleşmesi ve etnik azınlıkların gelişimi ile mümkün olacağını söyledi, diğeri ise geleceği geçmişte gördü ve toplumsal hayattaki en muhafazakâr görüşlerde ısrarcı oldu. Taliban ikinci yolun doruk noktası.

Ekim 1911’de Mahmud Beg Tarzi (1865-1933) Kabil’de Siraj al-akhbar (“Haber Feneri”) adlı parlak bir gazete yayımlamaya başladı. Aristokrat bir aileden gelen Tarzi, sürgünde Osmanlı İmparatorluğu’nda büyüdü ve orada çok önemli bir entelektüel olan Jamal ad Din al Afghani’nin (1838-1897) reform fikirlerini içselleştirdi.

Gazete, Kral Habibullah’ın kısmen Afganistan’daki İngiliz egemenliğinin etkisi (1878-1880 arasındaki İkinci Afgan Savaşı’ndan beri) kısmen de Tarzi’nin İstanbul’da gördüğü modernleşme rüzgârıyla başlattığı reformları destekliyordu. Tarzi kadınların eğitiminin reform gündeminin merkezinde yer almadığı bir toplumun ilerleme sağlayamayacağını iddia ediyordu. Gazetesinde, 1877’de Şam’da doğan, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Tanzimat Reformlarından etkilenen ve Tarzi ile evlenen Asma Rasmya Kahnum, dünyadaki ünlü kadınlara ilişkin yazı dizileri yayımlamıştı. Asma Rasmya Kahnum’un 1921’de yayımlamaya başladığı Irshad al-niswan (Kadın Rehberi) isimli gazete 1925’e kadar yayın hayatını sürdürdü. Kızları Soraya Tarzi 1919 yılında babasının yerine tahta geçen Kral Amanullah Han ile evlendi. 1921’de Asma Rasmya Kahnum ve Kraliçe Soraya ülkenin ilk kız okulu Maktab-ı Masturat’ı açtılar.

Tarzi ve Asma Rasmya Kahnum’un etkisiyle Kral Amanullah Han babası tarafından adıma adım ilerletilen toplumsal reformları hızlandırma sürecini başlattı. 1928’de Amanullah’ın kız kardeşlerinden biri olan Prenses Kobra, Kadınları Koruma Cemiyeti’ni (Anjuman-i-himayat-i niswan) kurarken diğer kız kardeş Prenses Siraj al-banat 1924’ten itibaren Kabil’deki Kadın Hastanesi’ni yönetmeye başladı.

Söz konusu reformlar esas olarak aristokratlar ile onlara yakın yaşayan ve çalışan az sayıdaki devlet bürokratı üzerinde etkili oldu. İlk etapta 800 kadar kız çocuğu okula devam etti. Bununla birlikte Tarzi tarafından desteklenen reformlar toplumun daha muhafazakâr kesimlerini rahatsız etti. Örneğin 1913’te Müftü Muhammed Rafiq, Tarzi’ye ilerlemenin işareti olarak neden kadınlara odaklanmaya karar verdiğini, neden erkeklere ve silahlara odaklanmadığını sordu. Tarzi’nin cevabı, “Bugünlerde kadınların eylemlerinden bahsetmeyen gazete ya da dergi yok. Avrupa gazetelerinin ötesinde Türk, Arap ve Hint gazeteleri de baş sayfalarında kadın hakları üzerine tartışmalara yer veriyorlar” oldu. Tarzi’nin görüşlerinden aldığı ilhamla Amanullah Han, Afgan toplumunu bugüne dek altüst eden biri dizi politikaya ilişkin tartışmaları başlattı. Çocuk evliliğini (rıza yaşını 13 olarak belirleyen), çok eşliliği yasaklayan, dulların yeniden evlenmesine izin veren, çarşafın çıkarılmasını öngören ve mehiri düzenleyen bir dizi ferman yayınladı.

