fbpx

SYKP Almanya: Seçimlerde demokratik, sosyal ve ekolojik Almanya için mücadele edenleri destekleyelim!

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Almanya örgütü 26 Eylül’de sonuçlanacak Almanya seçimlerine ilişkin bir çağrı yayınlayarak seçimlerde  demokratik, sosyal ve ekolojik Almanya için mücadele edenleri destekleme çağrısında bulundu.

Son yıllardaki ırkçı yükselişe dikkat çekilen bildiride pandemiyle birlikte artan işsizliğe, hak gasplarına ve hızlanan ekolojik yıkıma da dikkat çekilerek “İklimin bertaraf edilmesine, işçi sınıfının sömürülmesine, barınma hakkımızın yok edilmesine karşı: Demokratik, sosyal ve ekolojik bir dönüşümü devrimci biçimde savunan adayları destekleyelim!” çağrısında bulunuldu.

SYKP Almanya örgütünün yayımladığı bildirinin tam metni şöyle:

Seçimlerde  Demokratik, sosyal ve ekolojik Almanya için mücadele edenleri destekleyelim!

İklimin bertaraf edilmesine, işçi sınıfının sömürülmesine, barınma hakkımızın yok edilmesine karşı: Demokratik, sosyal ve ekolojik bir dönüşümü devrimci biçimde savunan adayları destekliyoruz!

Almanya’nın son yılları ırkçı-faşist saldırılar eşliğinde geçti. Göçmenlere, Yahudilere yönelik saldırılar her geçen gün artarken ırkçı ve faşist partiler ise devlet desteklerinden faydalanabiliyor ve Almanya’da seçimlere girebiliyorlar. Irkçı parti AfD göçmen karşıtı politikalarıyla gücünü arttırmaya devam ederken Küresel kapitalist krizin Covid-19 salgınıyla birleşmesi Almanya hükümetine karşı büyük bir güven kaybına yol açtı. CDU anketlere göre büyük oy kaybederken SPD’nin yönettiği bakanlıklardaki görece iyi performansı ciddi bir oy artışı olarak geri dönecek gibi görünüyor. Fakat Almanya’nın merkezindeki partilerin tek derdi zenginlerin daha da zenginleşmesi. Salgının faturasını işçilerin sırtından çıkartmak isteyen partilere karşı 26 Eylül’de alternatifler elbette var.

Salgın sırasında işsiz kalan binlerce insan, barınma mücadeleleri, Black Lives Matter gibi ırkçılık karşıtı mücadeleler, iklim adaleti mücadelesi, kadınların pandemiden en çok etkilenen kesim olması ve feminist hareketler, salgından misliyle etkilenen yoksul ülkelerden batıya göçen işçiler ve sınır dışı edilme korkusuyla yaşayan mülteciler kapitalist hükümetlere karşı güvensizliğin en büyük örneği. Bunun yanında devletler arası ticari ve askeri sürtüşmeler, Alman emperyalizminin dur durak bilmeyen silah ve sermaye ihracı, Ordu sözleşmeleri, Dünya Bankası ve IMF ekonomik politikaları milyonlarca insanın güvenli bir yaşam sürmesini olanaksız hale getiriyor.

İklim krizi, ırkçılık karşıtlığı, feminizm veya cinsel çeşitlilik siyasi partilerin birçoğunda ancak küçük bir rol oynamaktadır. Sosyal meseleler, ücretler, kiralar, emekli maaşları, Hartz IV konuları hala odak noktası olmaya devam ediyor. Ancak sol-sosyalist partilerde bile herhangi bir direniş ruhu veya anti-kapitalizm propagandası maalesef yer almıyor. Almanya’da tüm siyaset tamamen vekalet siyasetine dayanıyor: Bizi seçin, gerisini bize bırakın! Aktif demokratik yapıların güçlendirilmesi, parlamento dışı bir direniş inşa etmek ya da bu direnişlere destek vermek seçimlere hazırlanan sol-sosyalist yapıların ana gündemlerinden biri olmalıdır. Siyasi kampanyalar sosyal seferberliklerle, sokak hareketleriyle çevrelendiğinde esas güçlerine erişirler. Bütün yetkileri seçilmişlerde toplayan, toplumu vekalet siyasetinin refakatine teslim eden bir politika anlayışı seçim sürecinde ve sonrasında geliştirilecek politikalarla teşhir edilmelidir.

