fbpx

Nihayet kurtuldu bitmeyen mutlak tecritten! -Algül Umutlu

Bugün 74. doğum günü Elena’nın; 14 Eylül 1947 doğumlu. 74 yılda neler sığdırmış ki o hayata, neler. İşte şimdi bir yenisi başlamakta, acısı çok taze olduğu halde hem de, gözyaşlarını içine akıtıp yeni bir savaşa tutuşmakta

Üç katlı yeşil bir evin çalışma odasındaki koltuklarında oturmuş televizyon izliyorlardı 12 Eylül 1992’de polisler evi bastığında.

Ev, mimar Carlos Andrés Inchústegui Ecolla ile evli olan balerin Martiza Garrido Lecca tarafından yaklaşık üç ay önce kiralanmıştı 500 dolara.

Takip sonucu keşfetmişlerdi evin varlığını birkaç hafta önce Dincote (Peru Terörle Mücadele Şubesi) üyeleri, birkaç haftadır da yakın takibe almışlardı hem evi hem de ev sahiplerini.

Önce genç çiftin aldığı yiyecek paketleri çekmişti dikkatlerini; altı üstü iki kişi nasıl yiyorlar acaba bu kilolarca yiyeceği. Hele de ekmeğin miktarı ve çeşit çeşit likör şişeleri. Hem aldıkları büyük beden çamaşırlar da neyin nesiydi? İkisi de çok sıska değil miydi? Artık didik didik edilmeliydi çöp atıkları.

İçeride, iki yıldır izini sürdükleri halde bir türlü ele geçiremedikleri Aydınlık Yol liderinin varlığından şüphe ediyorlardı ama henüz kesin bir delil yoktu ellerinde. Çöpte her gün bulunan Winston izmaritleri nedeniyle de basılmazdı ki bir ev. İlk defa, Haziran 1990’da Chacarilla’da bastıkları ilk evde aynı sigaradan bir paket buldukları için aşinaydılar bu markaya.

İkinci defa da Monterrico’nun evinde buldukları ünlü video ve fotoğraflarda görmüşlerdi bu sigarayı. Videonun bir sahnesinde, Augusta La Torre’nin cenazesinin fotoğraflarında, Guzmán’ın cebinden bir Winston paketinden sigara çıkardığı görülüyordu.

İlk eşiydi Augusta La Torre, Guzman’ın. 1946 doğumluydu. Komünist Parti saflarında aktif mücadele eden bir anne ve babanın kızıydı. Küçük yaştan beri mitingler, yürüyüşler, toplantılar arasında geçmişti yaşamı. 17 yaşındayken daha bilinçli ve aktif olarak katılmaya başlamış o da anne ve babasının yanında; zaten onlar aracılığıyla tanışmış o zamanlar bir üniversitede felsefe dersleri vermekte olan Abimael Guzman ile de, babasıyla politik tartışmalarda bulunmak için geldiği evlerinde. 1964 yılında da evlenmişler.

Aydınlık Yol hareketini birlikte kurduktan sonra “Nora” kod adını kullanmaya başlamış örgüt içinde, Abimeal de “Gonzalo” adını almış o günden sonra. Örgütün adını duyuran birçok büyük eylemde hep Nora’nın imzası varmış. 1989 yılında ölmüş. Örgütün aynı yıl haziran ayında yapılan kongresinde en büyük ödül olan “Orak Çekiç” nişanıyla ödüllendirmiş kendisini. Kızıl bayraklara sarılı naaşının bulunduğu odada saygı duruşuda bulunmuş yoldaşları. Başta da Gonzalo. Yumruğu sıkılı sağ kolu havada. Ele geçen bu video ve fotoğraflardan sonra dağıtıyorlar zaten onun resmini, tüm ekiplere, o güne kadar bir tek bile yokmuş ellerinde.

***

Winston paketinin dışında bir ilaç kutuları da çekermiş dikkatlerini, bir de evin hiç açılmayan perdeleri. Gece gündüz açılmazmış açılmamasına o perdeler ama o kadar da kalın değillermiş meğer. Geceleri içeride ışık yanınca perdeye yansırmış siluetler. İşte gelen özel birliğin perdeye yansıyan gölgelerden tesbit ettiği sakallı birinin profili. Kalp atışları hızlanmış polislerin. Tanrım ne kadar da benzermiş “Cachetón”a. Kendi aralarında bu isimle çağırırmış polisler onu. Latin Amerika’da kibirli, kendini beğenmiş, burnundan kıl aldırmayan kişiler için kullanılan bir deyimmiş bu.