Kral Amanullah’ın 1919’da Üçüncü İngiliz-Afgan Savaşı’nda İngilizleri mağlup ettiğini vurgulamak önemli. Akabinde İngilizler Amanullah rejimini yıkmak için muazzam bir enerji ortaya koydu. Amanullah ve Kraliçe Soraya 1927-28’de Avrupa’yı ziyaret ettiklerinde bir dizi insanla bir araya geldiler. Yolculuk esnasında Soraya kamusal alanda, bir yemek masasında kocasından başka erkeklerin yanında başörtüsüz otururken ve Fransa Cumhurbaşkanı Gaston Doumergue tarafından eli öpülürken fotoğraflandı. İngiliz gizli servisi bu fotoğrafları Afganistan’da dağıtırak, Amanullah’ın radikal reformlarından çoktandır rahatsız olan muhafazakâr çevrelerin öfkesini körüklüyordu.

1919’dan bugüne değin Afganistan reform ve gericilik arasındaki mücadeleye sahne oldu, ikinci taraftakiler emperyal güçlerin ülkenin bağımsızlığını ortadan kaldırma mücadelesinde etkin biçimde kullanıldılar. Bu süreç Afganistan’ın, İngiliz İmparatorluğu tarafından Sovyetler Birliği’ne karşı ileri karakol olarak kullanılmasını mümkün kıldı. Tarzi ve Asma Rasmya Khanum’un yaptıkları başka ülkelerde hiç de şaşırtıcı olmuyordu zira öngördükleri reformlar -Habibullah ve sonra da Amanullah tarafından yasalaştırılan-   oldukça ılımlıydı. Ancak bu reformlar, Afgan toplumunun muhafazakâr kesimlerini huzursuz ederken, İngiliz İmparatorluğu’nun Afganistan’daki toplumsal gelişmeyi durdurma girişimiyle ittifak yapar oldular.

Amanullah’ın başarısızlığı tarihin sonu değil. İki dönem daha söz konusu: 1953-1992 arasındaki uzun reform yılları ve 1992’den bu yana süren karanlık gericilik dönemi. Artık İngilizler esas dış güç değildi. Bu rolü Suudi Arabistan tarafından tümüyle desteklenen ABD üstlendi.

Cinsiyet eşitliği ve okuryazarlık

Afganistan kadın erkek eşitliğini teminat altına alan ve daha geniş çaplı bir toplumsal reformun yolunu açan dört anayasaya sahiptir (1923, 1964, 1976 ve 1987). Bu anayasalar, seçkinlerin bir araya gelmesiyle, örneğin Tarzi tarafından desteklendiği biçimiyle ve tabandan yükselen mücadelelerle, örneğin komünistler ve kadın örgütlerince desteklendiği biçimiyle, hayata geçti. Her biri, okuma yazma oranının 1979’da bile yüzde 20’nin altında olduğu nüfusta okuryazarlığı geliştirmeyi öncelikli gündem olarak ele aldı. Liberal aristokratlarla (örneğin Başbakan Muhammad Da’ud)  komünistler (örneğin Anahita Ratebzad) arasındaki ayrım sınırlıydı zira her iki taraf da on yıllardır okuryazarlık ve eğitim oranını artırarak halkın yaşam koşullarını iyileştirmeyi ve kültürel olanaklarını geliştirmeyi hedefliyorlardı.