Almanya toplumunun ilerici ve dayanışmacı imajı elbette ki işçi sınıfı mücadelesinden, kadınların mücadelesinden, LGBTIQ haklarından, iklim mücadelesinden, göçmen ve mülteci haklarına kadar birçok alanı kapsıyor. Ama bunun karşısında da gericilik dalgası da çığ gibi büyümektedir. Ve bu gericilik dalgası tüm partileri marjinalleştirilen tüm politik alanlardan uzaklaştırıyor görünmektedir. Eğer Bavyera’daki örgütlü işgücünün büyük bir kısmı CSU’yu destekliyor ve doğu’da bazı grupları AfD kazanabiliyorsa bu durumu iklim krizi ya da feminist mücadeleyle yarıştırmak ya da karşı karşıya getirmek ve gerici toplum yapısı ve politikaların suyuna gitmek kabul edilebilir bir tavır değildir. Muhafazakarlıkla sınıf bilinci oluşturulamaz. Sol partiler, işçi sınıfının çeşitli gruplarını ve çevrelerini bir araya getirme, sömürülen, ezilen ve marjinalleştirilenlerin tümüne ses verme ve örgütlenmesine katkıda bulunma iddiasında olmalıdır.

Almanya seçimlerine günler kala en çok konuşulan gündem, SPD, Die Linke ve Die Grünen’in yer aldığı Rot-Rot-Grün iktidarı. Bu koalisyon yıllardır birkaç federal eyalette deneyim topladı ve şimdi de Almanya çapında bir liderliğe hazırlanıyor. Almanya gibi emperyalist bir ülke için iddialı bir koalisyon kapıda. Sosyalist siyaset açısından ise buradaki en önemli gündem Die Linke’nin pozisyonu. Çokuluslu şirketlerin ve Alman emperyalizminin çıkarlarını yıllardır en iyi şekilde savunmayı başaran SPD ve işçi sınıfı üzerinde etkisi olan ekolojik, solcu, küçük-burjuva bir parti olarak burjuvazi ile ittifak arayan Yeşiller ile birlikte demokratik ve sosyal bir politik hat inşa etmek oldukça zor görünüyor. Fakat yine de dünyadaki diğer örneklere baktığımızda Sol Parti’nin Yunanistan’da Syriza’dan, İspanya’da Podemos’tan, İngiltere’de Corbyn’den ve Birleşik Devletler’de Bernie Sanders’dan oy oranları kıyaslanmayacak kadar az olmasına rağmen daha avantajlı bir konumda olduğu değerlendirilebilir. Siyasal ve ekonomik dalgalanmaların ortasında kitlesel desteğin bir dalga gibi geldiği ardından geri çekildiği bir pozisyona Die Linke’nin uğrayamamış olması onun bir nevi şansı olabilir. Die Linke burada ciddi bir sınav verecektir: Ya bürokratik bataklıkta adım adım yok olacak ya da işçi sınıfını siyaset sahnesine çıkaracak örgütlenme araçlarını bütün bürokratik zinciri adım adım parçalayarak toplumsal alana yayacak.

Kapitalizmin daha sosyal, daha demokratik ve ekolojik bir kalkınma yoluna girmesini amaçlayan bir koalisyon biçimine en ufak bir teslimiyet diğer sönümlenen sol hareketlerle aynı kaderi paylaşacaktır. Daha fazla demokrasi ya da daha az çevresel bozulma talebinin bürokratik kapitalist mekanizmalar içinde kalması işçi sınıfı nezdinde neoliberal politikalardan farklı hiçbir yola çıkmayacaktır. Toplumsal hareketler, siyasi ve sosyal örgütler, sınıf mücadelesi, sendikaların bürokrasiden arındırılması ve kapitalizmden çıkışı zorlayacak her türden doğrudan demokrasi örnekleri ve sosyal ittifaklar sosyalist bir geçiş toplumunun kapılarını açmayla sonuçlanabilir. Daha fazla sosyal adalet, daha fazla demokrasi, daha az çevresel yıkım yetmez tek seçenek halkın demokratik özyönetimidir.