Yine de temkini elden bırakmamalı, Cachetón’un varlığından iyice emin olmadan girmemeli eve. Birdenbire girilmeli hem de, ne çatışmaya ne direnmeye mahal vermeden. Ölü değil canlı yakalamalı O’nu.

İşte bugün bir eczaneye uğruyor evin sahibi, sedef hastalığının tedavisinde kullanılan bir ilaç istiyor. Heyecan dorukta. Demek ki içeride bizimkisi. Bu fırsat kesinlikle değerlendirilmeli.

Önce iki dedektif giriyor içeri, sonra diğerleri.

Dedektiflerden biri üzerine atıldığında Guzmán şaşkınlığını atamamış henüz üzerinden.

Bunlar da kim? Ne arıyorlar karşısında?

Hemen yanıbaşında olan Elena İparraguirre kavrıyor durumu ondan önce. Canavar gibi atılıyor Abimael’in önüne “Saygılı olun bakalım, karşınızdaki Başkan Gonzalo’dur” diye bağırarak. Hemen üzerine çullanmış o anda odaya doluşmakta olan diğer polisler tekme ve yumruklarla.

İşte o anda “Yeter, sakin olun” diye bağırmış Guzmán, sonra da “Kimsiniz siz?” diye sormuş hiddetle.

“Biz Dincote’uz”, diye yanıtlamış komutan gururla.

“Dincote ha! En iyi üç çocuğumu öldüren sizlersiniz” demiş Guzman acı acı. Canto Grande hapishanesinin ele geçirilmesi sırasında ölen Deodato Juárez Cruzzat ve avukatlar Tito Valle Travesaño ve Yovanka Pardavé’deyi ima ederek.

Bir yandan konuşup, bir yandan odayı ararlar. Sadece üzerinde Mao resmi olan bir rozeti almak istediklerinde itiraz eder Guzman. “Bırakın onu lütfen, değeri çok büyüktür benim için, Mao’nun armağanıdır o bana, Çin’e gittiğimde bizzat Mao Tse Tung tarafından verildi, verin üzerimde taşıyayım.”

Götürüldükleri üste günlerce sorgulanırlar teker teker.

Kimin sanık kimin yargıç olduğu belli olmayan sorgulardır bunlar.

Birdenbire, polislere eşlik ettiği belli olan birine kim olduğunu sorar mesela Elena Iparraguirre. “Ben savcıyım” diye cevaplar o da.

“Kimliğini göster o zaman.”

Hemen çıkarıp gösterir, ama sorgu henüz bitmemiştir.

“Nerelisin sen?” “Iquitos’tan.”

“Çok güçlüyüz biz orada, yıllardır faaliyet gösteriyor Parti o bölgede” diye tehditkâr bir şekilde konuşmaya başlar. Hesabını sorarlar sonra gibisinden. Savcı afallamıştır. Polisler atılır hemen “Yok öyle bir şey, sadece iki hücreleri var bunların!”

Güvenceyi alan savcı devam eder ifade almaya. Ne de çetin cevizdir bu Elena Iparraguirre de ama. Neredeyse korkudan yüreğine indirecekti zavallı savcının.

***

45 yaşında, Aydınlık Yol’un önemli kadın figürlerinden biridir Elena. “Yoldaş Míriam” olarak da bilinir örgüt içinde. Titiz bir araştırmacıdır her şeyden önce, zehir gibi bir beyni, güçlü bir kalemi, militan bir duruşu vardır her zaman.

Guzman’ın sağ kolu da denilir ona.

Hem dostu hem yoldaşı hem de hayat arkadaşıdır O’nun.

Kolay değil bunca zaman el ele yürüyebilmek o engebeli, o dolambaçlı ve sarp yollarda, en zor zamanlarda bile.

İşte yakalanırlarken de yan yanalar. Omuz omuza çatışıyorlar sorgucularla.

Birlikte yargılanıp birlikte dinliyorlar gülümseyerek haklarında verilen ömür boyu hapis cezalarını, sloganlar eşliğinde.

Callao Deniz Üssü’ne kapatılıyor birisi, Ancón bölgesindeki Piedras Gordas hapishanesine diğeri.

Birbirine uzak iki demir kafeste kükreyen iki aslan misali.