Başkan Da’ud’un 1977 tarihli medeni yasası Anahita Ratebzad’ın Demokratik Afganistan Cumhuriyeti Toplumsal İlişkiler Bakanı olarak yayınladığı kararnamelerle aynı içerikteydi.  Örneğin Anahita Ratebzad’ın yedi numaralı kararnamesinde mehir ve evlilik masrafları düzenlenirken bu konuda daha önce Amanullah Han ve sonra da Da’ud tarafından da düzenleme yapılmıştı. Anahita Ratebzad komünist olsa da bu reformların komünizme özel bir bağlamı söz konusu değildi. Amanullah ile Da’ud’u, Anahita Ratebzad gibi komünistlerden ayıran komünistlerin halkın okuryazarlık oranını artırmak için harekete geçmiş olmasıydı. Anahita Ratebzad 1965’te Büyük Meclis’e seçilen dört kadından biriydi (Herat’tan Khadija Ahari, Kandahar’dan Esmati Wardak, Kabil’den Roqia Abubakr ve Kabil’den Ratebzad). Afgan Kadınları Demokratik Örgütü (Democratic Organisation of Afghan Women –DOAW 1965’te kuruldu) kurucusu olarak Da’ud’u 1976 Anayasası ve 1977 Medeni Yasası için zorlayan kitlesel mücadelenin örgütlenmesinde yer aldı. Yasa’nın 27. maddesinde “Tüm Afganistan halkı, hem kadınlar hem erkekler, ayrım ve ayrıcalık olmaksızın kanun önünde eşit haklara ve sorumluluklara sahiptir” deniyordu. Bu çok önemli bir kazanımdı ve Nisan 1978’de komünistler iktidarı aldıklarında bu temelin üzerine politikalarını inşa ettiler. 1978’in ikinci yarısında DOAW ve diğer kitle örgütleri devlet kurumlarıyla birlikte çalışarak tüm ülkede ciddi bir okuryazarlık programını hayata geçirmeye çalıştılar.

1978’deki komünist darbe esnasında ülkedeki okuryazarlık oranı yüzde 18,6’ydı (kadınlar açısından ise rakam yok denecek kadardı). Her yıl yüzlerce kadın, öğretmen, doktor, devlet memuru ve uzman olarak üniversitelerden mezun oluyordu. Kabil’de geliştirilen fikirleri taşıdıkları kırsal bölgelerde, aşiret liderleri, toprak ağaları ve din adamlarıyla doğrudan karşı karşıya geliyorlardı. Hem kitlesel okumaya yazma hem de toprak reformu kampanyaları muhafazakâr kesimler  -toprak ağaları ve din adamları- tarafından toplum üzerindeki denetimlerine saldırı olarak değerlendiriliyordu. Bu duruma her ne pahasına olursa olsun son verilmeliydi.

Reformların geri alınma tarihi

1919’dan itibaren reformculara en sert direnişi toprak ağaları, çok sayıda aşiret lideri ve din adamlarının büyük çoğunluğu gösterdi. Krallar bile kendilerini önce İngiliz sonra ABD emperyalizmi tarafından örgütlenen bu koalisyonun gazabından kurtaramadı. Kral Amanullah reformları nedeniyle 1919’da tahtı terk etmek zorunda bırakılırken Kral Nader Şah 1933’te reformları nedeniyle suikasta kurban gitmişti. Afgan toplumu reform dalgalarıyla çalkalanırken muhafazakârlar güçlerini Burhanuddin Rabbani (Kabil Üniversitesi’nde İslam teolojisi dersleri veriyordu) önderliğinde 1972’de Cemaat-i İslami çatısında birleştirdi. Cemaat ’in reformlara karşı mücadelesi nedeniyle Da’ud tarafından tutuklanmaya çalışılan Rabbani 1973’te Pakistan’a kaçtı. Cemaat’ ten beraberinde götürdüğü bir grup, Pakistan-Afganistan sınırındaki mülteci kamplarında yer tutarken, 1980’lerin ABD-Suudi Arabistan destekli Mücahitleri de 1990’ların Taliban’ı da bu kamplarda doğdu.