Demokratik ve sosyal bir hükümet politikası işçilerin gücünü genişletmeyi, sermayenin gücünü daraltmayı, mülkiyet ilişkilerine dokunmayı gerektirir ve bu elbette ki SPD ve Yeşillerin bu denli güçlü yer aldığı bir koalisyonda mümkün görünmemektedir. Die Linke’nin bu koşullar altındaki performansı demokratik ve sosyal bir hükümet politikasını teşvik ederken ortaya çıkacak büyük siyasi ve toplumsal çatışmalara, ekonomik kriz süreçlerine hazırlık yapmak ve politik arenayı en geniş kitleleri dahil edecek şekilde kurgulamak olmalıdır.

Sosyal, demokratik ve ekolojik bir toplum kapitalist bir sistemde imkansızdır. Doğanın yok edilmesi üzerine kurulu bu üretim tarzını savunurken ekolojik bir acil durum planı ortaya koyamayacak olan Yeşillerin teşhir edilmesi kolaylaşacak ya da kapitalist üretim tarzını sorgulatacak politikalar belirlemenin ve bunun üzerine gitmenin yolları açılacaktır. Demokratik-kapitalist devlette halk ve işçi mücadeleleri kendini ifade edebilir fakat bu toplumsal hareketler ve sınıf mücadelesi devleti etkilemeyecek şekilde baskılanır ve yalnızca sistematik olarak sermayenin ve yöneticilerin çıkarları kabul görür. Devletin çeşitli aygıtları, yönetici sınıfın çeşitli bölümlerini iktidar sahibi bir ittifaka dönüştürmeye yardım ederken, alt sınıfları dağıtır ve böler. Böyle bir çarkı kırmak yerine içinde kalıp reform mücadelesi verilirse o hareket birkaç yıl içinde yok olmaya yüz tutacaktır.

Hedef işçilerin iktidarı almasına yardımcı olmaksa bu sadece iktidara el koymuş olan kapitalistlerden bu gücü almakla ve bu da ancak ekonominin demokratikleştirilmesi ve kapitalist devlet aygıtının alaşağı edilmesiyle mümkündür. Bunu uygulamak için ise toplumsal hareketlerin, kitle seferberliklerinin, insanların örgütlenmesinin, karşı bir gücün geliştirilmesinin ve son olarak da halkın içinde yer aldığı yeni kurumların icat edildiği daha kapsamlı bir sol strateji gerekir. Ve ancak bu politikalarla demokratik öz-örgütlenmelere kadar genişleyecek güçlü bir sol hükümetin kapıları aralanabilir.

Emperyalist Federal Almanya’nın hükümet koalisyonunda yer almak sosyalist bir düzene geçiş süreci arasındaki uçurumu daraltmaya hizmet edecekse tercih edilmelidir. Böyle bir koalisyon ortağının programı, yalnızca meclis komisyonlarında değil, inisiyatiflere ve derneklere dayalı taban hareketleriyle birlikte geliştirilmelidir. Bugün bu demokratik ve sosyal idare biçimi mümkün görünmeyebilir fakat sosyal örgütleri destekleyen, inisiyatif ve hareketlerle iş birliği yapan ve insanların sosyal ihtiyaçlarla başa çıkmasına yardımcı olan, ezilenlerin çıkarlarını ve sorunlarını görünür kılmaya çalışan ve bir toplumsal parti haline gelen siyasi bir güç ortaya çıkabilir.

Bütün bu saydığımız çekince, öneri ve temennilerle birlikte Almanya’nın işçiler, kadınlar, LGBTİQ’lar, göçmenler ve tüm ekosistem adına daha iyi bir yer haline gelmesi için SYKP Almanya olarak seçimlerde demokratik, sosyal ve ekolojik bir dönüşümü devrimci biçimde savunan adayları destekleme çağrısı yapıyoruz.

SYKP Almanya

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
YouTube
YouTube
Instagram