Elbette yakalandıklarında resmi nikahları yoktur, hiçbir zaman düzen içi olmamışlar ki. Ancak cezaevinin görüş yasağını aşabilmek için nikah gerek; o da ne, inanılır gibi değil, defalarca reddedilir en doğal istekleri.

2010 yılında, uzun süreli bir açlık grevinden sonra evlenebilirler nihayet 15 dakikalık bir törenle. Evlenirler evlenmesine ama görüş yasağı devam etmektedir hala.

Aslında Peru yasalarına göre her iki ayda bir görüş yapmaları gerekirken yılda bir kere o da zar zor görüşebilirler. Sebep? Müebbet hapisle cezalandırılmışlardır çünkü? Diri diri gömmenin bir başka adı değil mi bu? Görüş hakkı elde edebilmek için bile açlık grevi mi yapılır? Gerekirse yapılıyor işte.

Hiç görülmemiş bir nefret ve intikam politikası yürütülüyordu kendilerine karşı. Durmadan “Terör” suçlamasıyla haklarında davalar açılıyor ama ne bu davalarla ilgili savunmalarını hazırlayabilmeleri için gerekli belgelere ulaşmalarına izin veriliyor ne dışarıdan kitap dergi getirtmelerine ne de birbirleriyle bilgi alışverişi yapmalarına… Yılsınlar isteniyordu. Yorulsunlar isteniyordu. Vazgeçsinler. Unutulup gitsinler…

Ama boşuna bekliyorlardı.

2014 yılı, kasım Elena yeni bir dilekçeyle başvurur Guzman’ın yattığı cezaevi yönetimine. Eşinin, el yazması çalışmalarının kendisine verilerek üzerinde çalışıp düzeltebilmesinin olanaklarının yaratılmasıdır isteği. Siyasi tutsaklarız biz der, elbette siyasi faaliyetlerimize burada da devam edeceğiz, bundan daha doğal ne olabilir ki.

Sadece Guzman’ın yazılarını istemez Elena, Peru Başkan Ollanta Humala’nın o dönemde Kongre’de yaptığı son konuşmasının metnini ve hükümetin ekonomideki yavaşlamayla yüzleşmek için önerdiği “Üretken Çeşitlendirme Planı”nın bir kopyasının kendilerine teslim edilmesini de ister. Eleştirip, alternatif öneriler sunabilmek için elbette bilmek gerek.

Tam Guzman’ı ziyaret edebilmek için her türlü hukuki yollara başvuracağını belirterek bitirecekken dilekçesini, cevabını çok iyi bilse de bir soruyu sormaktan alıkoyamaz kendisini: “Acaba neden 80 yaşının üstünde birine bu kadar kötü davranıyor ve onu tam 22 yıldır Mutlak Tecritte tutuyorsunuz?”

O gün tecridin 22. yılıymış demek ki.

***

7 koca yıl daha geçer üzerinden.

Ve 11 Eylül günü, Elena’nın yattığı cezaevine gelerek verirler haberi Callao Deniz Üssü yetkilileri. Uzun süredir hastaydı, çoktan hazırlamıştı kendisini bu kötü habere zaten. Tedavisi için en küçük pişmanlık belirtisi yeterdi. O ölmeyi yeğledi. “Nihayet kurtuldu” der içinden, “nihayet kurtuldu bu bitmeyen mutlak tecritten.”

Başı dimdik dinler görevlileri, tek bir söz çıkmaz ağzından “O’ndan geriye kalan ne varsa isterim” dışında.

“Ondan geriye kalan ne varsa diye tekrarlar hücresine dönerken tek bir toplu iğnesini bile komam yanınıza. Eninde sonunda alacağım o elyazmalarını da sizden, basıp dağıtacağım herkese, göreceksiniz sizler de.”

Bugün 74. doğum günü Elena’nın; 14 Eylül 1947 doğumlu. 74 yılda neler sığdırmış ki o hayata, neler. İşte şimdi bir yenisi başlamakta, acısı çok taze olduğu halde hem de, gözyaşlarını içine akıtıp yeni bir savaşa tutuşmakta.

İyi ki doğdun Elena, iyi ki doğdun. Bu kavgayı da kazanmadan göçüp gitmezsin bu dünyadan bilirim. Yeter ki “Gonzalo’nun mirası”nı gün ışığına çıkarmana yetecek kadar olsun kalan ömrün. Gerisini nasıl olsa halledersin. Doğum günün kutlu olsun.

Kaynak: Sendika.org

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
YouTube
YouTube
Instagram