Rabbani’nin Cemaati kadınların eğitimine ve toplumsal hayattaki rollerine saldırırken çok eşliliğin ve çocuk evliliklerinin önemini dillendiriyordu. Rabbani, Kabil Üniversitesi’ndeki Gulbeddin Hikmetyar gibi deneyimli eylemci öğrencileri hareketine dâhil etti. Hikmetyar ününü 1969’da kadın öğrencilerin yüzüne asit atmasıyla yapmıştı. Yirmi yıl sonra takipçileri de yine kadın öğretmenlerin ve Peşevar mülteci kampındaki yardım görevlisi kadınların yüzüne asit atacaklardı. Bunlar iğrenç adamlar her biri yüzyıl boyunca süren Afgan toplumsal reformlarına tümüyle karşıdır. Hikmetyar şu anda Kabil’de ve Taliban Hükümeti’ne kabul edilmeyi bekliyor.

ABD’den tam destek alan mücahitler Pakistan’daki mülteci kamplarını yönetiyordu. Bu kamplarda 1986’da yapılan bir ankette, 5-11 yaşları arasındaki kız çocuklarının yüzde 5’inin, 12-17 yaşları arasındaki kız çocuklarının ise sadece yüzde 1,4’ünün okula gittiği ortaya çıkmıştı. 1990’da Peşavar’da iki yüz din adamı bir ferman yayınlayarak kadınların eğitimini yasakladı. “Kadınların ve kız çocuklarının eğitim görmesi için doğru bir zaman değil” diye yazdılar. 1993’te Afganistan İslam Devleti –mücahitlerin hükümeti- Yüce Divan Araştırma ve Karar Dairesi “kadınların okula gitmesine gerek yok” dedi. Kararda “Okullar fuhuş yuvasıdır, zina ve düzüşme merkezleridir” deniyordu. Bütün bunlar Taliban iktidara gelmeden önceydi. Bunlar 2001’de Kuzey İttifakı olarak kendilerini yeniden adlandıran ABD destekli mücahitlerdi.

Mart 1990’da Afgan Kadınları İslam Örgütü Başkanı Fatimah Yasir, Anahita Ratebzad’ın tam karşıtı, Peşevar’da bir konferansta İslami Afganistan’ın geleceği üzerine konuştu. Fatimah Yasir kadınların toplumsal hayata katılabileceklerini ama ancak İslam hukukunun öngördüğü şartlara uyarak, örtünerek ve sadece kadınlık görevlerini ifa ederek (çocuk büyütmek, tarlada çalışmak, nakış işlemek) bunun mümkün olabileceğini söylüyordu. Bu görüşleri bile kendi safındaki erkeklerden kabul görmedi. Bu kadar küçük bir reforma bile müsamaha göstermeyeceklerdi.

Yüzyıl boyunca Afgan halkı toplumdaki iki yaklaşımın mücadelesi arasında gidip geldi. Bir tanesi toplumda çok geniş bir reformun ihtiyaç olduğunu ve tüm kesimlerin toprak reformu ve okuma yazma seferberliğiyle harekete geçirilmesi, kadınların özgürleşmesi ve etnik azınlıkların geliştirilmesi gerektiğini söylüyordu. Diğerleri geleceği geçmişte görüyor ve en muhafazakâr görüşlerin toplumda egemen olmasında ısrar ediyordu. Taliban ikinci yolun, muhafazakâr yolun, Mahmur Beg Tarzi, Asma Rasmya Khanum’un İstanbul’dan ve Şam’dan esinlendiği ve sonrasında daha gelişkin biçimde Anahita Ratbzad’ın gündeme aldığı uygulamalara en ufak bir müsamaha göstermeyen yolun, doruk noktasıdır.

Görsel: Anahita Ratbzad – 1965’te Büyük Meclis’e ilk seçilen kadınlardan biri ve 1980’den 1986’ya kadar devlet başkan yardımcısı olarak görev yaptı.

İngilizce orijinalinden Umut Gazetesi için Hülya Osmanağaoğlu tarafından çevrilmiştir. Yazının orijinali: https://frontline.thehindu.com/cover-story/afghanistans-long-struggle-with-reforms-and-conservativism/article36036857.ece

Kaynak: Umut Gazetesi